Hamza Aktan
Bir ülkede kamu görevlilerinin işlediği suçlara yönelik cezasızlığın boyutları gizli bir uygulama olmaktan çıkıp genel kabul gören bir kültüre dönüşmüşse kamu vicdanı denen olgudan da iyice uzaklaşılmış demektir. Çünkü ortada bu uygulamanın bir ihlal olduğunu, suçtan zarar gören vatandaşın korunmadığını, suç işleyeninse kollandığını devlete hatırlatacak bir kamu ve vicdan ya yoktur ya da çok zayıftır. Türkiye’de artık bir kültüre dönüşmüş cezasızlık politikasını bastıracak, engelleyecek bir kamu vicdanından bahsedilebilir mi peki?
Bu “vicdanın” görünür
olabileceği medya, entelektüel mecralar ve kültür-sanat dünyasındaki baskın
renkler dikkate alındığında sorunun yanıtı olumsuz görünüyor. Bu mecraların ya
sessiz kaldığı ya da KHK ile çıkmışcasına aynı anda beliriveren propaganda dizileri
gibi tam tersine cezasızlık kültürünü güçlendirecek ürünler ürettiği gerçeği
karşısında mevcut olumsuzluk ciddi bir karamsarlığa da dönüşüyor.
Kaideyi bozan istisnalar
Ülkedeki bazı popüler
kültür ikonları işte bu kültürün yansıması olan karanlığı kırabilen, o güç ve
etkileri olan ender figürlere dönüşebiliyor. Kamu vicdanının uykuya daldığı
dönemlerde o uykuyu kaçırtan sesler olabiliyorlar. Fakat Türkiye’nin popüler
kültür sahasının bu açıdan bakıldığında da fazla verimli olmadığı, aksine çorak
kaldığını söylemek gerekiyor.
Ötesinde, Ahmet Kaya gibi
kendi içindeki bir yıldızı bile uykuya dalmış kamu vicdanını uyandırmaya
çalıştığı için linç edip susturan kötücül bir çoraklık bu. O yüzden belki
pasif, sessiz kalsa daha hayırlı olacak bu çoraklık aksine çoğu zaman yine o
çiğ propaganda dizilerinde olduğu gibi devletin agresif bir aracına, sesine
dönüşebiliyor.
“Devlet sanatçılığı”nın bir
ironi değil kurum olduğu, sanatçıların maaşlı olarak devleti temsil ettiği bir
ülkede dolayısıyla popüler kültür dünyasından çıkacak sesler ancak istisna
olabiliyor. Nitekim Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’yı Türkiye’nin popüler kültür
tarihinde birer kahramana dönüştüren gerçek de, o istisna olmayı göze almalarıydı.
Ceylan için ağıt
Sezen Aksu ve Nazan Öncel, o “istisna”lar değil elbette. Ancak çoğu zaman yaptıkları işlerle uykudaki kamu vicdanını uyandırmaya çalışan, buna cesaret edebilen “nadir” isimlerden. Askerin havan topu (veya bombaatar) mermisiyle ölen Kürt çocuğu Ceylan Önkol için Nazan Öncel’in olayın yaşandığı yıl olan 2009’da yaptığı şarkıyla, Sezen Aksu’nun 2012’de yazdığı beste bu anlamda bir kültür haline gelmiş cezasızlık ve toplumsal duyarsızlığa karşı birer ağıt niteliğindeydi.
“Ceylan” isimli iki
şarkının da önemi, cezasızlık politikasının devamında kilit rol oynayan
medyanın artık haber değeri bile vermediği Kürt çocuklarının ölümünü bunu
görmek istemeyen topluma hatırlatmaları, Ceylan ve onun gibi çocukların
ailelerine de bir tür taziye sunmalarıydı. Çünkü cezasızlığın devlet tarafında
devam eden sürekliliğini boşa çıkarmanın sivil toplum açısından bir yolu maktulü
unutturmayıp faili hatırlatmak olabilir.
Bu yol aynı zamanda suçun mağduru ve suçtan zarar görenler için “adalet hakkı” talebini ayakta tutar ve karşılaşılan adaletsizliğin bir daha tekrarlanmaması beklentisini güçlendirir. Çünkü “Ceylan”ı dinleyecek her vatandaş eğer daha önce öğrenmemişse devlete ait askeri malzemenin patlaması sonucu parçalanarak ölmüş 12 yaşındaki bir kız çocuğunun hikâyesiyle tanışacak, nihayet bu ölümden kimsenin sorumlu tutulmadığını, olayın üzerinin adeta bir doğa olayıymış gibi kapatıldığını öğrenecekti. (Hukukun gerçekten işlediği ülkelerde hiçbir doğa olayının da üzeri örtülmez, devletin “kusursuz sorumluluğu” araştırılır.)
Bu yol aynı zamanda suçun mağduru ve suçtan zarar görenler için “adalet hakkı” talebini ayakta tutar ve karşılaşılan adaletsizliğin bir daha tekrarlanmaması beklentisini güçlendirir. Çünkü “Ceylan”ı dinleyecek her vatandaş eğer daha önce öğrenmemişse devlete ait askeri malzemenin patlaması sonucu parçalanarak ölmüş 12 yaşındaki bir kız çocuğunun hikâyesiyle tanışacak, nihayet bu ölümden kimsenin sorumlu tutulmadığını, olayın üzerinin adeta bir doğa olayıymış gibi kapatıldığını öğrenecekti. (Hukukun gerçekten işlediği ülkelerde hiçbir doğa olayının da üzeri örtülmez, devletin “kusursuz sorumluluğu” araştırılır.)
Nazan Öncel yazdığı şarkıyı
aynı yıl seslendirdi, Sezen Aksu da bestesini bir başka popstar’a, Nükhet
Duru’ya okuttu. Ancak ilginçtir iki şarkı da ne beklenen ilgiyi yakalayabildi
ne de umulan duyarlılığı yarattı. Öyle ki çoğu dinleyici, Nazan Öncel’in böyle
bir şarkısının olduğunu, Nükhet Duru’nunsa 2012’de bu şarkıyı seslendirdiğini
ancak yıllar sonra öğrenebildi veya fark etti. O da, Sezen Aksu ile Tarkan’ın
bir araya gelip “Ceylan”ı kendilerinin seslendirmesiyle mümkün oldu.
Aksu ve Tarkan’ın “müdahalesi”
Aksu ve Tarkan’ın “müdahalesi”
İki
popstar, Nükhet Duru’nun beş yıl önce daha ağır ve sade bir müzikle seslendirdiği
şarkıyı bu defa müzisyen Yaşar Gaga’nın
hazırladığı albümde biraz
tuhaf da olsa elektronik altyapıyla ve pop
tarzında yeniden seslendirdi. Nihayet belki Sezen Aksu’nun şarkıyı yazarkenki
amacı da böylece hâsıl olabildi, milyonlarca insan son bir haftada Ceylan
Önkol’u tanıdı, hikâyesini öğrenmek durumunda kaldı.
Sezen Aksu ve Tarkan, bu şarkıyla bir bakıma ana akım medyanın ve mensubu oldukları camianın ezberini de bozdu. Zira kimsenin umursamadığı, yıllar önce olmuş ve hatırlatanı olmayan bir Kürt çocuğunun ölümü yeniden herkese hatırlatılıyordu. Ancak burada bile ana akım medyanın direnci vardı, şarkının anlatıldığı çoğu haberde Ceylan’dan sadece şarkı ismi olarak bahsedildi, şarkının yazılma nedeni olan ölüm olayından, sonrasından konu açılmadı.
Sezen Aksu ve Tarkan, bu şarkıyla bir bakıma ana akım medyanın ve mensubu oldukları camianın ezberini de bozdu. Zira kimsenin umursamadığı, yıllar önce olmuş ve hatırlatanı olmayan bir Kürt çocuğunun ölümü yeniden herkese hatırlatılıyordu. Ancak burada bile ana akım medyanın direnci vardı, şarkının anlatıldığı çoğu haberde Ceylan’dan sadece şarkı ismi olarak bahsedildi, şarkının yazılma nedeni olan ölüm olayından, sonrasından konu açılmadı.
Ceylan’ın ölümünden bahseden birkaç haberde ise çocuğun “meydana gelen bir patlamada” hayatını kaybettiği, kim olduğunu belirtmedikleri “şüpheliler” hakkında ise “görevi kötüye kullanmak” suçundan takipsizlik kararı verildiği anlatılıyordu. Yani sıradan okurun “meydana gelen patlama”nın ne patlaması olduğunu kendisinin anlaması, “görevi kötüye kullanmak” suçununsa “özgü suç” vasfı gereği ancak kamu görevlilerince işlenebileceğini kendisinin çözmesi gerekecekti. Çünkü habercilerin bu detayları yazmasına ne niyetleri ne de takati vardı.
Ülkenin “pop camiası”nın tepkisi de medyasından farklı olmadı. Tarkan ve Sezen Aksu’yla yolları kesişmiş çoğu “ünlü” de dahil olmak üzere “Ceylan” şarkısını paylaşan veya Ceylan Önkol’u hatırlatan kimse çıkmadı. Hemen her “milli” meselede acemi birer MGK üyesi gibi mesajlar paylaşmaktan geri durmayan bu celebrity’ler için Ceylan milli bir mesele değildi anlaşılan. Oysa daha iki ay öncesine kadar iktidar için birbirlerine “sen de var mısın?” diye seslenenlerin bir kez de olsa adalet için aynı çağrıyı yapması gerekmez miydi?
Bu arada, şarkı için tercih
edilen yeni ritimle özü olan ağıt arasındaki belirgin çatışmadan da bahsetmek
gerekiyor. Bir tarafta klasik “yaz hiti” olabilecek bir pop ritmi, diğer
tarafta haksız-hukuksuz bir ölüme, bir çocuğun ölümüne yakılmış bir ağıt
sözkonusu. Dolayısıyla insanların dinlerken gözyaşı dökmekle dans etmek
arasında gidip geleceği tuhaf bir dengesizliği var şarkının. Bu bakımdan
şarkıdaki sözlerle müzik arasındaki çelişki ülkedeki birçok başka dengesizlikle
adeta uyum içinde. Ancak yaşam hakkının önemsenmediği, bu hakkın bizzat
devletçe ihlal edilip adaletin de aranmadığı bir ülkede kulak tırmalayıcı bu
dengesizlik bile önemsiz görünüyor, insan buna rağmen şarkı devletin ve ona adaleti
hatırlatması gereken “kamu”nun kulağına çalınsın istiyor.
Bir şarkı veya popstar elbette ülkedeki büyük adaletsizlik, hukuksuzluk perdesini yırtacak güce sahip olamaz. Ancak bu hukuksuzluğun varlığını duyurabilecek bir potansiyelleri hep var. Sezen Aksu ve Tarkan, şimdi iyi-kötü bu imkânı gösterecek. Milyonlarca insan şu mısraları duyduğunda belki bir ihtimal ülkelerinde bir şeylerin yanlış gittiğinin ayırdına varacak:
Bir şarkı veya popstar elbette ülkedeki büyük adaletsizlik, hukuksuzluk perdesini yırtacak güce sahip olamaz. Ancak bu hukuksuzluğun varlığını duyurabilecek bir potansiyelleri hep var. Sezen Aksu ve Tarkan, şimdi iyi-kötü bu imkânı gösterecek. Milyonlarca insan şu mısraları duyduğunda belki bir ihtimal ülkelerinde bir şeylerin yanlış gittiğinin ayırdına varacak:
Gözlerime astılar seni,
Ceylanım kör oldum ben,
Ne havan topu ne mermi,
Senle vuruldum ben.
* Bianet'te yayınlandı.
