Yandaş Yabancı Medya

Hamza Aktan

Kürtler son bir yıl içinde belki de tarihte hiç olmadıkları ölçüde uluslararası medyanın haber-analiz konusu oldular, olmaya devam ediyorlar. Ancak ne yazık ki yine “akut” sayılacak bir şekilde, çok ciddi insani krizlerle karşı karşıyayken. Ortadoğu’daki dört büyük ulus devletin en ciddi sorunlarından biri olmasına rağmen Kürt sorununun dünya medyasının gündemine girebilmesi için artık kimsenin yüz çeviremeyeceği bir katliam ve saldırı dalgasıyla karşılaşılması gerekiyormuş gibi.  

Kürt sorununun
 uluslararası medya ve toplumun gündemine IŞİD gibi tehditler olmadan, “normal” zamanlarda da -OHAL gibi- girememiş olmasının çok sayıda tarihi, siyasi ve kültürel nedeni var elbette. Her şeyden önce bu sorunun yaşandığı başta Türkiye, diğer ulus devletlerin hem içlerinde hem de dünyaya karşı yürüttükleri etkili dezenformasyon faaliyeti Kürtleri ya uzun süre gözlerden uzak tuttu ya da sorunun yanlış ve yanlı şekilde yansımasına neden oldu. Çok uzun süre, hatta hala Kürt meselesini dünyaya anlatan gazeteci ve akademisyenlerin önemli çoğunluğunu Türk, Arap veya Farslar oluşturuyor. NewYork Times veya Guardian’a PKK’yi yazan isimlerin önemli bir kısmı YÖK tedrisatından geçmiş akademisyenler veya Babıali’nin dil bilenleri oluyor. Hal böyle olunca bu gazetelerdeki metinler de çoğu zaman Hürriyet veya Zaman’dakinden farklı, ileri bir noktada olamadı, olamıyor. 

Savaşı da barışı da haber değil
90’lı yıllarda Med Tv izleyen Türkiyeli Kürtler, Avrupa’daki Kürtlerin yürüyüşlerine, eylemlerine büyük bir gıptayla bakarlardı. Kendi kentlerinde yapamadıkları yürüyüşleri, açamadıkları pankartları Paris, Londra veya Berlin sokaklarında görüyorlardı. Ancak
 uluslararası medyaya yansımasına bakıldığında bu eylemlerin de o zaman düşündüğümüz oranda etki etmediği, umulan algıyı yaratmadığı anlaşılıyor. Ne o zamanın hükümetleri ne de medyası için bu yürüyüşler ya harekete geçmek için yeterince dikkat çekici değildi, ya da zaten o zamanın siyasi konjonktörü kendileri açısından buna elverişsizdi. 

Londra merkezli Türkiye Araştırmalar Merkezi direktörü İbrahim Doğuş anlatıyor:
“İngiliz basınının 90'larda Kürt meselesine ve genel olarak bölgeye bakışında, olaylara ve yaşananların Britanya kamuoyuna yansıtılmasında biraz utangaç davrandığını söylemek mümkün. 1990'larda Türkiye merkezli Kürt meselesi çok önemli süreçler yaşamış olmasına rağmen İngiliz basınının Kürt meselesini yayınlarına taşırken, kısmi eleştirel yaklaşım gösterse de meselenin özünden uzak durduğu söylenebilir.” 

Peki Amerikan medyasında durum neydi, aktivist Kani Xulam’dan özetle:
“Türkiye'de Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde 90’lı yıllarda CIA'in ‘düşük yoğunluklu çatışma’ olarak tanımladığı bir durum vardı. İnsanlar öldürülüyor ve köylerden dumanlar yükseliyordu. The Washington Post'ta, 18. sayfada olsa bile, bu konuya yer ayrılıyordu. Bütün bunlar, Öcalan'ın tutuklanması ve Türk yetkililerle kalıcı barış yolunda ikna edilerek çağrılarda bulunmasının ardından durdu. Başka bir deyişle ajitasyonun haber değeri vardır, savaşın haber değeri vardır, ama umut üzerine inşa edilmiş diyaloğun yoktur.” 
Kani Xulam’dan farklı olarak ben Kürt savaşının da uluslararası medyada ilgi gördüğünü düşünmüyorum. Bugün bile, onlarca Kürt kentindeki OHAL uygulamaları, polis baskın veya saldırılarının 18. sayfalarda dahi yeri olmuyor. 

Time makalesi, CNN dosyası

Oysa Kürtler gibi bir halk için 90’lı yıllarda Hürriyet’teki bir yazıdan çok daha anlamlısı New York Times’ta çıkacak bir makale, BBC’deki bir dosya, Der Spiegel’deki bir söyleşi olacaktı. Türkiye’den görünen manzara, bu konuda “diaspora”daki Kürtlerin de yeterince çaba göstermedikleri veya zaten etkili olamadıkları yönünde. 


Kürtlerin akut zamanlar dışında da dünya medyasında yer almalarını sağlamak, dünyaya bu meselenin Kürtlerin hissettiği kadar ciddi bir mesele olduğunu anlatmak belki her zamankinden daha fazla gerekli. Bunun için ne yapılması gerektiği de Kürtlerin önündeki ciddi sorulardan biri. Avrupa-Amerika’daki Kürtlerin artık entegrasyon çabalarının bir nokta ötesine geçip yerlerinden olmalarına neden olan, gittikleri ülkelere entegrasyonlarını da güçleştiren bu sorunu daha kapsamlı şekilde izah etmeleri,
veya sosyal medya kullanıcısı gençlerin biraz da buna yönelmeleri gerekmiyor mu?  Şimdi bu zor zamanlarda Kobani’yi anlatan CNN muhabiri, Şengal’deki trajediyi yazan Time editörü, Yüksekova’dan polis şiddetini anlatan France 24 haberi, Ağrı’dan bitmek bilmeyen gözaltı operasyonlarını işleyen El Pais dosyası YPG veya Pêşmerge’ye gidecek silah yardımı kadar zaruri çünkü. 20-30 yıl önce olduğu gibi. 

* Özgür Politika'da yayınlandı