Hamza Aktan
Jonathan Powell, 1995-2007 yılları arasında Britanya başbakanı Tony Blair’in başdanışmanlığını yaptı, bu yıllar arasında IRA ile yürütülen müzakerelerde başmüzakereci olarak yer aldı. Silahlı çatışmaların çözümü üzerinde çalışan Inter Mediate isimli düşünce kuruluşunun kurucusu ve yöneticisi olarak başta Ortadoğu, Latin Amerika ve Asya’daki birçok krizin çözüm yolları üzerinde çalıştı. Britanya Başbakanı David Cameron tarafından geçen yıl Libya özel temsilcisi olarak atandı. “Teröristlerle Konuşmak” isimli kitabı Mart 2015’te Türkçe’de yayınlandı. Powell'la yakından takip ettiği Türkiye'deki “çözüm” sürecini İmc Tv için konuştuk.
Jonathan Powell, 1995-2007 yılları arasında Britanya başbakanı Tony Blair’in başdanışmanlığını yaptı, bu yıllar arasında IRA ile yürütülen müzakerelerde başmüzakereci olarak yer aldı. Silahlı çatışmaların çözümü üzerinde çalışan Inter Mediate isimli düşünce kuruluşunun kurucusu ve yöneticisi olarak başta Ortadoğu, Latin Amerika ve Asya’daki birçok krizin çözüm yolları üzerinde çalıştı. Britanya Başbakanı David Cameron tarafından geçen yıl Libya özel temsilcisi olarak atandı. “Teröristlerle Konuşmak” isimli kitabı Mart 2015’te Türkçe’de yayınlandı. Powell'la yakından takip ettiği Türkiye'deki “çözüm” sürecini İmc Tv için konuştuk.
“TERÖRİST” TANIMLAMASININ SORUNLARI
Hamza Aktan: “Teröristlerle Konuşmak”
başlıklı kitabınızın ismiyle başlamak istiyorum. Kimileri başlığı rahatsız
edici bulabilir, özellikle bu türden çatışmaları çözmek mevzu bahis olduğunda.
Neden sizin gibi bir diplomat böyle bir başlığı seçer? Neden barış yapmaya
çalıştığınız kişileri “terörist” olarak tanımlamayı tercih ettiniz?
Jonathan
Powell: Evet, iyi bir noktaya değindiniz. Kitapta da belirttiğim gibi
“terörist” pek faydalı bir kavram değil, zira terör, hükümetler, bireyler,
silahlı örgütler tarafından kullanılan bir taktiktir ve aslında hiçbir şeyi
tanımlamaz, çoğu zaman bir hakaret olarak, bir grupla konuşmayacağınızı açıkça
belli etmek için kullanılır. Örneğin Amerikan hükümeti Maoistleri terörist
olarak listeledi ancak bu, onların seçimleri kazanmasını engellemedi. Bu
yalnızca Amerikalıların onlarla konuşmayacağı anlamına geliyordu. Yani
çoğunlukla onlara “terörist” demek faydalı olmuyor. Sanırım ben de bu kitaba
“önemli politik desteği olan, politik amaçları için terörü kullanan devletsiz
silahlı gruplarla konuşmak” diyebilirdim ama kapağa sığmazdı. “Terörist”
hepimizin kullandığı bir kelime. “Terörist” dediğinizde insanlar neden
bahsettiğinizi biliyorlar. Yani bence bunu kullanmaktan çekinmeye gerek yok,
çünkü insanların kullandığı bir kelime. Bizim burada konuştuğumuz, bu silahlı
devletsiz gruplarla hükümetler arasında nasıl barış yapılabileceği.
“TERÖRİST HİÇBİR ŞEYİ TANIMLAMIYOR,
FAYDALI BİR KAVRAM DA DEĞİL
FAYDALI BİR KAVRAM DA DEĞİL
Hamza Aktan: Bu tanımlamanın Türkiye
için de bir anlaşmaya varmayı zorlaştırdığını ya da en azından kamuoyunun
algısını değiştirmeyi zorlaştırdığını düşünüyor musunuz?
Jonathan
Powell: Öyle olması gerekmiyor, çünkü bu süreç her zaman vardır. Biliyorsunuz
biz de IRA’ya “terörist” dedik, teröristlerdi, insanları havaya uçurdular ve
masum sivilleri öldürdüler. Bir aşamada Gerry Adams ve Martin McGuinness’in
İngiliz televizyonunda görünmesine izin verilmiyordu. Ama barış süreci
sırasında onları bu itibarsızlaştırmaktan çıkarmak gerekiyordu. Böylece terörist
kavramı kullanılmamaya başlandı. Aynı şey Kolombiya’da FARC ile oldu. Yani bu
hep yaşanması gereken bir süreç. Her zaman düşmanlarınıza “terörist” gibi
korkunç şeyler söylersiniz ancak barış yaptığınız zaman onlar için
kullandığınız tanımlamaları değiştirirsiniz.
ÇÖZÜM SÜRECİ TELESKOPTAN BAKARSANIZ
BAŞARILI
Hamza Aktan: Türkiye’ye gelelim. Pek çok kez Türkiye’deki barış sürecinin, en azından gelinen aşamada, başarılı bir süreç olduğunu söylediniz. Neden başarılı olduğunu düşünüyorsunuz?
Hamza Aktan: Türkiye’ye gelelim. Pek çok kez Türkiye’deki barış sürecinin, en azından gelinen aşamada, başarılı bir süreç olduğunu söylediniz. Neden başarılı olduğunu düşünüyorsunuz?
Jonathan
Powell: Bir mikroskoptan bakmak yerine mesafe alarak bir teleskoptan
bakarsanız, böyle. Siz burada her gün “geçen hafta ne oldu? Dün ne söylendi?”
diyerek yakından bakıyorsunuz ve bir iyi, bir kötü buluyorsunuz. Aynı şey Kuzey
İrlanda’da bize de oldu. İnsanlar bazen aşırı iyimser bazen de aşırı kötümser
oluyorlar. Ancak uzun vadedeki gelişmelere bakmak gerekir. Bugünkü duruma
bakarsanız bu 10 yıl öncesinden tamamen farklı. 10 yıl önce MİT müsteşarının
Öcalan ile konuşacağını tahayyül edebilir miydiniz? Hayır. Ben iyimserim zira
bu değişimin uzun vadedeki eğilimlerine bakıyorum. Bunun yanı sıra kitapta da
belirttiğim gibi bir müzakerede başarılı bir sonuca ulaşmayı sağlayan iki koşul
var. Bunlardan biri iki tarafa da acı veren bir çıkmazda olmak, yani iki taraf
da kazanamıyor ve acı çekiyor. Bir diğer koşul da güçlü liderliklerin olması. Türkiye’de
bu iki koşul da mevcut.
NE TÜRKİYE PKK’Yİ, NE PKK TÜRKİYE’Yİ
YENEBİLİR
Hamza Aktan: Sizce Türkiye’de bu
aşamaya varıldı mı? Yani tarafların silahlı mücadeleyle yenilemeyeceğinin
anlaşıldığı bir aşamaya gelindi mi?
Jonathan
Powell: Evet, bence böyle. Ne PKK Türkiye devletini yenebilir ne de Türkiye
devleti PKK’yi yenebilir. Hele ki PKK Kuzey Irak’ta yahut başka bir yerde
oldukça… Bunu yapmak mümkün değil. Biz de IRA ile aynı durumdaydık. 1980lerde
İngiliz ordusu IRA’yı belli bir şiddet seviyesinde tutabileceğini ama onu yok
edemeyeceğini, tümüyle yenemeyeceğini farketti. IRA da 1985’te aynı sonuca
vardı. Çok genç yaşta katılan Adams ve McGuinness savaşma yaşını aşmışlardı ve
aslında sonsuza dek böyle devam edebileceklerini düşünmüyorlardı. Ne yenebilecek
ne de yenileceklerdi. Oğullarının, kızlarının, kuzenlerinin öldürüldüğünü, tutuklandığını gördükçe bunun da sonsuza dek
gidebileceğini gördüler. İşte bu aşamada insanlar barış istiyor.
SADECE ÖCALAN’LA OLMAZ , PKK VE HDP DE DAHİL OLMALI
Hamza Aktan: Türkiye’deki süreci çok yakından gözlemliyorsunuz. Sizce bu sürecin karşılaştığı en önemli sorun nedir?
Hamza Aktan: Türkiye’deki süreci çok yakından gözlemliyorsunuz. Sizce bu sürecin karşılaştığı en önemli sorun nedir?
Jonathan
Powell: Bence olası sorunlardan biri sürecin yapısıyla ilgili. Kuzey İrlanda’ya
geri dönersek, oradaki tüm yazışmaları, hükümet metinlerini okudum. Buradan
gördüğüm, sabit/sağlam bir sürecin önemiydi. Eğer bir süreç içindeyseniz
insanlar barışı umut edebilirler. Eğer güçlü bir süreciniz yoksa bir çekme gücü
oluşur ve bu şiddetle dolar. Yani sağlam bir süreç ortaya koymak çok önemlidir.
Türkiye’de Hakan Fidan ile Öcalan’ın görüşmesine dayanan bir ayak var, bu çok
önemli ve büyük bir başarı, ancak bu işin yalnızca bir ayağı. Bunun yanısıra
HDP ve dağlardaki gerillalar var. Yani bence üç ayağın da var olduğu sağlam bir
durum, yalnızca tek ayaklı bu durumdan daha çok hayatta kalma şansına sahip
olur.
Hamza Aktan: Yani bu açıdan, HDP ve
dağlardaki gerillalar daha çok dâhil olmalılar değil mi?
Jonathan
Powell: Evet, bence üç ayaklı bu durum tek ayaklı olan halinden çok daha sağlam
olur.
HALKI KENDİNİZLE BİRLİKTE HAREKET
ETTİRMELİSİNİZ
Hamza Aktan: Kamuoyu algısını ele
alırsak, kimilerine göre bu algıyı değiştirmek, örneğin Kürtler ve talepleri
hakkındaki algıyı değiştirmek çok zor. Siz Britanya'da bu değişimi nasıl
sağladınız?
Jonathan Powell: Bu biraz daha farklıydı çünkü İngiltere’deki çoğu insan İrlanda’daki sorunları önemsemiyordu, onlar sadece şiddetin durmasını istiyordu. Bu açıdan Türkiye’de olan durumdan farklıydı ancak yine de halkı sizinle birlikte hareket ettirmelisiniz. Yine Kolombiya ve barış sürecini ele alırsak, Kolombiyalılar FARC’tan nefret ediyorlardı, oradaki gerillalar korkunç şeyler yapmıştı ve başkanın bu algıyı değiştirmesi zaman aldı. Bu bir günde olacak bir şey değil. Çoğu zaman insanlar çok önceden, barış sürecinden önce hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu bir gecede olamaz ancak ülkeyi yönetenlerin güçlü bir liderlik yapması gerekir ki insanlara artık uzlaşma zamanının geldiğini gösterebilsinler. Bu süreçte geçmişi ardınızda bırakıp yalnızca geleceği düşünebilmek için bir çizgi çekmeyi bilmek gerekiyor. Sorun şu ki bu durumlarda hep tarihe, bu çatışmanın sebebi olan yaslara geri dönülüyor. Afrika’da Adalet ve Uzlaşma Komisyonu’nda yaptıkları gibi geçmişi arkada bırakıp geleceğe bakmak için bir çizgi çekebilmek gerekiyor.
Jonathan Powell: Bu biraz daha farklıydı çünkü İngiltere’deki çoğu insan İrlanda’daki sorunları önemsemiyordu, onlar sadece şiddetin durmasını istiyordu. Bu açıdan Türkiye’de olan durumdan farklıydı ancak yine de halkı sizinle birlikte hareket ettirmelisiniz. Yine Kolombiya ve barış sürecini ele alırsak, Kolombiyalılar FARC’tan nefret ediyorlardı, oradaki gerillalar korkunç şeyler yapmıştı ve başkanın bu algıyı değiştirmesi zaman aldı. Bu bir günde olacak bir şey değil. Çoğu zaman insanlar çok önceden, barış sürecinden önce hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu bir gecede olamaz ancak ülkeyi yönetenlerin güçlü bir liderlik yapması gerekir ki insanlara artık uzlaşma zamanının geldiğini gösterebilsinler. Bu süreçte geçmişi ardınızda bırakıp yalnızca geleceği düşünebilmek için bir çizgi çekmeyi bilmek gerekiyor. Sorun şu ki bu durumlarda hep tarihe, bu çatışmanın sebebi olan yaslara geri dönülüyor. Afrika’da Adalet ve Uzlaşma Komisyonu’nda yaptıkları gibi geçmişi arkada bırakıp geleceğe bakmak için bir çizgi çekebilmek gerekiyor.
GERİLLA GEÇMİŞTEKİ KAYIPLARIN TÜM
BUNLARA DEĞER OLDUĞUNU HALKA ANLATMALI
Hamza Aktan: Bu durum Kürt kamuoyu açısından da aynı mıdır? “Kamuoyu”ndan bahsettiğimizde genelde hükümete yakın kamuoyundan bahsediliyor, diğerleri görmezden geliniyor. Diğerleri için durum nedir? Örneğin Kürtler de kendilerine saldıran, temel insan haklarını ihlal eden bir hükümetle, bir devletle barış süreci içinde olmaktan pek de rahat olmayabilirler.
Hamza Aktan: Bu durum Kürt kamuoyu açısından da aynı mıdır? “Kamuoyu”ndan bahsettiğimizde genelde hükümete yakın kamuoyundan bahsediliyor, diğerleri görmezden geliniyor. Diğerleri için durum nedir? Örneğin Kürtler de kendilerine saldıran, temel insan haklarını ihlal eden bir hükümetle, bir devletle barış süreci içinde olmaktan pek de rahat olmayabilirler.
Jonathan
Powell: Ben buna şöyle bakıyorum; iki farklı anlatıma ihtiyacınız var. Aynı
olmayan ama çatışmayan iki anlatım olmalı. Hükümet insanlara neden barış
yapmaya ihtiyaçları olduğunu ve gerillalar da insanlara neden geçmişteki
çatışmanın tüm bunlara değer olduğunu anlatmalı. Yani neden onca insanın
öldüğünü ve ne elde edildiğini anlatmalı. Adams ve McGuinness’i ele alırsak,
sonuçta birleşik İrlanda yoktu ve ulaşacaklarını söylediklerine ulaşamamışlardı
ancak yine de barış yapıyorlardı. IRA’nın tarafında onca insan ölmüştü ve yine
de barış anlaşması imzalanıyordu. Bunu yapmak zor ama dünyanın pek çok yerinde
bunun başarıldığını görüyoruz. İki uyumlu anlatıma ihtiyacımız var ki insanlara
bu anlatılabilsin.
YALNIZCA İKİ KİŞİYLE NEREYE KADAR
GİDİLEBİLECEĞİ ÖNEMLİ BİR SORU
Hamza Aktan: CNN Türk'le röportajınızda MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı başarılı bir müzakereci olarak gördüğünüzü söylediniz. Peki, PKK’nin lideri için ne dersiniz? Son 3 yıldaki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hamza Aktan: CNN Türk'le röportajınızda MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı başarılı bir müzakereci olarak gördüğünüzü söylediniz. Peki, PKK’nin lideri için ne dersiniz? Son 3 yıldaki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Jonathan
Powell: Elbette uzaktan gözlemliyorum ve bu alanda bir uzmanlığım varmış gibi abartmak
istemem ancak bence iki taraf da gelinen aşamada başarılı birer müzakereciydi.
Çünkü başardıkları, yüzlerce saat çatışma hakkında ve başka pek çok daha geniş
konuda konuşarak bir ilişki yahut bir güven kurmaktı. Bu güven bir sonuca
ulaşmak için çok büyük bir öneme sahip. Bence bu ilişkinin her iki tarafı da
süreci ilerlettiler. Ancak soru şu ki, yalnızca iki kişi tarafından inşa edilen
bir ilişkiyle bütün bir süreci inşa edip edemeyeceğiniz.
PKK ASKERİ, HDP POLİTİK MESELELERİ
GÖRÜŞMELİ
Hamza Aktan: Kesinlikle. Peki, HDP ve
PKK sürece bu şekilde dâhil olabilseydi onların rolü ne olurdu?
Jonathan
Powell: Alışıldığı üzere başka yerlerde de olan, politik partinin politik
meselelerde müzakere yürütmesidir. Kuzey İrlanda örneğinde bu Sinn Fein’di. Onlar
politik meseleleri müzakere ettiler ve IRA yalnızca silahların bırakılması gibi
askeri meseleleri müzakere etti. İspanya ETA örneğinde, politik parti Batasuna
politik meseleleri müzakere ederken ETA çatışmanın sonucu denen meseleleri yani
silahlar, savaşın durması, tutuklular gibi konuları müzakere etti. Geleneksel
ayrışma böyledir. Bu durumda gerillalarla bu konular müzakere edilirken HDP ile
de politik meseleler müzakere edilir.
TÜRKİYE AB’YE GİRMEYE HAZIRSA İKTİDAR
PAYLAŞIMINA DA HAZIR OLMALI
Hamza Aktan: Türkiye devletinin yönetim sistemiyle ilgili bir tartışma da var. Kimileri Türkiye’nin henüz Kürt meselesinin Ankara’dan Kürt şehirlerine doğru bir iktidar paylaşımını gerektiren çözümüne hazır olmayan bir ulus devlet olduğunu düşünüyor. Siz Türkiye’nin bir ulus devlet olarak bu sorunu çözmeye, iktidarı paylaşmaya gerçekten hazır olduğunu düşünüyor musunuz?
Hamza Aktan: Türkiye devletinin yönetim sistemiyle ilgili bir tartışma da var. Kimileri Türkiye’nin henüz Kürt meselesinin Ankara’dan Kürt şehirlerine doğru bir iktidar paylaşımını gerektiren çözümüne hazır olmayan bir ulus devlet olduğunu düşünüyor. Siz Türkiye’nin bir ulus devlet olarak bu sorunu çözmeye, iktidarı paylaşmaya gerçekten hazır olduğunu düşünüyor musunuz?
Jonathan
Powell: Yine uzmanlığım varmış gibi yapmak istemem ama bana kalırsa Türkiye
AB’ye katılmaya hazır ve ben Türkiye’yi AB’de görmek isterim. Eğer Türkiye
AB’ye girmeye hazırsa iktidarı paylaşmaya da hazır olmalıdır. AB’de biz ikame
devrinden, âdemi merkeziyetçilikten gücü olası en aşağı seviyeye devretmekten
bahsediyoruz. Bence bu AB’deki bir Türkiye için AB’deki diğer ülkeler kadar
geçerlidir.
Hamza Aktan: Oysa hükümet kısa zaman
önce bunun tam aksini yaptı. İki hafta önce atanmış valilere seçilmiş Kürt
belediye başkanlarından çok daha fazla güç sağlayan yeni yetkilerin verildiği
bir yasayı Meclis'ten geçirdi. Bunu nasıl ele almalıyız?
Jonathan
Powell: Bu durumlar genel, tek bir yönde ilerlemezler. Çoğunlukla çeşitlilik
gösterirler, ileri geri giderler. Örneğin biz Britanya'da Tony Blair başbakan
olunca İskoçya’ya büyük bir iktidar ve ayrı hükümet verdik ve Kuzey İrlanda’ya
da barış sürecinden sonra önemli bir iktidar verdik. Bunlar önemli güç
anlaşmalarıydı, bütçe kararları gibi pek çok karar onlara ait. Bunların bir
gecede olabileceğine ve tek yönde ilerlediğine de inanmıyorum. Bazı güçler
merkeze gider, bazıları gitmez. Ancak bana kalırsa modern dünyada pek çok
devlet olası en aşağı seviyede bir iktidar devrine yöneliyor.
Hamza Aktan: Türkiye’de de bunu
gözlemliyor musunuz? Türkiye buna yönelebilir mi?
Jonathan
Powell: Eğer Türkiye AB’ye katılacaksa -ki umarım katılır, eğer Kürt sorununu
çözecekse bunu yapmak zorunda. Yani belki de bunun olmasını sağlayan motive
edici faktörlerdir. Ancak bu her zaman kolay bir geçişle olmaz, engeller
vardır.
3. TARAF HÜKÜMETLERCE İSTENMEZ AMA ÖNEMLİ ROL OYNARLAR
Hamza Aktan: Türkiye’deki büyük sorunlardan
biri de müzakeredeki üçüncü taraf. PKK pek çok kez üçüncü tarafa, gözlemci bir
STK yahut bir ülkeye ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Türkiye bunu henüz
gerçekleştirmedi. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Jonathan
Powell: Hükümetler çoğu zaman üçüncü tarafa karşı dirençli olurlar. Bir
hükümetin yahut bir yabancının gelip de müdahil olmasından hoşlanmazlar. Bu
onlar için müzakereyi karmaşıklaştırır. Aslında üçüncü tarafın olması
kesinlikle gerekli değildir. Örneğin Güney Afrika örneğinde, anlaşmaya üçüncü
taraf olmadan ulaşıldı. Ancak kitapta son 30 yıla baktığımızda görüyoruz ki
üçüncü taraf olduğunda bir anlaşmaya varmak çok daha kolay oluyor. Üçüncü taraf
varsa süreç başarıya ulaşmakta çok daha fazla şansa sahip. Eğer farklı
açılardan düşünüyor ve bir anlaşmaya varmak istiyorsanız bu, hükümetlerin
düşünmesi gereken bir durumdur. Kuzey İrlanda’da İngiliz hükümeti üçüncü
tarafın olmasına karşı direndi ve sonra George Mitchell sürece bir tür hakem
gibi dâhil oldu ki iki tarafın da kabul ettiği bağımsız biriydi. Futbol gibi
bir oyunda da hakeme ihtiyaç vardır. Ve bu bize yardımcı oldu. Anlaşmaya varmak
çok daha kolaylaştı. Ayrıca üçüncü tarafın varlığı anlaşmanın uygulanmasında da
faydalı oldu. Anlaşmanın hayata geçirilmesi onu gözlemleyen, olanları doğrulayan
biri var oldukça çok daha kolaydır. Örneğin IRA silahlarını asla İngiliz
ordusuna bırakmazdı, ancak bir üçüncü tarafa, Kanada’ya bırakırdı. Bence üçüncü
taraflar önemli bir rol üstlenebilirler. Çoğu zaman hükümetler önce direnirler
ancak sonra bunu kabul ederler.
SABIR VE SÜRECİN VARLIĞINI SÜRDÜRMEK
ÇOK ÖNEMLİ
Hamza Aktan: Herhalde özellikle son üç
yıldır Türkiye yetkilileriyle daha sık görüşüyorsunuz. En sık neleri soruyorlar
ve onlara ne tür tavsiyelerde bulunuyorsunuz?
Jonathan
Powell: Türk yetkililerle çok sık görüştüğüm söylenemez, örneğin Hakan Fidan’la
en son bir yıl önce görüşmüştüm, o yüzden Türk yetkililerle olan ilişkimi
abartmak istemem. Ancak sanırım tavsiyem şu olurdu; sabır. Bu işler hep
sandığınızdan daha çok vakit alır. Bir parmak şaklatmakla olacak çözüm yok.
İnsanlar hızlı çözümler isterler ama gerçek dünyada böyle olmaz, daha fazla
zaman alır. Yani sabırlı olmanız gerekir. Kuzey İrlanda’yı ele alırsak, 1998’de
Good Friday anlaşmasını imzaladığımızda onu hayata geçirmemiz 9 yılımızı aldı.
Bu bizim tahayyül ettiğimizden çok daha uzun bir zamandı. Böylesine hamlelerle
anlaşma yapan başka yerlerde, örneğin Oslo anlaşmasını yaptığımız Ortadoğu’da
kimse bunu hayata geçirmek için çaba harcamadı ve anlaşma çöktü. Yeniden 2.
intifada dönemi oldu. Bunu hayata geçirmeye hazır olmalısınız. Değinmek
istediğim ikinci nokta da sürecin önemidir. Hayatta kalacak bir şey inşa etme
isteğiniz olmalı. İsrail’in önceki başkanı Şimon Perez şöyle diyordu: “Barış
sürecinin sonuçları ne olacak biliyoruz, toprak açısından, mülteciler ve Kudüs
açısından da ne olacağını biliyoruz ama oraya varmamızı sağlayacak bir barış
sürecimiz yok. İyi haber tünelin sonunda ışık olması, kötü haberse bir tünelin
olmaması.” İşte bu tüneli inşa etmek bizim görevimiz, moderatörlerin,
müzakerecilerin yapması gereken şudur; sizi sonuca götürecek bir süreç inşa
etmek.
AB VE ABD DAHA FAZLA DESTEK VERMELİ
Hamza Aktan: Türkiye’de bu sürece dâhil
olmanız resmi olarak hiç istendi mi? Türk yetkililer ya da Kürtler
tarafından…
Jonathan
Powell: Hayır henüz değil yani hiç böyle bir talep olmadı.
Hamza Aktan: Siz dâhil olmak ister
miydiniz?
Jonathan
Powell: Elbette yapabileceğim her yardımı yapmak isterim ama bunu
yapabileceğimi söyleyecek kadar da kibirli değilim; ne Türkçe ne Kürtçe
konuşabiliyorum, yardımcı olabilecek doğru insan olduğumdan emin değilim.
Elbette elimden gelen her desteği verirdim. Bana kalırsa Avrupa hükümetleri ve
ABD barış sürecini şuan olduğundan daha çok desteklemeli.
Hamza Aktan: Onların performanslarını
nasıl değerlendiriyorsunuz? AB pek de aktif değildi bu süreçte...
Jonathan
Powell: Evet kesinlikle. Geride duruyor ve müdahil olmak istemiyorlar. Aslında
bu gibi durumlarda demokratik hükümetler için pek çok insana zarar vermiş böyle
gruplarla konuşmak zordur. Ancak ne kadar destek alırsanız bunu yapmak o kadar
kolaylaşır. Kuzey İrlanda’da Bill Clinton’ın desteği, yardım etmek için
gerçekleştirdiği telefon görüşmeleri çok faydalıydı. Bence Türkiye de bizim
barış sürecinde sahip olduğumuz bu uluslararası desteği alabilmeli.
IŞİD SADECE KÜRT MESELESİNİ DEĞİL PEK
ÇOK SORUNU KARMAŞIKLAŞTIRIYOR
Hamza Aktan: Bu meselenin en ciddi
konularından biri de IŞİD. Irak ve Suriye’de bu örgütle yaşanan çatışmalar birçok
şeyi, hatta Ortadoğu’nun haritasını bile değiştirdi. Burada da oldukça
çelişkili bir durum oluyor zira pek çok Kürt, Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğine
inanıyor. IŞİD'se şu anda Kürtlere saldırıyor, katliamlar yapıyor, şehirlerini
ve köylerini işgal ediyor. Bir yandan barış süreci devam ederken bu çelişkili
durumu Kürtler yahut yabancılar nasıl algılayabilir? Türkiye’nin IŞİD'i
desteklediğinden elbette yüzde yüz emin olamayız ama büyük bir şüphe var. Bu
konuda ne söylemek istersiniz?
Jonathan
Powell: Şahsen Türkiye’nin IŞİD'i desteklediği iddiasından şüphe duyarım.
IŞİD’in yaptığı korkunç bir şey. Görüyorum ki Türkiye’de komplo teorileri çok
sık dile getiriliyor, insanlar gerçekte olanlardan başka teorilerle
ilgileniyorlar. Şu doğru ki Kürtler Kobanê’deki mücadeleleriyle, IŞİD’i oradan
kovmalarıyla dünya çapında büyük saygı kazandılar. Bence IŞİD yalnızca Kürt
meselesini değil pek çok meseleyi daha karmaşık hale getiriyor. Ama Türkiye’nin
bir fırsatı olduğunu düşünüyorum, çünkü şimdi PKK ve kuzey Suriye Kürtleriyle
olan ilişkiler bağlantılı halde ve ikisi de Türkiye için birer sorun. Bu
durumda barış sürecinde PKK ile ilerleme kaydettiğinizde kuzey Suriye
Kürtleriyle de ilerleme kaydedebileceğiniz bir durum ortaya çıkıyor. Bu da
Türkiye’nin Suriye politikalarında epey faydalı olur. Hepimiz Esad’ın gitmesini
istiyoruz. Esad’ın gittiğini ve IŞİD'in yenildiğini görmek istiyorsanız tüm
bunları idare edebileceğiniz bir bölgenin olması çok büyük fayda sağlar. Yani
bana kalırsa şu an iki olumsuz durum var gibi ama barış sürecinde ilerleme kat
edilirse iki olumluya dönüşebilir bunlar.
SÜREÇTEKİ İLERLEMELER SURİYE
POLİTİKASINA DA OLUMLU ETKİ EDER
Hamza Aktan: Ancak Türkiye Suriye’deki
Kürtlere ulaşmaya çalışmadı. IŞİD Erbil’e saldırırken bile Türkiye hiçbir tepki
vermedi, oradaki Kürtlere yardım etmedi. Barzani bile bundan şikâyet ediyordu.
Bu açıdan, Türkiye’de en azından genel algı Kürtleri herhangi bir yerde askeri
olarak başarılı görmek istemediği yönünde.
Jonathan
Powell: Bu tümüyle haklı değil. Türkiye’nin açıkça PYD’ ye gidecek silahlar
hakkında, onların PKK’nin eline geçmesi yönünde, tedirginlikleri var. PKK’nin o
silahlarla çatışmasından tedirgin oluyorlar. Bu tedirginliklerini
anlayabiliyorum. Ama yine de Türkiye peşmergenin savaşmaya gidebilmesi için bir
kanal açtı, silahların da geçmesine izin verdi. Ancak dediğim gibi, barış
sürecinde ilerleme kat edilirse negatifler pozitif olabilir, bu ilerleme Suriye
politikasına da etki eder. Birlikte iyi ilerleyebilirler.
GERÇEKTEN SİLAH BIRAKMAK DEĞİL, AMACA
ULAŞMANIN YOLU OLARAK SİLAH BIRAKMAK
Hamza Aktan: IŞİD'in varlığından önce
muhtemelen PKK’nin silahsızlanması çok daha kolay olurdu. Şimdi daha önce
olduğundan çok daha karmaşık. Bu durumda PKK ne yapmalıdır? Onlardan ne
bekleyebiliriz?
Jonathan
Powell: Elbette tüm çatışmalar farklıdır. Burada koşullar farklı. PKK
Suriye’de, Irak’ta, İran’da farklı biçimlerde savaşıyor. Elbette bu silahlarla
orada da savaşmak isteyecekler, bu doğru. Ancak ne kadar farklı olursa olsun
silahsızlanma sorunu neredeyse tüm ülkelerle aynı hale geliyor. Örneğin
Kolombiya’da barış sürecinin sonuna yaklaşılırken silahlar mevzu olduğunda hala
silahlı bir arka planı olan bir politik partinin varlığına hazırlıklı
değillerdi. Diğer politik partiler bu partiyle rekabet etmeye hazır değildi.
Kuzey İrlanda’da da durum aynıydı. Silahları bırakmaya ikna etmek her zaman
zordur. Örgütler hükümetin kendi payına düşenleri yapacağından tümüyle emin
olmadıkça silah bırakmak istemezler. Çoğu zaman hükümetin kendi payına düşeni
yapmayacağına dair tarihsel gerekçeleri vardır. Çoğunlukla bir ardışıklık
haline ulaşırız, yani bir baledeki gibi bir tür koreografi vardır. İki taraf da
ufak adımlar attıkça süreç ilerler, silahlar bırakılır ve anlaşmaya
varabilirsiniz. Bu süreç çoğunlukla müzakerelerin en zor sürecidir. Öncesinden
çok daha ağır çalışmak gerekir. Bence Suriye ve Irak’ta çatışırken de
gerillaların silah bırakmasının bir yolu bulunabilir. Herkes her zaman daha çok
silaha sahip olabilir. Maalesef dünyamızda silah almak kolay. Ben Libya’da
çalışıyorum, çok fazla silah orada da var. Ancak burada mevzu bahis olan
gerçekten silahları bırakmaktan çok amacına ulaşmanın bir yolu olarak silahları
bırakmaktır. Anahtar nokta budur. PKK “biz artık silahlı zafer peşinde
olmayacağız, hedeflerimiz için politik mücadele vereceğiz” diyebilir ve bu her
şeyi dönüştürür. Bu tür gruplar için en önemli anlardan biri silahlı bir grup
olmaktan politik bir grup olmaya geçişleridir. Bunu IRA’da gördük; IRA Sinn
Fein’in ne yapacağından sorumluydu ancak zamanla Sinn Fein IRA’dan daha önemli
hale geldi. Sonuçta Kuzey İrlanda'da hükümet oldular ve en büyük ikinci
partiydiler. Bu olduğu zaman Sinn Fein IRA’dan çok daha önemli konuma geldi.
İspanya’da aynı durumu ETA ve Batasuna arasında gözlemledik. Gruplar bunu
gerçekleştirmediklerinde, örneğin Sri Lanka’da Tamil Kaplanları bu değişimi
gerçekleştirmekte başarısız oldu ve başarılı bir barış anlaşmasına
ulaşamadılar.
POLİTİK SORUNLARA POLİTİK ÇÖZÜMLER
BULMAK ZORUNDASINIZ
Hamza Aktan: Türkiye’nin kimilerinin
tabiriyle “Sri Lanka modeli”ni örnek alması olası bir tehlike midir sizce?
Jonathan
Powell: Böyle düşünmüyorum. Kastettiğiniz, askeri olarak yenilgiye uğratmak
değil mi? Böyle olacağını düşünmüyorum çünkü bir “Sri Lanka modeli” olduğuna
inanmıyorum. Sri Lanka’ya bakarsanız çok ilginçtir. Norveçli müzakerecilerle
konuşursanız size Tamil Kaplanları'nın askeri liderinin hep askeri bir dahi
olarak görüldüğünü söyler. Sonuçta askeri bir budala halini almıştır. Gerilla
yöntemiyle savaşmak yerine Sri Lanka ordusuna karşı sabit savaşmayı tercih
etmiş ve yenilmiştir. Eğer gerilla yöntemiyle savaşıyor olsaydı hala oralarda
bir yerde savaşıyor olurdu. Yani buna itimat edemezsiniz. İkinci olarak, Sri Lanka
hükümeti tarafından Tamil Kaplanlarını bitirmek için kullanılan yöntemler bir
demokraside kullanılabilecek yöntemler değildir. Bir batı ülkesinde böylesine
bir katliamı gerçekleştiremezsiniz. Yani bunun da burada olası olduğunu
düşünmüyorum. Ancak en önemlisi, meselenin politik yönü olan üçüncü noktadır.
Bu çatışmalarda eğer politik bir mesele varsa o zaman ona politik bir çözüm
bulmak zorundasınızdır. Sri Lanka’da politik bir çözüm bulmaya çalışmadılar
bile. Bu yüzden eski hükümet yeniden seçilemedi ve yerine Tamil desteğiyle
seçilenler geldi. Yani Sri Lanka modeli diye bir şey olduğuna inanmıyorum.
Geçtiğimiz 30 yıla hatta 100 yıla baktığımızda görüyoruz ki tüm bu çatışmalar
sonuçta askeri olarak değil politik olarak çözülmüştür.
HDP’NİN BARAJI AŞMASI ÇÖZÜME KATKI
SAĞLAR
Hamza Aktan: Türkiye yakında çok
önemli, tarihi bir seçime tanıklık edecek.
Ana tartışmalardan biri HDP’nin barajı geçip geçmeyeceği. Kürt
parlamenterler barajı geçemez ve meclis dışında kalırsa ne olur? Bunun barış
sürecine ne gibi etkileri olur?
Jonathan
Powell: Ben gelecek ay içinde gerçekleşecek İngiliz seçimlerini bile
öngöremiyorum, yani Türkiye’deki seçimlerle ilgili yalnızca tahmin
yürütebilirim.
Hamza Aktan: Kürtlerin Meclis'te olup
olmaması barış süreci için önemli midir?
Jonathan
Powell: Bence buna iki yönden bakabiliriz. Birincisi az önce değindiğim silahlı
gruptan politik gruba geçiş süreci gerçekleşirse, şiddete geri dönmek oldukça
zordur. Yani eğer HDP barajı geçerse PKK’nin bir daha şiddete geri
dönmeyeceğini söyleyebiliriz. Bu bir yönüyle çözüme katkı sağlar. Diğer yandan
eğer Meclis’e giremezlerse bu bir sorundur ve o zaman barış sürecinin kendisi
daha da önem kazanır. Çünkü Kürt vatandaşlar kendilerinin Meclis'te temsil
edilmediğini hissedeceklerdir. Bu durumda istikrarı koruyabilmek için barış
süreci aşırı derecede önemli hale gelir. İşte bu yüzden yapı çok önemlidir.
Eğer üç ayaklı bir süreç ve seçimler sonrası için sağlam bir yapınız varsa bu
sürecin devamlılığı, şiddetin önlenmesi ve politik istikrar için çok faydalı
olur.
BARIŞ SÜREÇLERİ DEMOKRATİKLEŞMEYİ
BERABERİNDE GETİRİR
Hamza Aktan: Türkiye’de buna benzer bir
başka mesele hükümetin giderek daha fazka otoriter olması. Meclis’ten
demokratik olmayan yasalar geçiyor. Yani barış ve otoriterlik bir tür zıtlık içerisinde
burada. Demokratik olmayan bir hükümetin barışta başarılı olması beklenebilir
mi?
Jonathan
Powell: Diktatörlükler müzakere yapmakla uğraşmazlar zaten onları rahatlıkla
baskı altında tutabilirler. Örneğin Stalin’i düşünürseniz, bir seferde hepsini
bitirmişti ve sonuç da bunların 50 yıl boyunca dondurulup soğuk savaştan sonra
geri dönmesi olmuştu. Yani bir diktatörlük olsaydı Kürtlerle müzakere dahi
edilmezdi, dolayısıyla bir diktatörlükte olunduğunu düşünmüyorum. Barış
süreçlerinin ilginç etkilerinden biri, örneğin Güney Afrika’yı ele alırsanız, bu
diğer pek çok yerde de geçerlidir, barış süreçlerinin demokratikleşmeyi
beraberinde getirmesidir. Bu, bile isteye olmasa da olur, zira daha çoğulcu
olmaya başlarsınız. Kürtlerin kimliğini, anadilini tanıyan bir barış süreci
olursa, gücün daha çok devredilmesi söz konusuysa bu durum kendiliğinden
Türkiye’yi çok daha demokratik bir ülke yapar.
MÜZAKERELER GİZLİ OLMALI AMA HALK
BİLGİLENDİRİLMELİ
Hamza Aktan: Sormak istediğim bir diğer
konu bu sürecin şeffaflığına dair olacak. Gazeteciler, STK’lar, hatta muhalefet
partileri, AKP'nin kimi üyeleri ve Kürt parlamenterler neler olduğunu
bilmediklerinden yakınıyor. Neden bu tür süreçlerde hükümetler ve silahlı
örgütler bazı şeyleri saklamak gereği duyuyor. Bu gerçekten önemli bir ihtiyaç
mıdır?
Jonathan
Powell: Evet, korkarım ki öyle. Biz İngiltere’de “sosis yapımı gizli kalmalıdır
çünkü bu çirkin bir süreçtir” deriz. Bu söz barış yapmak için de geçerlidir.
Eğer kimi ödünler verilecekse bunu kamusal alanda yapmazlar, televizyona çıkıp
neden bir şeyden vazgeçtiklerini açıklamazlar. Yani müzakereler gizlilik içinde
olmalıdır. Birinci Dünya Savaşı’nı bile düşünürseniz; ABD başkanı Woodrow
Wilson, savaşın ortasında tüm müzakerelerin kamusal olarak açık bir şekilde yapılmasını
istediğini söyledi. Ancak Versailles’de bunun kötü bir fikir olduğunun farkına
vardı, müzakereler gizlilikle sürdürülmeliydi. Gazeteciler şikâyet etti ve Amerika’ya
döneceklerini söyledi ama dönmediler ve barış sürecini yine de izlediler.
Kamusal bir barış süreci olamaz. İnsanların kimi pozisyonlardan vazgeçişleriyle
aşağılanmasına müsaade edemezsiniz. Biz de Kuzey İrlanda’da pek çok parti
tarafından müzakereleri gizli sürdürdüğümüz için eleştirilmiştik. “Biz de dâhil
olmalıyız” diyorlardı. Ancak sorun şu ki dâhil olduklarında bunlar basına
sızabiliyor ve sürecin çökmesine sebep olabiliyor. Neredeyse tüm müzakereler
böyle gizlilik içinde sürdürülmelidir. Ancak hükümet silahlı grup seçmenlerini
yanına almalıdır çünkü bir müzakere yapar ancak kimseye anlatmazsanız anlaşmaya
ulaşıldığında hiç destek bulamazsınız. Kuzey İrlanda’da ılımlı birlik yanlısı
lider David Trimble vardı. O, partisindekilere neler olup bittiğini anlatmakta
başarısız oldu ve kendisiyle bir anlaşmaya varıp bunu duyurduğumuzda bunu kabul
edemeyeceğini çünkü arkadaşlarının bunu kabul etmeyeceğini söyledi. Sinn Fein
çok daha başarılıydı; seçmenlerini bilgilendirip yanlarına aldılar. Bence
müzakerelerde gizlilik olmalıdır ancak biraz çelişkili olsa da taraflar
insanları neden bu anlaşmaya varıldığı hakkında bilgilendirmelidir.
Hamza Aktan: Neredeyse 3 yıl oldu.
Müzakereler olduğunu, bu sorunu çözmeye çalıştıklarını biliyoruz. Yani bu,
artık bir sır değil. Elbette kimi olasılıklardan bahsediliyor ama bu artık bir
sır değil. O zaman neden bu sürecin amacının ne olduğu kamuoyuyla
paylaşılmıyor?
Jonathan
Powell: Sanırım işlerin daha karmaşık hale geleceğinden korkuyorlar. Bu tür
süreçler bir ördek gibidir; suyun üzerinde kolayca ilerleyen bir şey görürsünüz
ancak suyun altında pek çok çaba vardır. Yani sahnenin önünde görünenden çok
daha fazlası sahnenin ardında gerçekleşiyordur ve bu aslında iyi bir şeydir
çünkü size ilerleme şansı verir. Çok daha resmi bir sürece ulaşıldığında,
masaya oturulduğunda televizyon ve daha pek çok yerde görünür olacaktır. Ancak
dürüst olmak gerekirse o zaman bile, 30 yıllık tarihe dair değerlendirmelere
bakarsak o açılış seansı açık olsa da müzakerelerin gizli olması daha iyidir.
ÖCALAN’IN TUTUKLULUĞU NASIL ÇÖZÜLÜR
BİLMİYORUM AMA BİR SORUN OLDUĞU AÇIK
Hamza Aktan: Sizin de iyi bildiğiniz
gibi PKK lideri bu çatışmanın en önemli aktörü. PKK’nin söylediği gibi onun
tutukluluğu sizce işleri daha zor hale getiriyor mu? “Eğer liderimizle doğrudan görüşebilseydik
daha çok bilgilenmiş olurduk, her şeyi daha rahat tartışırdık ve bu, sürecin
çok daha iyi ilerlemesini sağlardı” diyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Jonathan
Powell: Güney Afrika örneğine bakarsanız, müzakereler tutuklu olan Mandela ile
milli istihbarat teşkilatı arasında başladı. Mandela’yı cezaevinde ziyaret
ediyor ve görüşüyorlardı, bir komisyon kurdular. Burada çok benzer bir
paralellik var. Ve aslında Mandela’nın cezaevinde oluşu, süreci kendisi için
daha çok kolaylaştırdı, böylelikle kimi şeyleri gizli tutabildi. Ancak iletişim
hakkında değindiğiniz nokta önemli. Eğer cezaevini kimi bilgileri gizlemek,
delegasyonun kimi üyelerinden saklamak için kullanıyorsanız başarılı
olamazsınız. Bir iletişim sistemi geliştirilmeli. HDP üyeleri var ancak
anlıyorum ki diğerleri bundan daha fazlasını istiyor. Bu sorunu nasıl çözerler
bilemiyorum. Ancak bunun bir sorun olduğu açıktır.
ÇÖZÜM TAHMİN ETTİĞİNİZDEN ÇOK DAHA
FAZLA ZAMAN ALACAK
Hamza Aktan: Son soru; elbette tahmin etmek çok zor ancak siz süreci başından beri gözlemliyorsunuz, sizce çözüm için daha kaç yıl beklemeliyiz?
Jonathan
Powell: Tek bildiğim, sizin tahmin ettiğinizden çok daha fazla zaman
alacağıdır. Bu işler hep çok daha fazla zaman alır. Ancak bana kalırsa şu an
bir anlaşmanın yaklaştığı bir aşamadasınız. Seçimlerden bir ya da birkaç yıl sonra
bir anlaşmaya varılırsa açıkçası çok şaşırmam. Ancak şunu unutmamak gerekir ki
bir anlaşmaya varılsa da onu hayata geçirmek çok daha fazla zaman alacaktır.
Bunu pratiğe dökmek müzakerenin kendisinden daha zorludur. İnsanlar çoğu zaman
barış süreci hakkında yanılır. Bu süreç bir kâğıdı imzalamak değildir. Bu
birbirine güvenmeyen gruplar arasında güven inşa edebilmektir. Birbirine
güvenmeyen, birbirini öldüren insanlardan bir arada yaşayan ve gerçekten
birbirine güvenen insanlara ulaşmaktır. Yani anlaşma yoldaki adımlardan
biridir. Eğer bir ya da birkaç yıl içinde bir anlaşmaya varılırsa bu iyi bir
şans olacaktır ancak onu hayata geçirmek çok daha uzun zaman alabilir.
