Hamza Aktan
Ulusal çaptaki en az 10 gazete ile 10 televizyon kanalı, sayısını herhalde kimsenin bilmediği kadar internet sitesinin sahipliği bizzat sizde veya üyelerinizde ise ve en az sizinkiler kadar size yakın gazete ve televizyonların olduğu bir medya sektörü de halihazırda mevcutsa istediğiniz her türlü “gerçeği” yaratabilir veya verili gerçekle photoshop’ta oynar gibi oynayabilirsiniz. AKP yönetimi demokrasi, basın-ifade özgürlüğü kavramlarını içselleştirmemiş veya zaten bağımsız medya deneyimlerinden uzak kalmış her ülke ve iktidarda olduğu gibi buna inanıyor. Ancak yine benzerleri gibi, belki bir süre bu malvarlığının keyfini çıkarsa da bir türlü başarılı olamıyor, ne yeni gerçek üretebiliyor ne de mevcut gerçekle oynayabiliyor.
Nadir gelişmeUlusal çaptaki en az 10 gazete ile 10 televizyon kanalı, sayısını herhalde kimsenin bilmediği kadar internet sitesinin sahipliği bizzat sizde veya üyelerinizde ise ve en az sizinkiler kadar size yakın gazete ve televizyonların olduğu bir medya sektörü de halihazırda mevcutsa istediğiniz her türlü “gerçeği” yaratabilir veya verili gerçekle photoshop’ta oynar gibi oynayabilirsiniz. AKP yönetimi demokrasi, basın-ifade özgürlüğü kavramlarını içselleştirmemiş veya zaten bağımsız medya deneyimlerinden uzak kalmış her ülke ve iktidarda olduğu gibi buna inanıyor. Ancak yine benzerleri gibi, belki bir süre bu malvarlığının keyfini çıkarsa da bir türlü başarılı olamıyor, ne yeni gerçek üretebiliyor ne de mevcut gerçekle oynayabiliyor.
Gezi ayaklanmasının en gözle görülür, uzun
zaman da etkilerini gösterecek başarılarından biri bu yönde oldu, toplumun
geniş kesimlerinde “Türk” medyasına dair hem çok ciddi bir aydınlanma yarattı
hem de bu medyayı geçmişi hatırlansa, şimdisi gözden geçirilse kolay kolay
beklenmeyecek ciddi yüzleşmelere zorladı. AKP’yi destekleyen medyada artık
neredeyse spor yazarlarının dahi “gördüm ve oldu” diye yazacak olduğu Kabataş
yalanının onca çabaya, onca gazete ve televizyona rağmen tutmuyor olması, her
seferinde yeni bir doğruyla güçsüzleşmesi Gezi direnci, bilinci sayesinde
mümkün oldu. Bu olmasa, Hürriyet gibi bir gazetenin okur temsilcisinin kalkıp
yazarını (İsmet Berkan) özeleştiriye ve özür dilemeye, yazarın da her ne kadar
neden ve ne karşılığında yaptığını kendine saklasa da yazdıkları nedeniyle özür
dilemesi için bir-iki kuşak daha beklememiz gerekecekti. Bu ve benzeri
örnekler, ne medyanın iktidarı ne de okur-izleyicinin medyayı denetleme
kültürünün olduğu Türkiye için paha biçilmez gelişmeler.
Gezi süreci, milyonlarca sıradan insana
iktidar ve medyasının istediği zaman gerçeklerle nasıl oynayabildiğini, yeni
gerçekleri nasıl yaratabildiğini birçok acı örneğiyle birlikte çıplak şekilde
gösterdi. Zaten bu acımasızlık nedeniyleydi ki insanlar iktidardan adalet
istedikleri kadar medyasından da hakkaniyet bekledi.
Yeniden
eski medya izleyicisine
Bu sürecin ümit verici tarafı bu iken bir de hayal kırıklığı yaratan tarafı var. İnsanlar Haziran 2013’te onca protestolarına, polisin onca şiddetine rağmen yaşadıklarının ya haber olmadığını ya da tersyüz edilerek sunulduğunu gördüklerinde biraz da mahcubiyetle Kürt arkadaşlarına “sizi şimdi daha iyi anlayabiliyoruz” demeye başladı. Çünkü Kürtler, Gezi’dekilere her seferinde “sizin şimdi yaşadığınızı biz 100 yıldır yaşıyoruz” diye hatırlatıyordu. Ancak ne bu birbirini anlama çabası ne de Türk medyasının Kürtlere yönelik haberciliğine dair farkındalık ileriye taşındı. Medyada Kürtlere yönelik dezenformasyon 20 yıl önceki yoğunluk nasılsa aynı şekilde devam etti. İstanbul, İzmir, Eskişehir’de bu haberciliğe karşı duyarsızlık da 20 yıl önceki halinden değişiklik göstermeden sürdü. Kabataş’ta deri eldivenli, yarı çıplak gençlerin başörtülü bir kadına saldırmadığını haklı olarak kanıtlamaya çalışan, bu yönde yayın yapan gazete ve gazetecileri sorgulayan bilinç, Kürt çocuklarını şiddet fetişisti, Kürt siyasetçileri barış karşıtı, Kürt örgütlerini terörist gösteren yayınlara isyan etmedi, aynı kanıksama ve ruhsuzlukla ya bu yayınlara inanmayı sürdürdü ya da üstünde duracak değerde görmedi. Oysa Kabataş yalanı nasıl ki Muş’taki köylüyü bile etkiliyor, ona zarar veriyorsa, Şırnaklı çocuk hakkındaki yalan da Bursalı çocukları vuruyor, hedef haline getiriyordu. Uğur Kaymaz’ı terörist diye öldüren devlet, ondan 10 yıl sonra Berkin Elvan’ı çapulcu diye katletti. Uğur Kaymaz’ın öldürülmesini manşet yapmayan, ölümünü sorgulamayan gazeteler, haber kanalları Berkin Elvan’ı da istisna saymadı.
Bu sürecin ümit verici tarafı bu iken bir de hayal kırıklığı yaratan tarafı var. İnsanlar Haziran 2013’te onca protestolarına, polisin onca şiddetine rağmen yaşadıklarının ya haber olmadığını ya da tersyüz edilerek sunulduğunu gördüklerinde biraz da mahcubiyetle Kürt arkadaşlarına “sizi şimdi daha iyi anlayabiliyoruz” demeye başladı. Çünkü Kürtler, Gezi’dekilere her seferinde “sizin şimdi yaşadığınızı biz 100 yıldır yaşıyoruz” diye hatırlatıyordu. Ancak ne bu birbirini anlama çabası ne de Türk medyasının Kürtlere yönelik haberciliğine dair farkındalık ileriye taşındı. Medyada Kürtlere yönelik dezenformasyon 20 yıl önceki yoğunluk nasılsa aynı şekilde devam etti. İstanbul, İzmir, Eskişehir’de bu haberciliğe karşı duyarsızlık da 20 yıl önceki halinden değişiklik göstermeden sürdü. Kabataş’ta deri eldivenli, yarı çıplak gençlerin başörtülü bir kadına saldırmadığını haklı olarak kanıtlamaya çalışan, bu yönde yayın yapan gazete ve gazetecileri sorgulayan bilinç, Kürt çocuklarını şiddet fetişisti, Kürt siyasetçileri barış karşıtı, Kürt örgütlerini terörist gösteren yayınlara isyan etmedi, aynı kanıksama ve ruhsuzlukla ya bu yayınlara inanmayı sürdürdü ya da üstünde duracak değerde görmedi. Oysa Kabataş yalanı nasıl ki Muş’taki köylüyü bile etkiliyor, ona zarar veriyorsa, Şırnaklı çocuk hakkındaki yalan da Bursalı çocukları vuruyor, hedef haline getiriyordu. Uğur Kaymaz’ı terörist diye öldüren devlet, ondan 10 yıl sonra Berkin Elvan’ı çapulcu diye katletti. Uğur Kaymaz’ın öldürülmesini manşet yapmayan, ölümünü sorgulamayan gazeteler, haber kanalları Berkin Elvan’ı da istisna saymadı.
Kabataş ve Gezi hakkındaki iktidar yalanlarının her seferinde duvara toslaması, onca imkana rağmen bunların bir türlü iktidarın istediği “gerçeklere” dönüşemiyor olması Türkiye’deki herkes için umut verici. İktidar denetimindeki medyayı kontrol eden güçlü/bilinçli bir okur-izler kitlenin varlığı buna hiç alışık olmayan geleneksel Türk medyasını da ister istemez dönüşüme uğratmaya başlayacaktır. Çünkü Türkiye’deki her gazeteci veya adayı bir gün Kabataş haberini yazanlar gibi anılmama kaygısıyla bile daha dikkatli bir habercilik yapacaktır. Ve her iktidar da toplumdaki güvenirliğini sarsma riskine karşı daha dikkatli yalan üretecektir.
OHAL’in
Kabataş’ları
Ancak Gezi protestocuları veya Türkiye’nin
batısının bu büyük deneyime rağmen Kürtlere dair haberlere karşı duyarsızlığı
gibi, umut verici olmayan bir başka husus var. O da ne yazık ki yine
Kürtlerdeki kanıksamışlık. Yüzyıllık kültür/medya politikaları her birimizi
öyle bir noktaya getirmiş ki bir gazete veya televizyonda yalan haber
görmediğimizde o yayın kuruluşuna karşı müteşekkir hissedebiliyoruz. Çünkü
aslında hakkımızda doğru haber yapmalarının kendisi bir haber bizim için. Zaten
bu nedenle ki, cüzi düzeyde bir hak haberciliği yapan, Kürtlerin dertlerini de
bu yayınlara taşıyanları abartılı şekillerde el üstünde tutuyoruz.
Türk
medyasının Kürtleri zaten sorunlu şekilde yansıtacağına dair tarihi deneyimlerimiz,
böylece şekillenmiş kabullerimiz bizi bu medyadan fiziki-manevi her yönden
uzaklaştırmış. O nedenle bir gün herhangi bir medya kuruluşunun kapısına gidip
“neden böyle yapıyorsunuz” deme gereği görmüyoruz. Oysa bu medyanın bizzat
tüketicisi olduğumuz için bile kendilerinden doğru haber yazmalarını, bizi
yamuk-yumuk göstermemelerini isteme hakkımız var. Kürtler onyıllardır bunu
güçlü şekilde yapmadığı, yapamadığı için 80’lerin, 90’ların, 2000’lerin sayısız
Kabataş habercisi etrafta itibarlarına herhangi bir şekilde halel de gelmemiş
şekilde dolaşmayı sürdürüyor. Ne en ufak bir özeleştiri ne en ufak bir yüzleşme
ihtiyacı duyarak. Böyle olmasaydı Hürriyet’ten Anadolu Ajansı’na, TRT’den Zaman
gazetesine Kürtlere dair binlerce Kabataş öyküsü hala doğrulanmayı bekliyor
olmayacaktı.
* Özgür Politika'da yayınlandı.
* Özgür Politika'da yayınlandı.
