Herkes olması gerektiği yere

Hamza Aktan

Türkiye’de sadece siyasetten değil, kamusal alanın her tarafından dışlanmış Kürtlerin bu alana girme süreçleri her ne kadar tamama ermemişse de ümit verici ilerlemeler, özgüven artırıcı işaretler var. Devletin nüfus memurundan polisine resmi ve sivil tüm yüzleri karşısında dilsiz bırakılan Kürt vatandaş, uzun yıllardır bu alanın aslında bizzat kendisinin olduğunu hatırlayarak, hatırlatmaya çalışarak kimi zaman evinin önüne kadar gelmiş, kiminde evinin içine girmiş işgali kırmaya çalışıyor, nefes alacağı mekanları genişletme mücadelesini sürdürüyor.

Çoğu Kürt için gizlice Kürtçe albüm dinlemenin ardından belki de aktif siyasete katılmanın ilk deneyimlerinden biri PKK’lilere gizlice yardım etmek, elinde ne varsa bu gençlerle paylaşmaktı. Fakat dışarıda, devletle yüz yüze gelecek şekilde, kendini ona göstererek siyaset etmenin yolları hem çok dar, hem de gerillaya yardım etmekten de tehlikeliydi. Newroz kutlamaları bu imkanı sağlayacak en etkili yollardan biriydi. Ancak 1992’de Hakkari’nin bir köyünde köylülerin aralarında Ey Reqîb Marşı'nı sonuna kadar ezbere bilen tek kişi olan 12 yaşındaki çocuğa Gever çarşısının ortasında marşı okutma hevesi, devletin seri cinayetleri nedeniyle kursaklarında kaldığı gibi milyonlarca Kürt de devlete kendini kendi olarak gösterme çabasında muvaffak olamadı. Zira 1992’de DYP iktidarının emriyle Yüksekova/Cizre/Lice/Nusaybin ortasında insan öldüren “güvenlik” kuvvetleri bundan 20 yıl sonra AKP iktidarının emriyle aynı “görevi” yerine getirmeye devam ediyordu.

Yeni Özgür Politika  “Botan ve Hakkari yöresindeki Newroz kutlamaları ve ritüellerine ilişkin” bir yazı rica edince “soru çalışmadığım yerden çıktı” diye düşündüm. Çünkü hatırladığım kadarıyla Hakkari’de esas Newroz ritüeli devletin bu cinayetleri, gözaltı operasyonlarıydı. Doğru dürüst kutlamalarsa ancak son yıllarda, eğer ki polis saldırmaz da bir genci katletmezse görülebiliyordu. Fakat zaten Hakkari, benzer kentlerde olduğu gibi bir Newroz ritüeli yaratabilecek bir tarihi gelişim göstermedi, gösteremezdi. Newroz yalnızca kendini ifade etme çabalarından, imkanlarından veya fırsatlarından biri, bir günüydü. Bu fırsat da sanıldığı, beklendiği gibi çıkmayınca yılın geri kalanının Newroz’a dönüştürülmesi gerekiyordu. Nitekim sadece Hakkari’de değil birçok Kürt kentinde tarih öyle ilerledi, Newroz ritüelinden çok, Newroz ruhu ritüele dönüştü. Devletin gösterdiği yolun darlığı insanları başka yollar açmaya zorladı ve hayatın hemen her an ve alanı Newroz’a dönüştü.

Kürtler kendi yollarını çizdi
Kürt siyasi hareketi, büyük bedeller, acılar pahasına da olsa sadece asker ve polisin veya ''devletluların'' geçebildiği o dar yolu genişletmek için yıllarca durmadan çalıştı, sonunda da önemli ölçüde başarılı oldu. Yol genişledikçe genişledi, yavaş yavaş duble yol olmaya doğru ilerledi. Artık PKK’ye gizlice yardım etmek veya Newroz’a katılmak, kendini devlete kendi olarak göstermenin yegane yolları değil. Hayatın hemen her alanında genişleyen ifade ve bilinç düzeyi devleti nereden baksa Kürtleri Kürt olarak görmek zorunda kaldığı bir atmosfer yarattı. Bu havanın herhalde en temiz haliyle teneffüs edilebildiği yerlerden biri de Hakkari oldu. 

Çoğu Türk milliyetçisinin övündüğü haliyle sağlam bir devlet geleneği olan Türkiye gibi bir ülkede sıradan vatandaş olarak kendine alan açmak, tek şerit kamusal alanı duble yola çevirmek cesaret ve fedakarlık istiyor haliyle. Dolayısıyla Kürtler, batıdaki Türklerin Gezi’de olduğu gibi 40 yılda bir yaptığı yol genişletme çabasını hemen her yıl, her an yaparak devleti de en az kendileri kadar yormuş oldular.

Şimdi, tabii ki ciddi kırılma riskleri her zaman olmakla birlikte ve devlet de olması gerektiği ölçüde kamusal hayatın dışına çıkarılamamışsa da Kürdistan’ın önemli bir bölümü, Türkiye Cumhuriyeti’nin boğucu devlet geleneğinin kırılgan hale geldiği, devlet ve temsillerinin her geçen gün daha fazla eğreti durduğu bir coğrafyaya dönüştü. Devletin ancak elinde silah, zırhlı araçlarıyla halkın içine çıkabildiği, gerisinde kendi de-fakto özerk bölgesine sıkıştığı bir gündelik gerçekliğimiz var. Kürt kentleri bu yönleriyle Kürt sorununun çözümünde model teşkil eden örneklere dönüşüyor. Sorunun çözümü, dolayısıyla devlet ve temsilinin iyice silikleştiği, halkın kendi kent ve köylerinde boğucu bir gölgenin altında yaşamak zorunda kalmadığı mekanların genişlemesiyle mümkün olabilecek.

Newroz, ritüelleri kırarak ilerliyor

Kürtler, Cumhuriyet tarihi boyunca kendilerine sunulan siyasetle terbiye edilmeye çalışıldı. Şimdi ise kendi siyasetini üreten, ayakları üzerinde durmaya çalışan bir bünyeye sahipler. Bu açıdan bitmeyen Newroz, klasik siyaset dünyasının da yörüngesini değiştirme potansiyeli taşıyor. 20-30 yıl öncesine kadar çeteleşmiş iki-üç siyaset eliti ailenin tekeline verilmiş siyaset, şimdi hiç olmadığı oranda genişleyerek sokaklara, mahallelere, köylere inmiş durumda. Önümüzdeki genel seçimde HDP’nin aday adaylığı için başvuru yapmış “sıradan” insan sayısındaki bolluk bu yönüyle eski siyaset elitini de devleti gibi küçülterek durması gereken yere itiyor. Devletin yeni Kürtleri tanıması gerektiği kadar Kürt siyasetinin de yeni sosyolojinin gerisinde kalmayarak, devletle mücadelesiyle anlatmaya çalıştığı birtakım reflekslerinden de geri durarak halkın siyasete katılma hevesini kursağında bırakmaması gerekiyor. 30 yıl önce gizlice Kürtçe albüm dinleyerek siyaset yapan Kürtler, şimdi üzerlerinde isimleri-mesajları yazılı posterleriyle bu defa daha gür şekilde “ben varım” diye seslenmeyi sürdürüyor. Newroz’lar, siyasetler ritüellerle yürümez. Yeni siyaset, kendini ifade alanı bulmuş veya bunun yollarını zorlayan sıradan insanların o ritüelleri kırması, değiştirmesiyle ilerliyor.

* Özgür Politika'da yayınlandı.