
Hamza Aktan
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü “Ne mutlu Anadoluluyum diyene” şeklinde çeviren, tarihsel ve kültürel birlikteliği öne çıkarıp milli olandan uzak duran Türkiye’nin en popüler edebiyat ve kültür akımı Mavi Anadoluculuk’la ilgili ezberler değişiyor. Antik Yunan’dan bugüne dek Anadolu’ya uğramış veya bu topraklarda yaşayan tüm kültürleri ‘biz’den sayan, ‘Türk-Müslüman’ olmayı öncelik olarak öne sürmeyen Mavi Anadolucular’ın esasında öyle olmadığı kanısı giderek yerleşiyor. Öncülüğünü Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) ettiği, devamını Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu gibi dertleri bir ‘Türk rönesansı’ gerçekleştirmek olan entelektüellerin getirdiği akımın yarım yüzyıldır deşilmemiş ‘milliyetçi-ırkçı’ yanları şimdilerde yüksek sesle dile getiriliyor.
Şimdiye dek yazılanlar arasında en sert eleştiri Prof. Murat Belge’den geldi. Birikim dergisinin Ekim sayısında Halikarnas Balıkçısı’nın romanlarını analiz eden Belge, okurlarınca bugüne kadar hümanist yanıyla bilinen Halikarnas Balıkçısı için ‘ırkçı’ ve ‘milliyetçi’ sıfatları kullanmaktan çekinmiyor. Belge, yazısında Balıkçı’nın romanlarından yaptığı alıntılarla da bu iddiayı güçlü tutuyor.
Murat Belge’den önce de daha çok akademik sayılabilecek eleştirel metinler son bir iki yıldır yazılmaya başlandı. Özellikle iki genç akademisyen Barış Karacasu ve Kaya Akyıldız’ın Mavi Anadolucuların Kemalist yanlarına dair yazıları bu tartışmanın içinde önemli bir toplama denk geliyor. Yanı sıra edebiyat eleştiri dergisi Pasaj’da bu konuda Reyhan Tutumlu ve Nermin Yıldız imzalı eleştirel metinler yayımlandı.
1930’lu yıllardan başlayarak 1960’lara kadar uzanan süreçte Türkiye edebiyat-sanat yaşamının en merkezi yerlerinde bulunan akımın sözcülerinin bu yönleriyle neden eleştirilmedikleri sorusunun yanıtları çeşitli. Bir yanda, bu yazarların milliyetçi veya ırkçı metinler yazabileceklerini katiyen kabul etmeyen veya böyle bir eleştiriyi hak etmediklerini söyleyenler; bir tarafta da akımın içindeki yazarların edebiyatçı çevresiyle kurduğu ahbaplık nedeniyle şimdiye dek eleştirilerden muaf tutuldukları kanısı taşıyanlar.
“HALİKARNAS’I PEYGAMBER GİBİ GÖRDÜLER”
Halikarnas Balıkçısı için rahatlıkla ‘ırkçı’ diyebilen Murat Belge, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Vedat Günyol veya Melih Cevdet Anday gibi isimler için daha temkinli. Belge, bu yazarların daha çok Kemalist-milliyetçi yanlarıyla öne çıktığına vurgu yapıyor. Hümanizm derdindeki yazarların yol arkadaşları Halikarnas Balıkçısı’nı neden eleştirmemiş olmaları sorusuna Murat Belge ilginç bir yaklaşım getiriyor. “Bu yazarlar adeta bir tapınma içindeler. E bir şeye tapınıyorsan da o tapındığın şeyin nebileri vardır. İşte o nebinin de Cevat Şakir olduğu anlaşılıyor. Yoksa çok mümkün değil ki benim Cevat Şakir’le ilgili görüp rahatsız olduğum özelliklerinden onlar habersiz olsun. Ama birini nebi kabul ettin mi o zaman herhalde insanlar nebilerinin kusurlarını görmemek gibi bir alışkanlığa sahip oluyorlar.”
Mavi Anadolucularla ilgili sözünü sakınmayan yazarlardan Barış Karacasu, İletişim Yayınları’ndan çıkan Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce Ansiklopedisi’nin Kemalizm cildindeki makalesinde “Mavi Anadoluculuk ile Kemalist tarih tasarımı arasındaki benzerlik kaba bir benzetmeyle aynı tarihin yazımında Türklüğün geçtiği yerlere Anadolu’nun konularak yazılması biçiminde özetlenebilir” diyor. Karacasu, Kemalist tarih yazımına göre Mavi Anadoluculuk’u ‘daha az gülünç’ bulsa da bu akımda da “dünya tarihini Türklüğe indirgeyen milliyetçi yaklaşımın daha yumuşak ama bir o kadar da seçkinci, kendini öteki karşısında yüceltici biçiminin izlerinin görülebileceğini” söylüyor.
MAVİ ANADOLUCULUK NEDİR?
Daha çok şu üç isim; Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu ile anılan Mavi Anadoluculuk, Türklerin tarihi, kültürel birikimlerine dair ilginç tezler öne sürdüler. Esas olarak tarih boyunca batı Anadolu’da yaşamış tüm kültürlerin varisi olduğumuzu öne süren yazarlar Antik Yunan filozoflarından ilkçağ düşünürlerine kadar bu topraklarda yaşamış herkesi ‘biz’den, onların dışında kalanlarıysa ‘dışarıdan’ gören bir yaklaşımı benimsediler. Eğitimde batı dillerinin önemini dile getiren yazarlar Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in 1940’ta kurduğu Tercüme Bürosu’nda uzunca mesai harcamanın yanında bağımsız olarak da çok sayıda klasik metni Türkçe’ye çevirdiler. Bu gruba yazarlar Orhan Burian, Vedat Günyol, Melih Cevdet Anday, Nurullah Ataç gibi isimler de doğrudan veya dolaylı biçimlerde dâhil oldular.
HALİKARNAS’TAN IRKÇILIK METİNLERİ:
Tüm kitaplarında insanı ve doğayı öne çıkaran, bunların çevresinde betimlemeler yapmaya ayrı bir özen gösteren Halikarnas Balıkçısı, Murat Belge’nin vurguladığı gibi ‘tarihi’ içerikli romanlarında dudak uçuklatan milliyetçi ve ırkçı cümleler kuruyor. Uluç Reis ve Turgut Reis isimli romanlarında Halikarnas Balıkçısı Avrupai olan hemen her şeyi aşağılamaya çalışıyor. Bunun uç noktalara vardığı kimi yerler var.
Örneğin; Avrupalı korsanlar Türk topraklarını “işgal” ettiğinde hunharca Türk kadınlarının ırzına geçerken, Türk savaşçıları Akdeniz ülkelerinden birini fethettiğinden Avrupalı kadınlar büyük bir sabırsızlık ve şehvetle Türk erkeklerini bekler oluyorlar. Yazar, Uluç Reis’te bir Hıristiyan kadını olan Dona İnez’in ruh halini şöyle anlatıyor: ”Ateşli Dona İnez, için için İspanyol kadırgasının korsanlar tarafından zapt edilmesini istiyordu. Şehvet yangınını söndürmek için bir gemi dolusu korsan değil, bir donanma dolusu pala bıyıklı haydut ve izbandut bile yetmezdi. Kadın yarı kapalı mahmur gözlerle ve titriyen kirpiklerle korsanlar tarafından nasıl esir edileceğini düşündükçe zevk ve imrenişle yutkunuyordu.”
Hıristiyan erkeklerini ‘erkek’ten saymayan Halikarnas Balıkçısı, bunu yine bir Hıristiyan kadınının ağzından aktarıyor: “Şu gözünü budaktan sakınmayan korsanlara esir olamayacağım diye canı yanıyordu. Ah şunların birinin kölesi olsaydı da şöyle ağız tadıyla ‘şak şuk!” diye birkaç tokat yiyerek alaşağı edilseydi ve bütün o güçlü kadınlığına lâyık bir erkeğe rastlasaydı!”
Murat Belge, bunun gibi bir hayli cümlenin sahibi olan yazarın ayrıca ‘cahil’ce tarih, bilgi ve yorum yanlışlarına düştüğünü, fakat ‘nedense’ bu yönlerinin de kimsenin ilgisini çekmediğine vurgu yapıyor.
EYÜBOĞLU VE ERHAT’IN ÇEVİRİ ‘HATALARI’
Mavi Anadolucu yazarların en büyük uğraşları olan çeviri hakkında da son dönemde dikkat çekmiş ‘ilginç’likler bulunuyor. Bu konuda ilk uyarıyı yapan yazar Leyla Erbil oluyor. Erbil, Sabahattin Eyüboğlu’nun Montaigne çevirilerinde materyalizme yakın bölümleri sistemli biçimde atladığını yazıyor. Barış Karacasu’nun verdiği bir başka çarpıcı örnek var:
“Hiçbiri tam olmayan ve üç çevirisi bulunan Francois Rabelais’in Gargantua’sının bir çevirisi de Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol tarafından yapıldı. Yazarların bu çeviride gereksiz gördükleri yerleri atladıklarını söyleyen bir çıkma bile var. 67. sayfada çevirmenler şöyle bir çıkma düşüyorlar metne: “Rabelais’in ses benzetmeleri ve oyunları ile yaptığı bu tekerlemeler daha birkaç satır sürer gider. Biz bu kadarı ile yetindik..” [çıkma 55, sayfa 247] İlginç olan şudur: Atlanan benzetmeler arasında devlet görevlileri ile askerlere laf söylenen bir bölüm çevrilmiyor.”
Öte yandan Sabahattin Eyüboğlu’nun eleştirilere konu olan bir başka yönü de militarizm övgüsü. Eyüboğlu, Mavi ve Kara isimli kitabında Türk ordusunu sivillerden daha sivil ve ilerici gördüğünü yazıyor: “Yeni Türkiye’nin en büyük özelliklerinden ve yaşama sırlarından biri büyük askerlerinin sivilce, hatta çok kez sivillerden daha sivilce düşünmeleri, halktan, haktan ve barıştan yana olmalarıdır.”
MURAT BELGE İLE SÖYLEŞİ
MİLLİYETÇİ OLDUKLARINI FARK ETMEMİŞİZ, HALT ETMİŞİZ
Murat Belge’nin Mavi Anadolucularla yeniden ilgilenmesine yol açan gelişme, üzerinde çalıştığı edebiyatta milliyetçilik ve esas olarak genesis (yaratılış) romanlarına dair uzun soluklu çalışması. Belge, 2007’de çıkacak kitabını hazırlarken Türklerin diğer milletlere göre daha fazla yaratılış romanları üzerine çalıştığını fark etmiş. Bu kitapları yeniden okuduğunda ve milliyetçi-ırkçı taraflarına biraz daha dikkatle baktığındaysa şaşkınlıklar yaşamış. Eskiden öyle görmediği çoğu yazarın aslında milliyetçi ve ırkçı sözler kaleme aldıklarını fark etmiş. “Mesela Halikarnas Balıkçısı’nın birçok kitabını önceden okumuştum ama bu ciddiye alınarak yapılmış bir okuma değildi. Niye şimdi durduk yerde okuyayım ki Turgut Reis’i, Uluç Reis’i diye düşünürdüm. Ama bu kitapları incelemem için aldım, alınca da dehşet içinde kaldım. Meğer neler varmış neler… Ben Halikarnas milliyetçidir falan diyordum ama bu derecelerde göreceğimi doğrusu hiç beklemiyordum.”
- Mavi Anadolucularla ilgili şimdiye kadar sizin yaptığınız gibi, onları milliyetçi ve ırkçı yönleriyle eleştiren yazılar çıkmamış mıydı hiç?
Hatırladığım kadarıyla hayır. Çünkü zaten bu grupta adı geçen insanları ırkçılıkla bir arada düşünmemiştir kimse. O gruptaki çoğu yazar-çizer için zaten ağır bir suçlama olur böyle söylemek. Vedat Günyol, Melih Cevdet Anday için vs kimse ırkçıdır diyemez.
- Mavicilerle şahsi tanışıklığınız oldu mu?
Hayır, ama Halikarnas Balıkçısı’nı tanıyan insanlarla tanıştım. Onu tanıyan insanlar da zaten yücelterek anlatırlar. Fakat Halikarnas Balıkçısı’nın bu romanları neden yazdığını da düşünmüyor değilim. Acaba para kazanmaya ihtiyacı vardı da popüler roman yazmak durumunda mı kaldı, yoksa hakikaten ruhundan geçenleri mi yansıtıyor. Korkarım ikincisi geçerli. O zaman da demek ki, ruhundan çok iyi şeyler geçmiyormuş…
ERHAT VE EYÜBOĞLU DAHA KEMALİST
- Cevat Şakir’in öbür arkadaşlarına göre daha köşeli bir üslubu ve tavrı olduğu bilinir. Gerçekten de onu Azra Erhat veya Sabahattin Eyüboğlu’ndan bu yönüyle ayrı tutabilir miyiz?
Evet, öyle diyebiliriz…
- Peki Erhat ve Eyüboğlu’nda milliyetçi veya ırkçı sayılabilecek yönler var mı? Tek tek gidelim; Sabahattin Eyüboğlu?
Önce genel bir şey söyleyeyim: Bu tür sözleri erken söyleyen kişi bildiğim kadarıyla Cevat Şakir’dir. Cevat Şakir de bunu ağır bir milliyetçilik dozuyla söylemiş görünüyor. Onu izleyen, ondan daha genç olan insanlar da ona bu yolu açıyorlar. Hani bu kelimelerle olmasa da ona “aramızda ilk öten horoz sensin” der gibi bir saygı gösteriyorlar. Onların daha Kemalist olduğunu söylemek mümkün. Eyüboğlu, Erhat öyleydi. Aslında Marksist olan Melih Cevdet de Marksist olarak Kemalizm’e olabileceği kadar yakın bir yerde dururdu. Bu durumunun özellikle yaşlandıkça daha fazla öne çıktığını söylemek de mümkün. Makalelerinde vardı hep bu. Şimdi bu Anadolu, Ortadoğu, yakın doğu, buralarda yetişmiş, serpilmiş inançlar, medeniyetler, mitolojiler vs içinde “biz aslında bunların yoğurduğu insanlar olmalıyız” bilinci vardı. Bu bence çok yanlış bir tez de değil. Ama bu öncüllerden yola çıkıp Atatürk’ün tamamen akıl dışı, bilim dışı olan Güneş Dil Teorisi, uygarlıklar, oklar, Orta Asya gibi teorilerini sanki olabilecek rasyonel bir temele oturtmak gibi bir iş yapıyorlar. Yani Kemalizm’i rasyonalize etmek gibi bir iş yapıyorlar. Bununla belki en az ilgisi olan Cevat Şakir, bu genel alanda ilk konuşan olduğu için işin içinde, Marksist olarak buna en uzak görünen Melih Cevdet de sonuçta bu medeniyetlerle bir bağ kurmanın önemine inandığı için gene bu çevrede. Ama bunun merkezinde bir “Kemalizm’i rasyonelleştirelim arkadaşlar kampanyası” diyebileceğimiz de bir şey yatıyor. Eyüboğlu kardeşleri, Azra Erhat’ı falan bu grup içinde değerlendiriyorum. Tabii Azra Erhat’ın bir de Cevat Şakir’le başka türlü yakınlığı var. Mesela bir hayranlığı söz konusu.
- Mavi Anadolucular gibi, önceden okuyup da dikkate almadığınız ama şimdi çalışırken sizi şaşırtmış kitaplar, yazarlar var mı?
Bolca var tabii. Okuduğumuz pek çok şeyde pek çok şeyi ıskalamışız. Bu hepimiz için geçerli, benim için de.
BİRÇOK IRKÇI METNİ ATLAMIŞIZ
- Neler, hangi konular var mesela?
Başta milliyetçilik geliyor tabii. Bu kadar saldırgan bir milliyetçiliğin bu kadar yaygın bir şekilde edebiyatta olduğunu tanıdığımız bir takım yazarların kitaplarında da bunların sıkça olduğunu ve bu kitapların önemli bir kısmını okuduğumuz halde gözden kaçırmış olduğumuzu fark ettim. Bu çok endişe verici bir durum bana göre. Demek ki biz de onlara yakın bir gözle bu metinleri okumuşuz ki, bir tuhaflık olduğunu görememişiz.
- İsim olarak kimler öne çıkıyor?
Mesela Kemal Tahir, Devlet Ana’yı yazdığı zaman bu bana klasik anlamda milliyetçi denemese de milli takıntıları olan bir kitap gibi görünmüştü, o tarihte de bunu yazmıştım. Ama başka kitaplarını okuduğumda benim beklemediğim oranda milliyetçi olduğunu gördüm yakın zamanda. Ama gene de Kemal Tahir’i mesela Ermeni Soykırımı konusunda doğru söyleyenler safına koymak gerekiyor. Samim Kocagöz için mesela milliyetçi bir yazar değil de solcu bir yazardır derdik. Ama şimdi bakıyoruz; bazı kitaplarında epey milliyetçi olduğunu görüyoruz. Ya da Talip Apaydın…
- Mavi Anadolucuları veya Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki edebiyatını düşünürken dönemin milliyetçilik algısını dikkate alarak yorum yapılması gerektiği gibi bir yorum da var. Yani, onları bugünün milliyetçilik algısı ve fikriyle değerlendirmemek gerektiğini söyleyen bir yorum… O gün milliyetçilik diye görünmeyen şey bugün öyle görünebilir. Ne dersiniz?
Bu sorunun cevabı az önce söylediğimde var; bizim de bir sürü şeyi fark etmemiş olmamız, kendimizi o milliyetçiliklerden çok da ayırmadığımızın kanıtı. Ama sonuçta yine de ben ve benim gibi adamlar milliyetçi değiliz de. Bugün karşılaştığımız seçimler o gün karşımıza çıksaydı gene üç aşağı beş yukarı hangilerini seçeceğimiz belli olurdu.
- Yani özleri itibariyle, Mavi Anadolucuların veya onların dönemindeki diğer yazarların milliyetçilikleri bugünkü milliyetçilikle benzer mi? Nihayetinde bir “Türklük” fikriyle hareket ediliyor mu, edilmiyor mu?
Ediliyor tabii. Onun için de onlar şimdiki gibi değillerdi denecek bir durum yok demek ki. “Fark etmemişiz ne olacak canım” da diyemeyiz. Halt etmişiz, fark etmemişiz.
NAZIM HİKMET’İN DE MİLLİYETÇİ DAMARLARI VAR
- Ermeni Soykırımı’yla ilgili yazınızda da Nazım Hikmet’in meseleyle pek ilgilenmediğini yazdınız. Gerçekten böyle mi?
Ben o yazıyı yazdıktan sonra bazı arkadaşlar “ama şu da var” dediler. Ben o “şu da var”lardan bir tane edindim. Ama bir kitap olarak görmedim. Biri bana okudu şiiri, oradan dinledim. Ama orada açıkça bir tavır aldığını görüyoruz. Bahsettiğiniz yazı büyüyecek bu arada…
- Nazım Hikmet’i milliyetçilik bağlamında nasıl düşünmek gerekir?
Nâzım Hikmet benim çok sevdiğim bir yazar. Ermeni soykırımı konusunda böyle bir şiirinin çıkmasına da çok sevindim. Öbür türlüsü canımı sıkardı. İlk çıkacak kitapta olacak, çünkü Erol Toy “biz kimiz-nereden geliyoruz” sorusunun yanıtını bir isyan geleneğine bağlamak istediği için Azap Ortakları diye bana göre ipe sapa gelmez bir roman yazıyor. E bunu da şiirde yapan kişi olarak Nâzım var. Dolayısıyla bu iki yaklaşımın farklılığını ortaya koymaya çalışacağım. Ama sonuçta Nâzım’dan yana bir yazı olacak bu. Ama Nazım’ın benim hiç anlaşmadığım, fikir olarak veyahut şiirsel olarak olgun bulmadığım yönleri var. Sadece şiirsel de olmayabilir; mesela ben tiyatrolarını beğenmem; fazla şematik ve propagandist bulurum. Bunları da söylemekten çekinmem.
- Milliyetçilik bağlamında neler söylersiniz?
Nazım’ın da milliyetçi damarları vardır. Vatanperverlik diye kabul edilen ama o da biraz milliyetçiliği örten veya daha kibarlaştıran bir şey. Bu tarafları var onun. Biz Can Yücel ile iyi arkadaş olduğumuz zamanlarda konuşurduk. Vatan hasreti şiirleri güzeldir ama, sonuçta enternasyonalist bir adamdan bahsediyorsak, elbette vatanını özler ama dünyanın hangi tarafında bulunuyorsa orasının vatanı olması gerekir. Ama çok böyle değil Nazım’ın duyarlılığı diye Can Yücel’le konuşurduk. Ama bunları çok da yeni keşfetmiş değiliz bir yandan. Evet Nazım’ın böyle bir durumu vardır ama sanıyorum bunlar onun yaşadıkları, kendi ülkesinde ona yapılanlar da hesaba katarak değerlendirmek gerekir. Bugün bile bu toplum yazı yazarken şunu deme ihtiyacı hissettiriyor insana; ben bu memleketi eleştiriyorum, çünkü seviyorum. Bunu ben de muhtemelen çok kez söylemişimdir. Bu yaklaşımın Nazım’ın hayatında çok etkili olduğuna inanıyorum.
- Günümüz ciddi Türkiye edebiyatı milliyetçilik bahsinde ne vaziyette?
Türkiye’de milliyetçilik hiçbir zaman durmadı, hatta yavaşlamadı. Şimdi de öyle. Yalnız milliyetçiliğin kendi içinde sorunları sanıyorum artacaktır. Bugüne kadar doğrudan doğruya milliyetçi diyeceğimiz edebiyat çok ilkel. Bundan sonra gene milliyetçilik yapmak için bile biraz incelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar kaba saba olması artık fazla geliyor. Bu ayrı konu, geçelim. Ama gelecekte izini bırakacak veya Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil gibi artık yazacağını yazmış olanları değil, daha genç olanları kastediyorum; bildiğimiz anlamda bir milliyetçilik yok. Onları nitelemek için herhalde en son söylenecek şey o. 1970’lerden bu yana ciddi Türk edebiyatı ağırlıkla zaten bu algıyı kırdı ki böylece de iyi edebiyat çıkarmayı başardı. Bundan sonra da bunun değişeceğini sanmıyorum.
NEDEN ELEŞTİRİLMİYORLARDI?
A . ÖMER TÜRKEŞ (Edebiyat eleştirmeni):
SOLCULAR KEMALİSTLERLE YOLLARINI AYIRIYOR
Doğrusunu söylemek gerekirse Halikarnas Balıkçısı, Sabahattin Eyüboğlu ve Azra Erhat isimleriyle simgelenen Mavi Anadolucuların Anadolu ve Türk kimliği hakkındaki düşüncelerine getirilen eleştiriler bir süredir yapılıyordu. Ama belki akademik çevrelerde sınırlı kalmışlığından -biraz da Mavi Anadolu’culuğun günümüzde pek taraftarı kalmadığından- söz konusu eleştiriler uzun uzadıya tartışılmadı. Akımın popüler olduğu dönemlerde neden tartışılmadığı sorusu önemli. Çünkü sorunun yanıtı bizi Türk solu ve Türk aydınının Kemalizm’le olan göbek bağı üzerinde düşünmeye zorluyor:
Türk soluyla Kemalizm arasındaki yakınlık iki önemli eksen etrafında kurulur. İlki Kemalizm’in halkçılık/köylücülük/devletçilik popülist söylemine duyulan yakınlıktır. İkincisi Milli Mücadele’nin Anti-Emperyalist yanına yapılan vurgunun abartılarak benimsenmesidir. İşte bu yaygın kabul, Mavi Anadolucuların Anadolu’ya giydirmeye çalıştıkları Türk kimliğinin ve İon Uygarlığını Yunan uygarlığından ayırma girişiminin yadırganmamasıyla sonuçlanmıştır. Elbette Mavicilerin hümanizmini de göz ardı etmemek ve onların -bir tür- milliyetçiliğini bugünkü yavan ve saldırgan milliyetçilikle/ulusalcılıkla karıştırmamak gerekir. İleri sürdükleri düşünceler hem Kemalizm’le hem o dönemin sol zihniyetiyle çatışmaz. Mavici söylemde burası Anadolu’dur; dillerin, dinlerin, etnik kimliklerin harman olduğu, halkların uyum içerisinde yaşadığı, tarihin en büyük uygarlıklarının beşiğidir. Ve burası “biz”imdir. “Biz”den anlaşılansa Türk ulusudur. Kemalistlerle Mavi Anadolucular arasındaki fark Anadolu’yu bizleştirme yöntemlerindeki farktır; ilki ve gerçekçi olanı silahla çözmüştür meseleyi, ikinci ve hayalci olanı Türklerin yüce değerleriyle… İşte bu tezler, hele ki içinde açıkça bir düşmanlık barındırmamışken- solcu aydınların rahatlıkla benimseyebileceği türden tezlerdi.
Eleştirilerin ortaya çıkması, sol kesimin Kemalizm’le yollarını ayırmasından, pek çok meseleye -tarihe, ırklara, ayrımcılığa, kadına, kültüre, orduya, Milli Micadele’ye- farklı bir bakış açısıyla yaklaşmasıyla ilgilidir.
SEMİH GÜMÜŞ (Yayıncı-Edebiyat eleştirmeni):
ELEŞTİRİLER ŞOVEN YÜKSELİŞE BİR TEPKİ
Halikarnas Balıkçısı’nın temelini oluşturduğu, Sabahattin Eyüboğlu’nun temsil gücüyle öne çıkardığı Mavi Anadoluculuk, başlangıçta yeni bir kültür anlayışı olarak savunulmuş, ama sonradan bir ideolojiye dönüşmüştür. Cumhuriyet ideolojisine uygun bir yeni kimlik arayışı, bir grup Batılı entelektüel aydın ve yazarın Mavi Anadoluculuk düşüncesinde karşılığını bulan kimlik fenomenini ortaya çıkarmıştı.
Batı kültürünü oluşturan bütün özün Anadolu’dan çıktığını savunmak epeyce köktenci bir görüştü. Bunun başlangıçta pek çoklarına çekici geldiği de belli. Ama kafalar aydınlanıp gelişince, Mavi Anadoluculuğun, ucu Anadolu şovenizmine uzanan bir düşünce olduğu anlaşıldı.
Bütün uygarlığın kaynağı Anadolu’ya aitse, Mavi Anadoluculuk kolayca Batı kültürüne sırtını dönebilirdi. Üstelik onlara göre Anadolu’daki bütün uygarlıklar sonunda bugünün Anadolu’suna ait ve bütündü. Böylece Anadolu’ya gözünü diken Batı da kolayca ebedi bir hasma dönüşecekti. İnsanlığın sahip olduğu bütün düşüncelerin ve hümanizmin kaynağı olarak Anadolu’yu görmek, hiç kuşku yok ki sapkın bir düşünce sayılabilir. Bu anlayışın günümüzün ulusçu ve milliyetçi anlayışlarıyla kolayca buluşması şaşırtıcı olmaz.
Mavi Anadolucu düşünceler daha önce de eleştiri konusu edildi. Ama adamakıllı tartışılmadı. Kimliği belirsiz bir akım olarak kaldı. Doğrusu, etkisi uzun süreli de olmadı. Ama bu tür düşünceler her zaman yok yere canlandırılıp kullanılabilir.
Bugün Mavi Anadoluculuğun şoven yanlarına ilişkin sert eleştiriler yapılması, milliyetçiliğin ülkedeki yükselişine karşı duyarlıktan olsa gerektir.
BARIŞ KARACASU (Yazar-gazeteci):
HALA YETERİNCE TARTIŞILMIYORLAR
- Mavi Anadolucuların şimdiye dek milliyetçi veya ırkçı yönleriyle eleştirilmemiş olmalarının nedeni ne?
En baştan şunu söylemek gerekir sanırım: Bu kişilerin hemen hepsi de yelpazenin solunda yer aldığı düşünülen kişiler. Dolayısıyla bu gözle bir değerlendirmenin yapılmamış olması çok da şaşırtıcı değil. Karşı taraftan ise Mavi Anadolucular ile onlara dokunan kişilere yapılmış eleştiriler var, ama bunlar da aman aman kayda değer değil. Asıl şaşırtıcı olan herhangi bir değerlendirmenin uzun yıllar yapılamamış olması. Bunlar azımsanmayacak üretkenlikte kişiler. Yine de bütün bu külliyata karşın bu metinlerin nasıl okunabileceği, içermelerinin neler olabileceğine ilişkin de çok az çalışma var. En azından toplumsal ve kültürel düzlemde etkileri bugün bile süren bir akım üzerine değerlendirmelerin daha çok olması beklenirdi. Değinip geçivermek, “güzel insan”lar olduklarından dem vurmak, projeleri bağlamında değil insanlarla ilişkileri bağlamında “hümanist” demeyi yeğlemek...
- Genel olarak, Mavi Anadolucular hakkında bilinmeyen veya şu anda tartışılması gereken yönleri neler?
Söz konusu kişilerin çalışmalarına, yapıtlarına bakacak olursak üç öbekte toplandıklarını görürüz: Çeviriler, edebi metinler, “kuramsal” diyebileceğimiz metinler. Bugüne değin son saydığımız metinlere yönelik çalışmalar oldu, konunun o bakımdan tüketildiği söylenebilir. Edebi metinler ile ilgili olaraksa hâlâ tartışmaya gereksinimimiz var. Nermin Yazıcı’nın konuyla ilgili bir iki çalışması var. Murat Belge’nin son yazısı önemli bir katkı olmakla beraber başlangıç sayılabilir. Çeviri etkinliğinin de ne olduğuna, neler içerdiğine bakmak gerek. En önemlisi ise bütün bunların bir arada neye karşılık geldiği. Yapılan işlerin tamamı da bir büyük projenin saç ayağı. Bunların birbirleri ile ilişkileri, dokundukları yerleri de ortaya çıkarmak gerekir.
CENGİZ BEKTAŞ (Mimar-yazar):
ONLARIN MİLLİYETÇİLİĞİ BUGÜNÜNKÜ GİBİ DEĞİLDİ
Halikarnas’ı eleştirenler şimdiye kadar neredeydiler acaba? Ben bunun şu sıralarda ele alınışında bir amaç olduğunu düşünüyorum. Onun eninde sonunda istediği şey bizim Anadolu’ya göçebe gibi değil doğru dürüst bakmamız. Daha da önemlisi; uygarlığın batılıların zannettiği gibi batıdan değil, doğudan batıya gittiğini söylüyordu ki, bu doğrudur. Toprağın ilk sürüldüğü yer Anadolu, ilk kentsel yaşamın gerçekleştirildiği yer Anadolu. Batılılarsa tam tersini söylüyorlardı. Bizim batıda eğitim almış bilim adamlarımız bile balıkçıyı küçümsüyorlardı. Oysa o “Batı neye dayanarak bunları söylüyor” diyordu. Halikarnas’ın çıkışı bir takım insanlara düşünme fırsatı verdi. Kimi bilim insanları da onun söylediklerinin kanıtı üzerinde çalışmaya başladılar.
Manfred Korfmann Troya’nın bir Helen kenti değil Hitit kültürünün kenti oyduğunu söyledi ki bu da çok şeyi gösteriyor.
- Ben Halikarnas’a yapılan bugünkü eleştirileri yerinde görmüyorum. Ki onlar hümanist bir dünya duygusuyla hareket ediyorlardı. Milliyetçiliği değil Anadoluculuğu öne sürüyor.
Halikarnas Balıkçısı batının taraflı-bağnaz davranmasına karşılık vermeye kalkınca ırkçı veya milliyetçi diye anlaşılabilecek sözlerin çıkmış olması olasıdır. Ama bu, kesinlikle bugün anlaşıldığı anlamda bir milliyetçilik değildir.
Kaynak: Nokta Dergisi
Yayın Tarihi: 2006