Hamza Aktan
Geçen yılın yaz aylarından itibaren seçim atmosferine giren Britanya'da dün gerçekleşen seçim sonuçları bir yıldır araştırma şirketlerinin tahmin ettiği gibi çıktı.
İşçi Partisi 13 yıllık iktidarı kaybedecek, Muhafazakâr Parti güçlenecek ancak tek başına iktidarı sağlayacak bir başarı yakalayamayacaktı. Seçimden bir ay önce başlayan ve ülke tarihinde ilk kez gerçekleştirilen parti liderlerinin canlı yayın tartışma programları bir yıldır istikrarlı bir seyir izleyen anketlerin dengesini değiştirmiş, ülke siyasetindeki dominant iki partinin yanına Liberal Demokratları da eklemişti.Liberal Demokratların lideri Nick Clegg etrafında gelişen “Cleggmania”, daha bir hafta öncesine kadar bile ülkenin siyasi tarihini köklü bir şekilde değiştirebilecek bir anlama sahipti. Clegg’in kendisi “İşçi Partisi’nin yerini alıyoruz” diyecek kadar cesur açıklamalar yapmıştı. Ancak sonuç, Clegg’in televizyonla kazandığı şöhretin “15 dakikalık” olduğunu, siyasetinin seçmeni oy verecek kadar etkilemediğini gösterdi. Bu sonuç, Liberal Demokratlara koalisyon hükümette bir kilit rol kazandırsa da, İngiltere’nin geleneksel iki partili sisteminin süreceğinin açık bir göstergesi oldu.
İŞÇİ PARTİSİ; BLAIR’SİZ OLMUYOR
Tony Blair’in Margaret Thatcher’la başlayıp John Major’la devam eden 17 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarına 1997 seçimlerinde son veren zaferinin ardından İşçi Partisi bu başarıyı 13 sürdürebildi, 2001 ve 2005 seçimlerinde yaşadığı “istikrarlı” düşüşü 2010 seçimlerinde de göstererek muhtemelen yakın geleceğin muhalefet partisi olacak bir sonuç aldı. İşçi Partisi salt çoğunluk sağlayıp tek başına iktidara geldiği üç seçimi de Tony Blair başkanlığında kazandı, Blair’in on yılını tamamlamasının ardından yerine gelen Gordon Brown’la iktidarını uzatamayıp ikinciliğe geriledi.
Bu seçimler özelinde İşçi Partisi’ni umutsuz duruma düşüren başlıca nedenlerin küresel ekonomik krizin ülkedeki yansımaları; geçen yıl ortaya çıkan, partili çoğu parlamenteri zora sokan ve İçişleri Bakanı Jacqui Smith’in istifasını getiren “harcama skandalı”, Afganistan’da yaşanan başarısız askeri durum ve son olarak küçük de olsa seçim kampanyasında yaşanan şansız karşılaşmalardan çıkan gaflar olduğunu söylemek mümkün.
Şimdi İşçi Partisi, aldığı açık yenilgiye rağmen 31 yıldır uzun dönemlerle tek parti iktidarlarıyla yönetilen bir ülkede yeniden bir 17 yıl daha muhalefette kalmamanın yollarını arıyor, bazı formüllerle hükümette kalmaya çalışıyor. Ancak bu seçimin İşçi Partisi ve Liberal Demokratlar için bir başka açıdan hayal kırıklığı yaratan yanı; iki partinin bir araya gelmesi durumunda bile hükümet kurmaya yetecek 326 milletvekili sayısına ulaşamıyor olmaları. Şu anda iki parti bir koalisyon kurmaya çalışsa dahi parlamentodaki öbür küçük partilerin desteğine ihtiyaç duyacak. Bu durumun kendisi olası bir “Labour-Lib Dem” koalisyonuna daha şimdiden ciddi bir meşruiyet gölgesi katıyor ve iki partinin de önüne rakipleri Muhafazakârları iktidardan alıkoymakta somut engeller koyuyor.
MUHAFAZAKÂRLAR; BİRİNCİ AMA GALİP DEĞİL
Bu seçimlerden en mutlu çıkan Muhafazakâr Parti, 1997’den bu yana ilk kez yeniden hükümet kurmaya yaklaştı ancak aslında halen İngilizlerin bu partiye de hükümet etme kredisi vermekten uzak oldukları anlaşıldı. 6 Mayıs seçimleri, Muhafazakârların zaten zor durumdaki rakiplerine karşı böyle bir dönemde bile zafer kazanamayacağını göstermiş oldu. Ancak öte yandan eğer Liberal Demokratlarla birlikte bir koalisyon hükümeti kurabilirlerse Muhafazakârlar iktidarda olmanın imkânlarından yararlanıp uzun bir zamana yayılacak bir yeni “Muhafazakâr dönem” inşa edebilirler. Bu ise, Thatcher dönemi kadar olmasa dahi, İngiltere’nin sosyal devlet yapısına ciddi müdahaleler anlamına gelecek.
İngiltere’de İşçi Partililer başta olmak üzere Muhafakâr Parti karşıtı çoğu kişinin kaygıyla dile getirdiği öngörü şu: David Cameron’un seçim kampanyası döneminde öne çıkardığı ve seçim bildirgelerinde de yer alan “büyük devlete karşı büyük toplum” stratejisi gereği Muhafazakârlar “israf” olduğunu düşündükleri kamu sektöründeki harcamalarda kısıtlamalara gidecek ve bu harcamalardan yararlanan özellikle düşük gelirli nüfusu “büyük toplum”un insaf ve ‘yeteneğine’ terk edecek. Olası bir Muhafazakâr Parti hükümetinin ülkenin göç politikalarını bir hayli sıkılaştıracağını ve seçim kampanyası boyunca açıkça ortaya çıkan göçmen karşıtlığına yönelik genel algıyı ikna etmeye yönelik popülist adımlar atacağını söylemek de kehanet olmayacak.
IRKÇILAR; BİR BAŞKA MAĞLUP
İngiltere, ekonomik krizin etkisini göstermeye başladığı günlerden bu yana göçmenlere karşı tepkinin çok fazla yükseldiği, iktidardaki İşçi Partisi’nin her şeyden çok bu konuda “kapıları yabancılara sonuna kadar açmakla” eleştirildiği bir ülke haline geldi. Bu seçimde korkulanlardan biri, geçen yıl Avrupa Parlamentosu seçimlerinde büyük bir çıkış gösteren ırkçı British National Party’nin bu seçimlerde özellikle bazı bölgelerde yükselişini sürdüreceği yönündeydi. Partinin lideri Nick Griffin’in özellikle geçen yıl Ekim ayında büyük tartışmaların ardından çıktığı BBC’deki meşhur Question Time’dan sonra popülaritesini artırmasından endişe ediliyordu. Ancak BNP, ciddiye alınacak bir sonuç alamadı, partinin başkanının kendisi seçim bölgesinde hem de İşçi Partisi’ne karşı açık bir yenilgi aldı. Seçimin İngiliz ırkçıları için özeti, Griffin’i açık bir farkla yenen İşçi Partili milletvekili Margaret Hodge’dan geldi: “Burada istenmiyorsunuz, çirkin siyasetinizin İngiliz demokrasisinde yeri yok.”
Kaynak: Radikal Gazetesi
Yayın tarihi: 07/05/2010
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=995577&Date=12.07.2010&CategoryID=81