
Hamza Aktan
Britanya’nın eski başbakanı Gordon Brown, 6 Mayıs seçim kampanyası esnasında siyasi rakipleri David Cameron ve Nick Clegg’le televizyonda tartışırken “Bu iki adam bana banyoda kavga eden çocuklarımı hatırlatıyor” diyordu. Karşısındaki şu anda Britanya’yı yöneten iki adam, bir hayli genç siyasetçilerdi çünkü.
Brown’a küçük çocuklarını hatırlatan 43’lerindeki bu iki ‘gencin’ bir hafta öncesine kadar muhalefet, şu anda hükümet edebiliyor olmalarının arkasında ise bizim Türkiye’den tanıdığı olmadığımız bir geçmiş ve siyasi kültür yatıyor.
![]() |
| İstifa sonrası Brown, vedalaşırken. |
İNGİLİZ PARTİLERİ VE BAŞKANLARI
Britanya’da köklü iki siyasi partinin neredeyse hiçbir lideri yenik çıktığı bir seçimden sonra koltuğunda kalmış değil. Dünyanın en yaşlı siyasi partilerinden biri olan Muhafazakâr Parti, Baykal’ın partisinin başına geçtiği 1992’den bu yana tam 5 lider değiştirmiş durumda. 1990ların başından itibaren partinin başkanlığını yapan John Major, William Hague, Ian Duncan Smith ve Michael Howard girdikleri seçimlerden bekledikleri sonuçları alamadıkları için istifa etmiş liderler. Şu an dünyadaki en genç başbakanlardan biri olan David Cameron’a bundan beş yıl önce daha 38 yaşındayken parti başkanlığının yolunu açan isim olan Michael Howard, “yaşı çok ilerlediği ve daha genç liderlere yol açmak istediği” gerekçeleriyle 64 yaşındayken istifasını vermişti.
![]() |
| 15 yıllık başkanlar Thatcher ve Churchill |
Ülkedeki seçim sisteminden kaynaklı olarak bir iktidar şansı olmayan İngilizlerin üçüncü partisi Liberal Demokratlar’da da durum farksız değil. Liberal Demokrat Parti, baştaki diğer iki partinin aksine seçimlerden salt çoğunluk sağlama başarısıyla çıkma derdi olmadığı için yıllarca aynı başkan tarafından yönetilebilirdi. Ya da ancak 50-60 milletvekili çıkarabilen bir parti olarak başkanlık yarışlarıyla fazlaca ilgilenmeyebilirdi. Ancak bu parti de, Baykal’ın başkanlık koltuğuna oturduğu tarihten bu yana 4 başkan değiştirmiş durumda.
![]() |
| MHP 40 yıldır iki lider gördü. |
Türkiye’de lider sultası ve parti tabanlarında bunu güçlendiren algının CHP’yle sınırlı olmadığı mâlum. Britanya’da herhangi bir partinin sıradan bir üyesine Türkiye’nin şu andaki üçüncü en büyük partisi konumundaki Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurulduğu 1969’dan bu yana yalnızca iki lider görebildiğini anlatmak muhtemelen bir hayli zor olacaktır. Bundan daha ilginci, MHP’nin on yıllarca aynı liderler tarafından yönetilmesine şimdiye kadar ne kamuoyunda, ne medyasında herhangi bir itirazın yükselmemiş olmaması. MHP’yle siyaseten benzerlikleri bulunan İngilizlerin sağcı UK Independence Party’si (UKIP) örneğin, sadece kurulduğu 1993’ten bu yana 5 lider değiştirmiş durumda.
İngiliz siyasi partilerinin tümü, aslında kimi özgün durumlar, örneğin liderlerinin üst üste seçim başarılarının dışında en az 5 yılda bir mutlaka bir lider değiştiriyor.
Britanya’da partilerin içinde gelişen bu istifa kültürü kamuoyunda da hâkim. Genel seçimlerden sonra eski başbakan Gordon Brown’un yerinde Deniz Baykal dahi olsaydı taraflı veya tarafsız medyanın yaptığı baskı nedeniyle istifadan başka çare bulamazdı. Brown, aslında teamüller gereği ikinci parti başkanı olarak yeniden bir hükümet kurabiliyordu ancak eğer kursaydı bile, kamuoyunda oluşan yenik lider algısı ona daha fazla ilerleme imkânı tanımayacaktı. Dolayısıyla böyle bir toplumda istifa, siyasetçilerin topluma sunduğu bir lütuf olmaktan çıkıyor, kamusal bir görev, bir zorunluluk halini alıyor.
Bir toplumda siyaset kültürü yalnızca partilerin genel merkez binalarında şekillenmiyor, sokağın içinde, o sokaklardan çıkmış siyasetçilerin arasında ve o sokakları yansıtması gereken medyasında gelişiyor. Türkiye’nin “aydınlık” tarafını temsil ettiği iddiasındaki bir siyasi partinin siyasi kültürün en temel öğelerinden birinin yokluğuyla bunca yıldır sorunsuz yaşamış olması, kendileri için olduğu kadar Türkiye için de büyük bir kayıp. Baykal’ın yıllar önce herhangi bir seçim yenilgisinin ardından yerini bir başka partili arkadaşına teslim etmesi gerekirken 18 yıl sonra tatsız bir olayın sonunda gitmiş olması ayrıca üzücü. Daha üzücü olanı, tüm bunlara rağmen Baykal’ın siyasete bir kez daha ama bu defa daha da güçlenerek döneceği yönündeki beklentilerin varlığı.


