Bugünün cevabı için geçmişle yüzleşme...


Hamza Aktan

Geçmişimizle yüzleşme veya hesaplaşma ifadeleri son birkaç yıldır özellikle Ermeni meselesiyle dikkatlerimizi çekti. 1915'te yaşananların Türkiye toplumunun geleceğini de zorlamaması için "hesaplaşma"nın gerekli olduğu söyleniyordu. Akademik dergi ve yayınlarda bu ifade sık sık bahse konu olmaya başlamıştı. En son Heinrich Böll Stiftung Vakfı bu yılın başında "Geçmişle Hesaplaşma Konferansı" düzenledi. Bu kapsamlı konferans da ifadenin daha sık kullanılmasını sağladı. Toplumun yaşadığı travmatik olayları bilinçaltına atmaması, bunu bilinçaltında biriktirmemesi, dolayısıyla da travmayla yaşamaması fikrine dayanıyor bu.

MANDELA VE HAKİKAT KOMİSYONLARI
Geçmişle yüzleşme konusunda en sık telaffuz edilen örnek veya model gösterilen ülke Güney Afrika. 1992'de son bulan apartheid (ırkçı ayrımcılık) rejiminin yarattığı travmalarla baş etmek için kurulan Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmaları genellikle başarılı bulunuyor. Liderliğini Nelson Mandela'nın yaptığı African National Congress'in (Afrika Milli Kongresi) siyasi iradesi sonucu kurulan hakikat komisyonları ülkedeki tüm tarafları bir araya getirmeyi, suçluların suçlarını itiraf etmelerini sağlamıştı. Güney Afrika'daki bu deneyim uluslararası bir gündem ve yönlendirmeyle yürüdüğü için de başarılı olmuştu.

Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, apartheid rejimi süresince yaşananların ortaya çıkarılmasını sağlamak için mağduriyet yaşamış insanların hikâyelerini anlatabilecekleri oturumları kamuya açık şekilde gerçekleştirmişti. Yaşanan mağduriyetlerin anlatıldığı uzun soluklu oturumlar Güney Afrika'da şiddet ve ırkçılık uygulamalarının kabul edilemeyeceği yönünde bir duyarlılık yaratmıştı.

BAŞARISIZ ÖRNEK: ŞİLİ
Bu konuda sık sık referans gösterilen bir başka ülke de Şili. Agusto Pinochet'nin diktatörlüğü döneminde yaşananların aydınlatılması için 1990'da Doğruluk ve Mutabakat Komisyonu kuruluyor ülkede. Fakat Şili'deki komisyon "adalet"e erişmek için "suçluların tespit ve teşhirini yapmadığı, işkence mağdurlarını kapsamı dışında bıraktığı ve mutabakat için suçluların affı ve cezasızlık yollarını kullandığı için" başarısız bir örnek olarak gösteriliyor.

Latin Amerikalı nöro-psikiyatr Paz Rojas Şili'deki diktatörlük zamanında mağduriyet yaşamış insanların komisyona güven duymadıklarını anlatıyor. Rojas'a göre bunun en önemli nedeni "adaletten ödün verildiği hissi ve diktatörlük altında yaşanmış umutsuzlukların 'demokratik' düzen altında tekrar yaşanması" olmuş.

İSRAİL'İN ZOCHROT'U
Gittikçe yaygınlaşan politik travmaları hatırlama ve toplumsal mutabakat eğilimlerinin bir örneği de İsrailli entelektüeller tarafından oluşturulan "Zochrot" isimli organizasyon. Zochrot, Filistinlilerin Nakba (Büyük Felaket) diye adlandırdığı 1948 süreciyle, İsrailli Yahudilerin yüzleşmesini sağlamak için çalışıyor. Zochrot'un Nakba'yı anmaya yönelik faaliyetleri Filistinli mültecilerin tanıklıkları üzerine kurulu. Fakat Zochrot da Nakba ile İsrail'in bugünkü politikaları arasında bağ kurmadığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Bu nedenle de şu anki statükoyu meşrulaştırdığı için başarılı bir sonuç yaratmayacağı söyleniyor.

MİTHAT SANCAR: YARIM ASIRLIK BİRİKİM VAR
"Geçmişle hesaplaşma" kavramını Türkiye'de ısrarlı biçimde ve en sık kullanan akademisyen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mithat Sancar. Bu konuyla ilgili çalışmalarından oluşan kitabı İletişim Yayınları'nca basılan Sancar, kavramın özünü şöyle aktarıyor:

"Yakın ya da uzak geçmişte yaşanmış insanlık suçlarının veya ağır insan hakları ihlallerinin varlığını kabul etmek; özellikle yakın geçmişteki suçların faillerini cezalandırmak; mağdurlara maddi ve manevi tatmin sunma; bu suç veya ihlalleri yaratan nedenleri, yapıları ve zihniyeti sorgulamak; ihlallerin 'bir daha asla' yaşanmaması için gerekli düzenlemeleri yapmak."

"Geçmişle hesaplaşma" teriminin ortaya çıkışının 1950'lerin ortalarına rastladığını not düşüyor Sancar. "Alman toplumunun kendi geçmişiyle hesaplaşmaya başlaması ancak 1960'larda gerçekleşiyor. Akademi de, bundan sonra konuyu sistematik bir biçimde ele almaya başlıyor. Kavramın bu özgül bağlamı aşıp evrenselleşmesi ise, esas olarak 1980'lerin sonlarından itibaren söz konusu oluyor." Sancar bu durumun Latin Amerika'daki askeri diktatörlüklerin çökmesi, Güney Afrika'daki ırkçı yönetimin çözülmesi ve Doğu Bloku'nun dağılmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu da ek yapıyor.

TÜRKİYE TRAVMALARINDAN KAÇIYOR
Sancar'a göre Türkiye'de toplumu travmatize eden olaylar zincirinde 6-7 Eylül olayları, 27 Mayıs ve idamlar, 12 Mart ve idamlar, 1 Mayıs 1977, Maraş, Çorum, Sivas olayları; 70'lerdeki pek çok "faili meçhul" cinayet, 12 Eylül, 1984'te başlayan şiddet eylemleri ve bu çatışmalardan doğan karşılıklı kayıplar, 1990'larda yoğunlaşan sistematik cinayet ve köy yakmalar ve daha sayılamayacak çoklukta olayın hiçbiriyle açık bir yüzleşme veya, sistematik bir hesaplaşma yaşanmadı.

Dolayısıyla geçmişin şiddet dolu dönemlerinden örülen ve çok sertleşmiş bir kabuk, bugünümüzü kuşatmış durumda. Bu kabuğun bir yerinden hafif de olsa kırılmaya başlaması, çok sarsıntılı olabiliyor. Çünkü sert kabuk, kırılırken çok acıtır. Şimdi biz bir yandan geçmişteki travmalarla yüzleşmek ve hesaplaşmak için uygun yöntemler aramak zorundayken, bir yandan da bu travmalarla yüzleşmenin yaratacağı travmalarla uğraşmak durumundayız.

HAKİKAT KOMİSYONU NE YAPMALI?
Çalışmalarını Şili'de yürüten Halkın Haklarını Koruma Kurumu, hakikat komisyonlarının nasıl faaliyetler yürütmesi gerektiğini şu notlarla aktarıyor:
# Ülkelerin "tarihi hafızası"nın yazılmalı.
# Tarihi hafıza şiddetten uzak bir gelecek oluşturulmasına imkân sunmalı.
# Hak ihlallerinin kanıtları korunmalı ve hem hukuki hem de etik bir adalet sürecini oluşturmada kullanılmalı. İnsancıl hukuk ilkeleri benimsemeli, bu ilkeler daha sonra anayasal hukukun bir parçası olmalı.
# Komisyonların kurulmasından önce bütün tarafların mağdurlarını ve insan hakları örgütlerini içeren bir danışma süreci gerçekleşmeli. Suçluların belirlenmesi süreci başka çalışmalara vesile olması için kamuoyuna açık olmalı.

HRANT DİNK'LE BAŞLAYALIM
Mithat Sancar'ın Türkiye'deki yüzleşmenin gerçekleşmesi konusunda önemli ve ilginç bir önerisi var. Sancar, Hrant Dink cinayetiyle başlanabileceğini söylüyor. Bunun için de tarafsızlıklarına güvenilen saygın kişilerden oluşacak bir komisyonun kurulmasını öneriyor. Sancar'a göre, Dink cinayeti, 6-7 Eylül, 12 Eylül, Susurluk gibi dönemlerle hesaplaşmak ve bu dönemlerden beslenen meşruiyet hattından ayrılabilmek için bir "kırılma noktası" olabilir.

* Kaynak: Yeni Safak Gazetesi
* Yayın tarihi: 07 Ağustos 2007

http://yenisafak.com.tr/pazar/?t=07.08.2007&i=60082