Hamza Aktan
Londra’nın “tabloid” radyolarından LBC (London’s Biggest Conversation), 3 Temmuz’daki akşam programında dinleyicilerine şu soruları sıralıyordu: “Başkentin en turistik yerindeki bu görüntüyü reva görüyor musunuz? Bir grubun milyonlarca insanı yok sayıp bir parkı işgal etmesini nasıl buluyorsunuz? Sizce de demokrasiyi kötü amaçları için kullanmıyorlar mı? Sizce de yaptıkları gösteriler nedeniyle Londralıların hayatını berbat etmiyorlar mı? Siz de bir Cuma akşamı göstericiler nedeniyle sıkışan trafikte kaldınız ve evinize varmaya mı çalışıyorsunuz? Arayın, görüşlerinizi bizimle paylaşın...”
Savaş karşıtı bir grubun Mayıs ayı başında İngiliz Parlamentosu’nun hemen önündeki Parliament Square’da başlattığı ve adını Democracy Village (Demokrasi Köyü) verdiği kamplı eylem, uzun süredir ülkenin ilk sıralardaki gündemini oluşturuyordu. Dünyaca ünlü eylemci Brian Haw’ın 2001’den bu yana 9 yıldır sürdürdüğü (3 bin 200 günün üzerinde şu anda) ve muhtemelen dünya tarihinin en uzun oturma eylemine ev sahipliği yapan Parlamento Meydanı’daki Demokrasi Köyü de kısa sürede, demokrasi ve gösteri hakları üzerinde ciddi tartışmaların kaynağı oldu.
Parlamento meydanı, Tamil’lerden Filistinlilere, Kürtlerden sendikalılara kadar en yaygın kullanılan gösteri merkezlerinden biri Londra’da. Geçen yılın başlarında Sri Lanka’nın Tamillere karşı başlattığı ve büyük bir katliamla son bulan harekatı sırasında da Tamiller aylarca o meydanı doldurmuş, İngiliz hükümetine Sri Lanka’yı durdurma çağrısında bulunmuştu. Meşhur Big Ben’in hemen yanıbaşına, tarihi Westminster binasının tam önüne kurulu Demokrasi Köyü de, önce Parlamento önündeki herhangi bir savaş karşıtı gösteri gibiydi. Dolayısıyla hergün şaşmaz bir şekilde Big Ben’i arkasına alıp fotoğraf çektiren on binlerce turistin kentteki herhangi bir ilginçlikten sayıp, hatta yanına geçip bir kare de oradan aldığı bir gösteriydi.
Ancak ne zamanki başkentin Muhafazakâr Partili belediye başkanı Boris Johnson “çevreyi kirletiyorlar ve diğer Londralıların parkı kullanmalarının önüne geçiyorlar” gerekçeleriyle eylemcilerin oradan çıkarılacağını açıkladı, Demokrasi Köyü de o zaman ulusal ve uluslararası ilginin merkezi haline geldi.
Boris Johnson’ın bir başka gerekçesi de sadece Londra’nın değil, Avrupa’nın en turistik bölgelerinden birinde yapılan bu eylemin turistleri rahatsız ettiğiydi.
Winston Churchill ve Nelson Mandela heykellerinin ortasına kurulu onlarca küçük çadır, savaş karşıtı pankart ve bayraklarla bir bilgi masasından müteşekkil köyün 50’nin üzerinde sakini vardı. Köyün ayrılmamakta bir hayli ısrarlı eylemcileri ilk olarak iki hafta önce Johnson’a karşı verdikleri mücadelenin ilk etabını kaybettiler, bir mahkeme, Johnson’un şikayetini yerinde buldu ve eylemcilerin meydandan çıkarılması kararını verdi. Köylerini gönüllü boşaltmamaları durumunda eylemciler polis zoruyla çıkarılacaktı. Eylemcilerse kararı demokratik anlayışa aykırı bulduklarını belirtip eylemlerine son vermeyeceklerini belirttiler, karara itiraz ettiler.
Mahkeme kararının ardında yatan yasal neden, aslında eylemcilerin yerel otoriteden izin almadan eylemlerine başlamış olmaları. Aynı meydanda 9 yıldır eylem yapan Brian Haw’ın kalabilmesinin sırrı da, 9 yıl önce almış olduğu izin. Nitekim mahkeme kararında da Haw’a dokunulmaması notu özellikle düşülmüştü. Eylemcilerin itiraz başvurusundan bir on gün sonra üst mahkemeden gelen karar da, Boris Johnson’dan yanaydı; köy geçen hafta boşaltıldı. Eylemcilerse, bu durumda Londra’nın başka yerlerinde yeni kamplar kuracaklarını söylüyor.
Son mahkeme kararının hemen öncesinde ziyaret ettiğimiz ‘köy’de, biraz moralsiz bir bekleyiş vardı. Mahkeme kararına, bir önceki gün üç arkadaşlarının gözaltına alınması eklenmişti ve o arkadaşlarıyla ilgili gelecek kararı bekliyorlardı. O gün LBC radyosu spikerine dinleyicilere “Siz de bir Cuma akşamı göstericiler nedeniyle sıkışan trafikte mi kaldınız” diye sorduran eylemciler kentin finans merkezi Whitehall’a doğru yürüyüş yaparken polis tarafından gözaltına alınmışlardı.
‘KÖY’ SAKİNİ: BURASI KAMUNUN
Rebecca Hall, henüz 18 yaşında, hem “full time” bir üniversite öğrencisi hem de bir eylemci. İki ay boyunca
![]() |
| Eylemcilerden Rebecca Hall. |
“Bu sonuç olarak savaş karşıtı, barışçıl bir eylem. Eylem yaptığımız alan da kamunun kullanımına açılmış, serbest bir alan. Boris Johnson’un dediğinin aksine turistler bizden rahatsız olmak bir yana, gelip burada bizimle sohbet ediyor, fotoğraf çekiyorlar. İnsanlar mesajlarımıza katıldıklarını belirtiyor, bize teşekkür ediyorlar.”
Afganistan’da yaşanan savaşa ve savaşın gerekçelerine katılmadığı için eylemde yer almayı seçtiğini söylüyor Rebecca ve ekliyor: “Bu savaşın herhangi bir şekilde yaşanmaması gerekiyordu. Herhangi bir savaş gibi bu da hukuka aykırı.”
Diğer eylemciler gibi Rebecca’nın da esas amacı “askerlerin eve dönmelerini sağlamak.” Bunun için de amaçlarına ulaşıncaya kadar kesintisiz eylem yapmakta hayli kararlılar. Ya başbakan David Cameron’un dediği gibi askerlerin geri dönüşü en erken 2015’te sözkonusu olmaya başlayacaksa, o zamana kadar da eylem yapıyor olacaklar mı? “Bu tabii ki gerçekleştirmesi zor bir protesto olurdu. Ama hemen yanı başımızda, 9 yıldır, gece gündüz buradan asla ayrılmayarak, hayatını buraya kurmuş ve Irak ve Afganistan işgallerini protesto eden Brian Haw var. Neden olmasın ki...”
ÖMÜRLÜK EYLEM, ÖMÜRLÜK ÇİLE
![]() |
| Brian Haw'in eylemi 10 yıla yaklaşıyor. |
![]() |
| Barbara Tucker, dört yıldır eylemde. |
Barbara Tucker da “daha ne kadar kalmayı düşünüyorsunuz” sorusuna benzer bir yanıt veriyor: “Bu soruyu neden devletlerimiz insanları daha ne kadar öldürmeye devam edecek diye sormuyorsunuz? Hükümetlerimiz insan öldürmeyi meşru kılmaya çalışıyorlar. Bizse insanlara bu dünyanın bir yerinde savaşın yaşandığını, bunun haksız olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.” Tucker, gece gündüz zor şartlarda nasıl eylemlerini sürdürdükleri yönündeki sorularımıza ise takılmayı doğru bulmuyor, önemli olanın “hükümetleri durdurmak” olduğunu vurguluyor.
Boris Johnson’un Demokrasi Köyü’ne fiilen karşı harekete geçtiği ve polisin ilk baskınını düzenlediği 25 Mayıs’ta The Guardian, ilgili haberinde nazire yapıp İranlı Ahmed Zariee isimli bir turistin görüşlerine yer vermişti: “Keşke İran’da bizim de bu hakkımız olsaydı.” İranlı turistin, Demokrasi Köyü’nün başına nelerin geldiğini takip edip etmediğini bilemiyoruz ancak son yaşananlardan haberdar olması durumunda büyük bir hayal kırıklığı duyacağını kestirmek hiç de zor değil.
Kaynak:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1010308&Date=29.07.2010&CategoryID=81
* Daha fazla Fotoğraf için: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalGaleriHaber&ArticleID=1010309&PAGE=1&Date=02.01.2010&CategoryID=79


