Nick Clegg, İngiltere'nin Obama'sı?


Hamza Aktan

İngiltere siyaset dünyası, televizyonun nelere kadir olabileceğinin bir başka örneğini yaşıyor bu günlerde. Ülkede son bir yıldır siyaset sahnesinde çok büyük yankılar uyandıran iki televizyon programı gerçekleştirildi. İki programda da bir partinin lideri öne çıktı ve iki programdan sonra da bu liderlerin siyasi hayatlarının ciddi biçimde lehlerine değişeceği yorumları yapıldı. Bunlardan ilki, ırkçı British National Party (İngiliz Ulusal Partisi - BNP) lideri Nick Griffin’in BBC’nin meşhur Question Time programına konuk edilmesiydi. Geçen Ekim ayında gerçekleşen ve bir hayli tartışmalı ve olaylı geçen bu programla Griffin, ilk kez bir televizyon programında ağırlanıyor ve ilk kez “normal” bir siyasetçi gibi soruları yanıtlıyordu.


Çok sayıda insan hakları örgütü, göçmen kuruluş ve analist, BBC’nin böylelikle Griffin’e büyük bir meşruiyet tanıdığını, bu programdan sonra partiye olan desteğin daha da artacağı yönündeki kaygılarını anlatıyordu. Nitekim Griffin de her ne kadar kendisi için “linç kampanyası uygulanıyor” dese de, programın partisi için “büyük bir ânı” ifade ettiğini vurguluyordu. BNP yetkilileri de programın önümüzdeki seçimlerde etkisini bariz biçimde göstereceği yorumlarını yapıyordu.

LİBERAL DEMOKRATLARIN TV ZAFERİ
Şimdiki TV programının kahramanı ise, bir başka partiden, Liberal Demokratlar’ın birkaç gün öncesine kadar bile pek sesi soluğu hissedilmeyen başkanı Nick Clegg. Kötü şana sahip adaşının tersine saygın bir siyasetçi olan Clegg, bu defa bir televizyon programı sayesinde sadece kendisinin değil tüm seçimin kaderini değiştirebilecek bir imkânı yakaladı. Bu imkân, Perşembe akşamı İngiltere tarihinde ilk kez gerçekleştirilen liderlerin canlı yayında tartıştığı programla geldi.

Ülke siyasetinin iki ana unsuru olan İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti’nin liderlerinin yanında Liberal Demokrat Parti’nin lideri Clegg “küçük kardeş” hesabından katıldığı canlı yayından üç hafta sonra 6 Mayıs’ta yapılacak genel seçimlerde “ağabeylik” hesapları yapacak bir rakip olarak çıktı.

Üç partinin lideri önceki akşam, aynı şeyi yarım yüzyıl önce yapmaya başlamış Amerikalıların dalga geçtikleri bir “ilki” gerçekleştirerek ITV’de düzenlenen programa katıldı ve sırayla politikalarını anlatıp rakiplerini eleştirdi. Esas beklenti, çekişmenin Başbakan Gordon Brown ile şu anda anketlerde önde görünen Muhafazakâr Parti lideri David Cameron arasında geçeceği yönündeydi. Ancak, Nick Clegg, 10 milyon kişinin izlediği programda rakiplerini de şaşırtacak bir performans sergiledi ve 90 dakika içinde partisine neredeyse yüz yıldır ulaşılmamış bir destek kazandırdı.

Programda sadece hükümeti değil, Muhafazakâr Parti’nin siyasetini de eleştiren, iki parti ve liderini “birbirinin aynı eski tür siyasetler” olarak yargılayan Clegg, kendine güvenen tavrı, konulara olan hâkimiyeti ve güçlü performansı ile birden milyonlarca İngiliz’in sempatisini kazandı, gazetelerin manşetlerini süsleyen isim oldu. Clegg’in “bu ikisi arasında tercih yapmak zorunda değilsiniz, bir başka tercih var” merkezli konuşmasıyla yarattığı dalga, kısa sürede “Barack Obama” ismini de kampanyanın içine çekti. Şimdi başta Liberal Demokratlar olmak üzere çoğu kişi Clegg için “İngiltere’nin Obama’sı” sıfatını uygun görüyor. Muhtemelen kendisi de oluşan bu durumdan şaşkın olan Clegg de “Heyecan verici gelişmeler oluyor. Sanıyorum giderek artan sayıda insan, bu ülkede farklı bir şeylerin olabileceğine inanmaya başladı” diyor.

YARIŞ HÂLÂ İKİ ATLI MI?
Programdan tartışmanın “resmi” galibi olarak çıkan Clegg, eğer şu anki anketler değişmezse, yüzde 20’lerde seyreden oyunu yüzde 30’a kadar çıkarmış olacak. Şimdiye kadar olası bir koalisyon hükümetinin küçük ortağı olarak hesap edilen Liberal Demokratlar’a artık neredeyse koalisyonun esas ortağı olarak bakanlar, partinin liderine de başbakanlığı uygun görenler var.

Bir anda ülkeyi saran ve genel seçmen eğilimini değiştiren yeni Liberal Demokrat rüzgârdan, seçimin galibi olması beklenen Muhafazakâr Parti de, şu anda iktidard olan İşçi Partisi de hiç memnun değil. Ancak bu rüzgârdan esas yarayı alacak olanın Muhafazakârlar olacağını söylemek mümkün. Muhafazakârlar şimdiye kadar neredeyse adını anmadıkları Liberal Demokratları, başkanları Cameron’un programın ardından “bu hâlâ iki atlı bir yarış” demesine rağmen mecburen rakip listelerine ekledi ve partinin politikalarını eleştirmeye başladı. İşçi Partisi ise her ne kadar “bizim politikalarımız zaten benzer” dese de son zamanlarda zor da olsa geri kazandığı desteği Liberallere kaptırmanın kaygısını yaşıyor.

Şimdi üç parti liderinin önünde iki tane daha canlı yayın programı var. Şimdi herkes birer hafta aralıkla SKY TV ve BBC’de gerçekleştirilecek programlarda üçüncü süvari Clegg’in performansını sürdürüp sürdüremeyeceğini, bu popülerliğin Andy Warhol’un söylediği gibi bir “15 dakikalık” olup olmayacağını merak ediyor. Eğer İngiltere’de şu anda yaşanan dalga, bu iki canlı yayının ardından da devam eder ve seçim sandıklarına yansırsa, o zaman İşçi Partisi ile Muhafazakâr Parti liderlerinin tarihlerinde bir ilki gerçekleştirip bu programlara çıkmış olmaktan büyük bir pişmanlık duyacakları kesin.