Hamza Aktan
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’yu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu imzalı bir içeceği açık artırmayla partililere satmaya çalışırken hayal edebilir miyiz bir an için? Ya da başbakan Erdoğan imzalı bir Necip Fazıl kitabını olabildiğince pahalıya satmaya çabalarken? Bana, Türkiye’nin siyaset-siyasetçi ve iktidar kültürü ama aynı zamanda espri anlayışı bakımından bir hayli zor geliyor bu.
Geçen hafta Londra’da bir İşçi Partisi’ne (Labour Party) destek gecesinde Yüksek Eğitim’den Sorumlu Bakan David Lammy, az önce adaşı Dışişleri Bakanı Miliband’ın imzaladığı şarabı önce 20 Pound’tan açık artırmaya sundu, sonra biraz da acemi bir pazarlamacı ruh haliyle rakam 150 Pound’a vardığında pes edip ‘saaattım’ dedi. Miliband’ın şarabını Tony Blair’in partiye veda konuşmasının imzalı son nüshası, Gordon Brown imzalı parti programı izledi. Bakan Lammy, masada satacak eşya tükendiğinde mikrofonu bir başka partiliye para toplaması için devredip yerine geçti... Bunun bir benzerini, muhalifleri Muhafazakâr Parti’de (Conservative Party), eski başbakanlardan John Major’ı Margaret Thatcher’a seçim kazandırdığı söylenen meşhur “Labour isn’t working” (İşçi Partisi-İşçiler çalışmıyor) yazılı afişin orijinallerinden birini satmaya çalışırken görmüştüm.
2010’Lİ YILLARIN SEÇİMİ
Seçim sath-ı mailine girmiş İngiltere, yakın tarihinin en kritik oylamalarından birine doğru hemen her gün bir başka adayı desteklemek için düzenlenen bu tür etkinliklerle gidiyor. Seçime sadece milletvekili adayları değil, eski başbakanlar, bakanlar, lordlar ve yerel siyasetçiler, hep beraber hazırlanıyor. 13 yıllık İşçi Partisi hükümetinin değişmesi ya da İngiltere’de 65 yıldır görülmeyen bir koalisyon hükümetinin doğması, böylece bir yüz yıldan fazladır hükümet edememiş olan üçüncü parti konumundaki Liberal Demokrat Parti’nin de söz sahibi olacak olması uzun süredir tartışılmaya başlanan ihtimaller ülkede.
Tony Blair’in 1997’deki zaferinden başlayarak 2010’a, 13 yıl gibi İşçi Partisi için rekor sayılan (bu alanda birincilik Muhafazakâr Parti’de, 1979’da Thatcher’la başlayıp 1997’de John Major’la sona eriyor) bir zaman diliminde tek başına iktidarda olan İşçi Partisi, Başbakan Gordon Brown liderliğinde bu rekorunu uzatmak istiyor. Halen aslında Thatcher’la anılan Muhazakâr Parti ise 2005’ten bu yana liderlik koltuğunda oturan ve böyle bir mevki için hayli genç sayılabilecek David Cameron’un (44) öncülüğünde ciddi bir kampanya yürütüyor.
ANKETLERDEN RUH HALİ
Seçim tartışmaları ve faaliyetleri geçen yılın yaz aylarından itibaren ısınmaya başladı ülkede. Partiler yavaş yavaş adaylarını açıklamaya, yardım kampan-yaları düzenlemeye girişti. Yapılan kamuoyu yoklamaları o günlerden bu yana açık bir Muhafazakâr Parti zaferini işaret ediyordu. Öyle ki, Muhazakârların düzenlediği destek yemeklerinde kampanyadan çok bir tür erken kutlama havası yaşanıyordu. Bu havanın tam tersi de İşçi Partisi toplantılarında esiyordu. İşçi Partililer, ‘kaybedilen desteği’ geri kazanmanın çabasından bahsediyor, neler yapılabileceğini biraz da umutsuzca tartışıyordu.
Fakat bu hava, ülke ekonomisinin tekrar toparlanma sinyalleri vermesiyle bir kez daha yön değiştiriyor. Geçen sonbahar aylarında anketler iki parti arasındaki yüzdelik farkı Muhafazakârlar lehine 10-12 gibi gösterirken şimdi bu fark 3’e kadar inmiş durumda. David Miliband, bu nedenle geçen günkü bir konuşmasında “İşçi Partililer güne enerjik ve pozitif başlarken, Muhafakârlar yorgun ve kaygılı uyanıyorlar” diyordu. Bu lafları iki-üç ay öncesine kadar bile herhangi bir İşçi Partiliden duymak imkansızdı.
İÇE KAPANMA ÇABASI
Mayıs ayında yapılacak seçimler, sadece İngiltere için değil, başta Avrupa Birliği olmak üzere Türkiye ve Ortadoğu’yu da etkileyecek bir öneme sahip. Ancak seçimin içerideki etkisinin ve sonuçlarının daha derin olacağı kesin. Küresel ekonomik krizin vurduğu diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi İngiltere’de de uzun bir süredir “göçün ülkeye verdiği zararlar”, tartışmaların baş konusunu oluşturuyor. Sadece “ülkeyi İngilizleştirelim” diyen ırkçı British National Party (İngiliz Ulusal Partisi), bu diskuru kullanarak geçen yılki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bir ‘zafer’ elde etti, iki koltuk kazandı.
Muhafazakâr Parti’nin de en büyük kozlarından biri “İşçi Partisi’nin ülke sınırlarını sonuna kadar açması nedeniyle” ülke ekonomisini ve toplumsal yapısını ‘zedeleyen’ göç. Muhafazakârlar, göçü ve ilticayı kesin olarak zorlayacak önlemler almayı vaat ediyor. “Sınır kontrollerindeki en büyük boşluk” olarak nitelendirdikleri öğrenci vizelerini zorlaştıracaklarını ise özellikle vurguluyorlar. (Bu vize Türkiye’den İngiltere’ye gidişin en kolay yollarından.) Yürüttüğü göç politikasıyla da olacak göçmen toplumların arkasında durduğu İşçi Partisi de bu dalgadan nasibini almış durumda, sınır kontrollerini, iltica kabullerini yeni, daha spesifik ve zorlaştıracak vaatlerde bulunuyor, sınırların yalnızca ülke ekonomisine katkıda bulunacak ‘yetenekli’ insanlara açık olacağı sözünü veriyor.
TÜRKİYE TARTIŞMASI
Her ne kadar iki partide de Avrupa Birliği’ne üyelik yönünde bir ‘pro-Turkey’ tutum görünse de Muhafazakâr Parti’nin AB’ye soğuk bakacağı, nihai otoriteyi Brüksel’de değil, Londra’da tutacağına dair yaptığı vurgudan anlaşılıyor. Muhafazakâr Parti’nin Türkiye’nin üyeliğine açık destek vermesinin veya bu yolla AB’yi bir ‘Hıristiyan kulübü’ görüntüsünden uzak tutmak gerektiğini savunmasının arkasında, aslında AB’nin derinleşmesini önlemek ve AB merkezli bir siyasetin üretilmesini zorlaştırmak istediği şeklindeki yorumu da aktarmış olalım. İşçi Partililer bu yüzden Muhafazakârların bu tutumunun samimi olmadığını “bizim hükümetimiz olmasaydı Türkiye’nin üyeliğinden bahsedilemezdi” sözleriyle savunuyor.
Seçime iki aydan az bir zaman kala Londra sokaklarında bu yönlü bir telaşeye rastlamak güç. Muhafazakârların “değişim” vaat eden tek tük bilbordları da olmasa bu ülkenin son yılların en önemli seçimine gideceğini bir yabancının çıkarsaması imkânsız gibi. Fakat hemen her akşam bir restoran veya otelde düzenlenen kampanya destek yemeklerine katılınca, harareti, esprisi, açık artırımı çok yoğun bir atmosfere dahil oluyorsunuz. Her an bir bakanı elinde bir ürünü satmaya çalışırken, ya da kura çekimlerini düzenlerken görebiliyorsunuz. Bu açık artırmalardan göçmenlere, işçilere ve AB’ye ne çıkacağı ise iki parti tercihi arasında büyük bir kararsızlık ve değişkenlik gösteren İngiliz kamuoyunun son dakika kararına bağlı.
* Kaynak: Radikal Gazetesi
* Yayın tarihi: 24/03/2010
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=987334&Date=25.07.2010&CategoryID=99