Hem kadın hem ‘yabancı’ başkan


Hamza Aktan

Güneydoğu’da çeyrek yüzyıldır yaşanan çetin siyasi gelişmeler, bu bölgedeki bir başka dönüşümü dikkatlerimizden kaçırıyor veya en azından buna yoğunlaşmamıza engel oluyor. Bundan 10-15 yıl öncesine kadar imkansız sayılacak bir sürü güzel, ümit verici gelişmeyi makro “Kürt sorunu” başlığının yan parçaları olarak birer birer yaşıyoruz aslında ama bunlara hakkını vermekten de uzağız. Oysa ki, geleneksellik ve muhafazakârlığın en bereketli topraklarında kendi doğallığında ilerleyen bir demokratik -ve seküler de addedilebilecek- bilinç giderek daha net biçimde kendini gösteriyor.

Kürt siyasi hareketinin sıcak gündeminin yanında iyi ki hiç eksik etmediği kültürel-felsefi dönüşüm çabası önceleri bununla dalga geçen Kürtleri bile etki alanına almış durumda. Bu çaba, Kürtleri gelenekselliğiyle kalmış ve yalnızca dil-eğitim hakkı peşindeki bir statik-politik topluluk olarak kalmaktan kurtararak, hayatın her alanında daha fazla demokratikleşen dinamik bir özne haline getirdi. Kadın-erkek eşitliğinden kendilerinden farklı halklara ve başka dinlere, cinsiyetlere olan bakışlarına, siyaseti algılayış biçimlerinden kendilerini özgüvenli birer insan-yurttaş olarak konumlandırmalarına dek birçok alanda belirgin değişimler yaşıyor Kürtler. Bu değişimlerin çoğu, Cumhuriyet’in yarattığının aksine, tepeden inmeci değil, tabandan bir kabul görerek, tabanın buna bir şekilde alışmasıyla hayat buluyor. Bu yönüyle de yapısallık arz ediyor.

“RUKEN BAŞKAN”
Örneğin toplumsal yapısı keskin aşiretsel çizgilerle çizilmiş Yüksekova’da siyasetin bu çizgilerin dışına çıkması çok yakın zamana kadar bile düşünülemezdi. İnsanların aşiretlerinin önde geleni DYP’li diye DYP’li olduğu, belediyenin kendi aşiretinden birine ‘kalmasını’ ümit ettiği yıllar çok da uzakta değil. Fakat yalnızca gençlerin değil, orta yaşlıların bile az daha sırt çevirip uzaklaşacakları anadillerine yeniden bir heyecan ve özgüvenle yaklaşmaları gibi, en fazla 10 yıllık bir mazisi olan hatırı sayılır ciddiyette bir siyasi algı farklılığı da ciddi biçimde kendini gösteriverdi. Siyasi mücadelenin yarattığı bilinç bu ilçede önce aşiret duyarlılığını kırdı; şimdi de erkek egemen algıyı en ufak bir gürültü çıkarmadan yıkıyor. DTP’nin Yüksekova için belirlediği belediye başkan adayını Yüksekovalılar bundan en fazla bir hafta öncesine kadar bile tanımıyorlardı. Bırakın kendi aşiretlerinden olmasını, ilçelerinden bile olmayan, ismini yeni duydukları Bitlisli kadın bir belediye başkan adayıyla ilk kez karşı karşıya kalıyorlardı. DTP’de siyasi mücadele vermiş Ruken Yetişkin’e ilçede bir itirazın yükselmesi şöyle dursun, coşkulu, kitlesel bir karşılama yapıldı, kendisine şimdiden “Ruken Başkan” diye hitap ediliyor. Kendisi de bu kabulün öneminin farkında ki, buna vurgu yapıyor: “Ben dışarıdan geldim, beni kabul edip bağrına bastı Yüksekova halkı. Bu da burada aşiretçiliğin aşılacağını gösteriyor.”

Yüksekovalıların bu kabulünü körü körüne bir siyasi inanç ya da DTP’nin ‘kemik’ tabanının otomatik tavrı olarak algılamak art niyet içereceği kadar gerçeği de görmezden gelmek olur. Bu, Kürtlerin eskiye nazaran daha fazla demokratik olgunluğa ulaştıklarının açık bir örneği. Tarihinde ilk kez bir kadın belediye başkan adayıyla karşı karşıya kalmış, Türkiye’nin en doğusundaki bir ilçenin yalnızca bu özelliğiyle bile manşetlere çıkmıyor oluşu, bunda artık gazetecilerin bile haber değeri görmüyor olmaları, orada epeyce bir dönüşümün yaşandığını ve bunun aslında çoktandır kanıksandığını gösteriyor.

Aynı kabul, DTP’nin seçilmelerine kesin gözüyle bakılan 17 il ve ilçedeki kadın belediye başkan adaylarına karşı da var. Kars’ta, Tunceli’de, Bismil’de, Nusaybin’de, Doğubeyazıt’ta, Varto’da, Uludere’de, Derik’te, Viranşehir’de, Eğil’de ve DTP’nin kadın aday gösterdiği diğer yerlerde de herhangi bir itiraz, bu yönlü bir tartışma göremiyoruz. Dolayısıyla Güneydoğu’da yaşanan bu kültürel-siyasi dönüşüm, kadim Kürt meselesinin en azından kültürel-toplumsal kısmının önemli ölçüde aşıldığını veya buna yönelik ciddi bir umudun beslenebileceğini gösteriyor. Bu demokratik-çağdaş gelişmelerin bölge halkının PKK’ye olan yönelimine panzehir olarak Hizbullah’ı reva gören “laik” devlete rağmen yaşandığını da eklemeyi unutmayalım.

* Kaynak: Radikal İki
* Yayın tarihi: 08/02/2009
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=920695&Date=25.07.2010&CategoryID=42