Hamza Aktan
Bu ülkede yaşanan hukuksuzlukların çoğu aslında güçlü bir itiraz dalgasıyla karşılaştığı anda geri püskürtülebilecekken, bunu yapabilecek iradeler yoksunluğu hukuksuzluğun, vandallığın kendine zemin bulmasına, onun yayılmasına ve hayatımızın vazgeçilmez bir gerçeği haline gelmesine yol açıyor.
Son birkaç yıldır Türkiye’de yaşanan linç dalgası ve bu dalganın bir tsunamiye dönüşmesi tehlikesi bunun çarpıcı bir örneğini oluşturuyor. Artık neredeyse her PKK saldırısının ardından sokağa dökülen ‘nefret’in kendini boşaltma kanallarına nedense güçlü bir toplumsal siyasal-devletlû itirazın yükselmiyor olması bizi çaresizce bir felaketi bekler durumdaki acizlere dönüştürüyor.
Önleyici çaba
Son üç yıldır varlığını iyiden iyiye hissettiren linç dalgasının ilk kurbanını geçen gün Sakarya’da verdik. Ülkücülerin saldırısı karşısında DTP’nin il binasında mahsur kalan 65 yaşındaki Ebubekir Kalkan kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Bu olay da diğer linç olayları gibi göz göre göre gelişti, linç girişiminde bulunan ‘öfkeli kalabalık’ın olaydan günler önce organize oldukları belirlendi (Milliyet Gazetesi/28 Nisan), ancak herhangi bir önleyici çaba gösterilmedi.
Bu ülkedeki yaşam hakkı AKP’den de, MHP’den de zerre düşük olmayan bir yasal siyasi parti olan DTP’nin binalarına saldırılması, Kürt gençlerinin linç edilmesi, Kürt vatandaşları taşıyan yolcu otobüslerinin İç Anadolu kentlerinde taşlanması, neredeyse her yaz mevsiminde Karadeniz’e gitmek zorunda kalan mevsimlik Kürt işçilerinin lince maruz kalmaları, dolayısıyla bu ülkedeki herhangi bir vatandaştan daha az yaşama hakkı bulunmayan Kürtler üzerinde bir sokak terörünün estiriliyor olmasına güçlü bir itirazın hâlâ yükselmiyor olması itiraz ve irade yoksunluğunun göstergesi, dolayısıyla da neticesi.
Kürtlere yönelik ‘linççi refleks’ tehlikesine çok bariz biçimde göz yumuluyor oysa ki. Bu göz yumanlar kümesine, Murat Paker’in ‘Psikopolitik Yüzleşmeler’ isimli kitabında vurguladığı gibi, linç edilen kişiyi ölümüne çok az bir radde kala linççi güruhun elinden güya kurtaran emniyet kuvvetleri de, siyasi iktidar da, siyasi partiler de, medya da, dolayısıyla bu ülkede ‘mikrofonu elinde tutan’ bütün kişi ve kurumlar dahil.
Bir insanı linç etmek, barbarlıkla eşdeğerdir, ahlaki ve insani olmadığı gibi suçtur da. Dolayısıyla suç işleyen ve bunu barbarca yapan kişilere bırakın bir yasal müeyyide uygulanmasını, bunların toplumsal-kamusal-medyatik düzlemlerde en azından akıl ve ahlak ölçüleriyle yargılanmıyor olması bir başka sorunu, vandallığı gösteriyor.
Geçen ekim ayındaki Dağlıca saldırısı sonrasında metropollerde yaşananlarla 27 Nisan akşamı Sakarya’da olanların ardından olası bir ‘toplumsal çatışma’ felaketine karşı söylenebilecek tek sözün sıradan itidal çağrılarından ötesini gerektirdiği artık çok açık. Peki bu söze ve algıya nasıl ulaşacağız, bunu nasıl mümkün kılacağız?
Bunları unutmayalım
Aklımızdan çıkarmamamız gereken birkaç ‘apriori’ bilgiyle olabilir mi bu mesela?
1. Her toplumsal kriz anında herhangi bir ‘alt’-‘marjinal’-‘azınlık’ topluluğun üstkimlik sahiplerinin nefretlerini boşaltacağı özneler olmadığı gerçeğini bilerek.
2. Bu ülkenin ‘milli duyarlılık’ tapusunun kendisine milliyetçi diyen kadrolu zevatın elinde olmadığını unutmayarak.
3. Bir ülkedeki güvenlik güçleri, kendi vatandaşına yönelen yaşamsal tehlikeyi gerekirse güç kullanarak bertaraf etmekle yükümlüdür. Fakat bu bertaraf etme çabası, insanların kameraların önünde dakikalarca dövülmesinden, ağır yaralı hale getirilmesinden sonra ‘lütfen’ kurtarma çabasının ötesinde önleyici de olmak zorundadır. Yani; polis, şu anda herkesin bahsettiği bir gerçek olan; Kürtlere, ya da daha dar kapsamda DTP’lilere yönelik ‘sokak nefretini’ önlemekle yükümlüdür. Çünkü polis, herhangi bir vatandaşın linç edilmesine göstereceği hassasiyeti bir DTP’linin, bir Kürt’ün linç edilmesine de göstermek zorundadır. Ancak Emniyet güçleri, 2005 yılından bu yana 30’u aşkın linç deneyiminden sonra (ki bunların çoğu kameralarca kayıt altına alınmıştır) hâlâ bunun önüne geçmemişlerse, o halde bir sıkıntı var demektir.
Dolaylı bir itiraf
Bu apriori bilgilerin yanı sıra, güncel, hayati, aposteriori bilgiler var... Bunu da güya milli hassasiyetini oraya buraya saldırarak göstermeye çalışanların ve ne yazık ki bunların yaptığını ‘e olacak o kadarı da canım’ diyerek meşrulaştıranların bilmeleri gerekiyor:
Her PKK eyleminden sonra koşarcasına Kürtlere, DTP’lilere saldırmak, PKK ile bütün Kürtleri veya DTP’lileri aynı görmek anlamına geliyor. Bir Kürt’e, DTP’liye saldırdığınızda PKK’ye de saldırdığınızı hissediyorsanız o zaman siz zaten bir PKK eşittir Kürtler veya DTP ‘realitesini’ kabullenmiş, bunu içselleştirmiş şekilde hareket ediyorsunuz demektir. Büyük ihtimalle linççi zevat artık buna inanıyor. Yoksa her PKK eyleminden sonra hedefini Kürt mahallesi veya mekanı olarak bellemezdi. O halde bir ‘itirafla’ da karşı karşıyayız demektir.
Can güvenliğimiz nerede?
Bu ülkede kimsenin kimseyi linç etmeye hakkı ve aslında gücü yoktur. Olmamalıdır. Bu çok basit gerçeği herkesin yüksek sesle dile getirmesi gerekiyor artık. Fakat varsa böyle bir kuvvet ve bu linç inadını sürdürüyorsa, o halde devletin herhangi bir ‘terör örgütü’yle nasıl mücadele ediyorsa bununla da aynı oranda mücadele etmesi gerekir. Çünkü, bu linç dalgası da bizzat kendi vatandaşlarına yönelen ciddi bir tehdit. Benim bu ülkenin bir yurttaşı olarak sokaklarda kaygısızca yürümemi sağlamak durumunda olan bir ‘devletim’ var. Bu gerçeğe rağmen ben can güvenliğimi sokaklara doluşan nefret yüklü kalabalıkların insafına, gel-gitli ruh haline bırakamam. Ama aynı ölçüde bu devletin de benim can güvenliğimi bazı çevrelerin haleti ruhiyesine emanet etmemesi gerekir.
Türkiye’nin 2005’ten beri yükselen sokaklardaki linç dalgasına güçlü bir itiraz yükseltmesinin vaktidir artık. Samimi bir ‘yurtseverlik’ tüm yurttaşları içine alan, onlarla birlikteliği savunan bir hal ise şayet, bu itirazı herkesin yükseltmesi gerekir. İşte belki o zaman bir hukuksuzluğu yaşam alanımızdan defetmiş olabileceğiz.
O zaman belki ben güvenliğimin bazılarının ‘nefretindeki’ oynamaya bağlı olmadığının bilgisi, rahatlığıyla, bu ülkenin bir yurttaşı olarak dolaşabileceğim.
* Kaynak: Radikal Gazetesi
* Yayın tarihi: 09/05/2008
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=876757&Date=25.07.2010&CategoryID=99