
Hamza Aktan
Yok olmaya sürüklenen Osmanlı devletinden artık neredeyse umudunu kesmiş bir kısım genç, sürgünde oldukları Kahire'de Hukuk Kahvehanesi isimli bir kahvehanede bir araya gelmişlerdir. İşte o kahvehanede "her şeyini feda ederek iltica etmiş" Hüsnü bey isimli muhterem, muhtemel ki yeni tanıştığı bir zatla hararetli bir konuşmaya dalmıştır. Hüsnü bey 'sevgili vatanı' hakkında özetle "değil onun yücelmesine ve güç kazanmasına çalışmak, namusluca vazifeni yerine getirmek bile mazallah ne kadar zor, ne kadar belalı ve tehlikeli bir pervazıklık haline geldi" diye yakınmaktadır. Karşısındaki ona yeni bir vatandan bahsedecektir: "Sizin gibi derin bilgi sahibi ve faydalı kişiler Afgan'a gitmiş olsanız, oranın hükümetine büyük hizmetler edersiniz ve hatta bilhassa Emir nezdinde pek büyük bir hüsnükabul görürsünüz."
1906 yılında bir kısım Jöntürk o ismini bilmedikleri zatın dediklerini bir yere not ederler. Dönemin Afganistan dışişleri bakanı Mahmut Tarzi'nin özellikle Osmanlı'nın entelektüel zevatını memleketine getirterek ülkesinin modernleşme macerasında daha hızlı ilerleme kaydetmek istediğini de öğrenince genç Türkler vakit kaybetmeden Afganistan hükümetine mektup yollarlar. 27 Ocak 1906 tarihinde gönderdikleri mektuba iki buçuk ay gibi kısa bir sürede yanıt alırlar. Mahmut Tarzi Osmanlı entelektüellerinin mektubunu sevinçle karşılamıştır. Onları ülkesine davet etmektedir. Nitekim mektuptan iki buçuk ay sonra Kabil'den bir resmi mektup daha gelir. Bu mektupta da Afganistan başkomutanı Nasrullah Han'ın 'yüce fermanı' ve ilişikte 350 adet Osmanlı lirasını gösteren bir bono bulunmaktadır.
Bize bunları anlatan Mehmet Fazlı isimli genç Türk ve arkadaşları aradan geçen bir yılın sonunda tüm hazırlıklarını yapmak suretiyle 1907'nin Ekim ayında Kahire'den Kabil'e varmak üzere uzun bir yolculuğa başlarlar. Yolları önce Port Said'e, sonra da Avusturya-Macaristan, Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan ve İran'a düşer. Bir nevi Avrupa ve Kafkaslar turundan sonra modernleşme çabasına katkı sunacakları Kabil'e ulaşırlar. Buradan sonrası hakkında pek bilgi edinemiyoruz. Afganistan'a giden Jöntürk'lerin akibeti ne oldu, orada neler yapabildiler, dönüşleri nasıl oldu...? Bunları gözlem ve betimleme maharetinin hayli yüksek olduğu rahatlıkla anlaşılan Mehmet Fazlı'nın kitabında bulamıyoruz ne yazık ki. Yalnızca, Kabil'den dönüp kitabını 1909'da basan Fazlı'nın da hayranı olduğu bu ülkede bir yıl kaldığı çıkarımını yapabiliyoruz.
Bilmediğimiz bir yazar
Yazarı hakkında fazla bilgimizin olmadığı kitapları okumanın heyecanı bir başka oluyor. Okudukça geçen satırların yazarını kafamızda kurguluyor, onu hayal ediyoruz çünkü. Mehmet Fazlı böyle bir isim. Bildiğimiz şey, 1900'lerin başında Osmanlı yönetimiyle arasının pek iyi olmadığı, muhtemelen iltica ettiği, bu nedenle de entelektüel ve politik arayışlar içinde olan bir muhalif olduğu. Mehmet Fazlı'nın herhalde tek kitabı olan Resimli Afgan Seyahati'ni arşivlerden çıkarıp bir yüzyıl sonra Afganistan'da Bir Jöntürk ismiyle basan İş Bankası Kültür Yayınları da kitabını bastığı kişi hakkında pek bir teferruat sahibi değil.
Bugünden bakınca inanması zor, tehlikeli koşullarda ve aylar süren bir kıtalararası yolculuğun hemen her detayını çok keskin bir dikkat ve sağlam edebi dille aktarabilmiş bir şahsiyet duruyor önümüzde. Geçtiği kentlerin tarihine, ekonomisine, siyasasına, kültürüne ve hatta sosyolojisine dair ince detaylar veriyor bize Mehmet Fazlı. Esas niyeti modernleşmesine katkı niyetine gittiği ve "hemen bütün İslam dünyasında bir ilgi ve sevginin olduğu, ancak gariptir ki pek kimsenin de hakkında gerçek bir bilgiye sahip olamadığı" Afganistan'ı tanıtmak olan Mehmet Fazlı aslında 1907 yılından bir Avrupa, doğu Asya ve Osmanlı panoraması sunuyor... Mehmet Fazlı'nın hacmi küçük kitabı, 1900'lerin Rusya'sını, Azerbaycan'ını, Macaristan'ını ama esas olarak Afganistan'ını merak edeceklere epey veri sunabilecek kuvvette.
* Kaynak: Radikal Gazetesi
* Yayın tarihi: 05/10/2007
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=876757&Date=25.07.2010&CategoryID=99