Şiddet dolu bir geçmiş


Hamza Aktan

Kurulduğu günden bu yana kırılmalardan, dolayısıyla oluşan travmalardan kurtulamayan Türkiye ve toplumu psikoterapistlerin veya geçmişle yüzleşme üzerinde çalışan akademisyenlerin deva bulmakta hayli zorlandıkları çok özgün bir ülke. Mesela 'geçmişle hesaplaşma' kavramını Türkiye'de ısrarlı biçimde ve en sık kullanan akademisyen olan Prof. Dr. Mithat Sancar, Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan Uluslararası Geçmişle Hesaplaşma Konferansı'nda, dünyadaki birçok ülkenin yaşadığı travmalardan kurtulmak için geçmişle hesaplaşma yoluna gittiğini, Türkiye'ninse inatla tüm bunlardan uzak biçimde yoluna devam ettiğini söylüyordu. Hal böyle olunca tüm Türkiye toplumunun bugünü Sancar'ın ifadesiyle "Geçmişin şiddet dolu dönemlerinden örülen ve çok sertleşmiş bir kabukla kuşatılmış durumda" oluyor.

Psikoterapist Murat Paker, 1996'dan bu yana çeşitli aralıklarla yazdığı makalelerde hep bu 'çok sertleşmiş kabukla kuşatılı' toplumun kırılmaları ve krizleri üzerine psiko-politik tezler içeren metinler kaleme alıyor, geçmişle ve geçmişin yarattığı bugünün gündemiyle nasıl hesaplaşabileceğimiz sorularının yanıtlarını arıyordu. Daha çok Birikim dergisindeki yazılarıyla tanıdığımız Paker, bu on yıllık sürede kaleme aldığı yazılarını Psiko-politik Yüzleşmeler adıyla bir araya getirdi ve ortaya özellikle son çeyrek yüzyıldaki genel Türkiye manzarasına ilişkin kapsayıcı ve toparlayıcı bir kitap çıkarmış oldu.

Linç problemi
Uzun yıllardır klinik psikoloji konusunda çalışan ve üniversitede dersler veren Murat Paker, Türkiye'de toplumsal-siyasal yönlerden oluşan krizlere hem bir Türkiyeli olarak içeriden, hem de bir gözlemci-analist olarak dışarıdan bakan bir göze sahip. Bunda uzun yıllar Amerika'da çalışması ve eğitim görmüş olması herhalde önemli etken. Yazarın hem içeriden hem dışarıdan bakan yaklaşımı okura okuduklarının hayatiyetini fark ettirirken aynı zamanda bundan çıkış yollarının kapalı olmadığı umudu ve çözüm yollarının burayla ve alışık olduğumuz analizlerle sınırlı olmadığı hissi veriyor.

Çünkü Paker, analizlerini birçok meselede başka ülke deneyimlerine başvurarak, oralardan da yardım alarak yapıyor. Örneğin, son birkaç yılın kâbusu haline gelen ve pek de bitecek gibi görünmeyen linç problemini (bu yazı yazıldığı sırada Sakarya'da Ahmet Kaya'nın resminin basılı olduğu tişörtleri giymiş iki Kürt gencinin linç edilmek istendiği haberi geldi) okurken bizi hem başka coğrafyalardaki örneklerine ve psikolojik-sosyolojik nedenlerine hem de olası veya model alınabilecek çözüm yollarına götürüyor.

Paker'in son on-on beş yılda yaşanan büyük olaylardan yola çıkarak esas dert ettiği mesele, bu büyük travmaların bizde yarattığı etkiler, devasa meselelerle boğuşan (veya boğuşmaktan kaçan) bu toplumun ruh hali. Yazara göre, bu toplumun çok önemli bir bölümü şiddete doğrudan maruz kaldığı için; toplumun önemli bir kısmı şiddeti doğrudan yaşamasa da onu izlediği ve kapsamında olduğu için ve yine önemli bir kısmı şiddeti uyguladığı için örselenmiş halde.

Yazar, 1996'dan bu yana her biri kendi içinde büyük sorunlar olan açlık grevleri, Körfez depremi, Kürtlere ve solculara yönelik linç girişimleri, işkenceler, AB üyelik süreci, Ermeni soykırımı etrafında yaşanan çatışmalar gibi meselelerin arka planları, bunların mağdurları ve sorumlularının ruh haliyle uğraşıyor. Paker kitabında can alıcı birçok soruyu ve sorunu gündeme getiriyor. Fakat bunlardan belki de en önemlileri, özellikle PKK ile mücadelenin yarattığı kutuplaşmalar sonrasında oluşan linç atmosferinden nasıl kurtulabileceğimiz, bu toplumun birbirini 'boğazlamaktan' nasıl alıkonacağı soruları...

Psiko-Politik Yüzleşmeler, özellikle Türkiye'nin yakın tarihinin bugünümüze ve geleceğimize bıraktıklarını hakkaniyetten yana, ezilenin tarafından bakan bir yorumla deşiyor. Paker'in dikkati, yaşanan gerilimlerin mağduriyetini yaşayan insanların üzerinde. Bu insanlara yıllar boyunca yapılan hakaretler ve işkencelerin bir hesabının olması gerektiğinde ısrar ediyor. Kitaptaki on beş yazı da işledikleri konuya dair kapsamlı bir çerçeve sunmasıyla bu meseleler hakkında arşivlik bir niteliği de barındırıyor. Fakat Paker'in yazdıkları, kronikleşmiş Türkiye sorunlarında pek de ilerleme sağlanamadığı için yazıldığı günün sıcaklığını koruyor.

* Kaynak: Radikal Gazetesi
* Yayın tarihi: 03/08/2007

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=859689&Date=25.07.2010&CategoryID=40