
Hamza Aktan
Yazar-siyasetçi Orhan Miroğlu yazdıklarıyla ve son dönemde ürettiği metinlerle Türkiye'de giderek zayıflıyor görünen barış, diyalog ve empati umuduna yeni tuğlalar koymaya, Kürt meselesi ekseninde yaşananları hakkaniyetin imbiğinden geçirerek aktarmaya devam ediyor. Miroğlu, son yirmi-yirmibeş yıldaki çatışmalı ortamın yarattığı trajedileri tahrif etmeden, didaktik bir dilin peşine de takılmadan, olabildiğince insancıl haliyle bize yansıtıyor. Barışa Dair Bir Hikâyemiz Olsun, Ona Zarfsız Kuşlar Gönderin, Hevsel Bahçesinde Bir Dut Ağacı gibi kitaplarıyla Kürt meselesinin çok farklı yerlerine dokunduktan sonra bu defa PKK'ye katılan çocuklarını kaybetmiş kadınların trajik hikâyelerini önümüze getiriyor.
Polis-asker baskısı
Musa Anter'in katledildiği sırada yanındaki tek kişi olan ve o saldırıda ağır yaralanan Orhan Miroğlu, acıyı yaşamanın ne demek olduğunu en iyi bilenlerden biri olarak askeri operasyonlarda öldürülmüş PKK militanlarının annelerini büyük bir sabırla dinliyor, annelerin anlattıklarını da araya hiç girmeden bize aktarıyor. Her Şey Bitti Anaya Söyleyin, çoğu Barış Anneleri Girişimi'nin üyesi, otuz annenin anlatımını içeriyor. Remziye Rüzgâr, Perihan Altuğ, Nazê Arvas, Rukiye Aslan, Zerê Türk, Sultan Uğraş, Cemile Akgün, Çiçek Yıldırım, Gaye Sürgeç, Naime Yılmaz, Saadet Işık, Melahat Küçükaydın...
Çocuklarının örgüte katılmasıyla hayatı değişen, göç etmek zorunda bırakılan ailelerin, yuvası yıkılan anne babaların, polis-asker baskısının altına giren militan kardeşlerinin, bu defa polis-asker baskısının yarattığı psikolojiyle örgüte katılan başka başka gençlerin hikâyeleri annelerin o duru anlatımlarıyla önümüze seriliyor. Kitaptaki otuz hikâyeyi bitirmek pek de kolay olmuyor ne yazık ki. Annelerin anlattıklarını okuyunca Türkiye'nin ne çetin dönemeçler ve keskinlikler yaşadığını, nice insanın ne korkunç trajedilerin içine girdiğini yeniden hatırlıyoruz. Militan annelerinin anlatımları gösteriyor ki; dağa çıkmış gençlerin aileleri de bu defa köylerinde veya göç ettirildikleri kentlerde terörist muamelesi görüyorlar yıllarca. Nitekim bu muamelenin yarattığı tepki nedeniyle örgüte başka çocuklarını da kaptırdıklarını söylüyor anneler.
Bundan beş sene önce Barış Anneleri Girişimi'nin üyelerinden Müyesser Güneş ve Sakine Arat'ın çocuklarıyla ilgili anlattıklarını kendilerinden dinleme imkanı bulmuştuk. İki annenin anlattığı da boğazımızda düğümler yaratmıştı. Kitaptaki diğer anneler gibi bu iki anne de aradan geçen onca yıla rağmen acılarının hiç de eskimediğini, çocuklarını daha dün kaybetmiş gibi içine girdikleri hali anlatıyorlar. Çocukları ellerinden kayıp giden ve yıllar sonra onların deforme olmuş cesetlerini görüp dehşete düşen, veya çocuklarının mezarının nerede olduğundan bile habersiz bırakılan anneler o acıları hayatlarının sonuna kadar yanlarında taşıyor, o acıyla yaşlanıyor, o acıyla hastalanıp, o acıyla ölüyorlar besbelli.
Meselenin insani yönü
Orhan Miroğlu görünüşte basit bir şey yapıyor; örgüte katılmış gençlerin anneleriyle konuşuyor. Fakat yazarın Türkiye'deki şu gerçeğin farkında olmadan bu işe giriştiği de elbette söylenemez. Gerçek şu: 1984'ten bu yana Türk ordusuyla çatışan PKK ve onun binlerce üyesi yıllar yılı medya tarafından itibarsızlaştırıldı. Savaşın bu tarafının varlığı yok sayılıp görmezden gelindi. Çatışmalarda yalnızca 'şehit düşen askerlerin' geride bıraktıkları ailelerine yakından bakıldı, 'ölü ele geçirilen teröristlerin' ne bıraktığıysa gündem dışı oldu her zaman. Keskin ayrımlar çevresinde örülen karşıtlıklar nedeniyle iki taraftan ölenlerin de insan olduğu, bu ölen insanların ailelerinin de eşit oranda insan ve eşit oranda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları kimsenin düşünce, anlam ve duygu dünyasına giremedi. Herhalde girmesi de demokratik teamülleri askıya alınmış ve olağanüstü halin varlığıyla çevrelenmiş, dolayısıyla empati ihtimallerinin de silinmiş olduğu bir ülkede mümkün olamazdı. Nitekim milliyetçi bir internet sitesi kitabı şöyle tanıtıyor: "Dağlarda geberen vatan haini apocuların annelerinin sözde acıklı öyküsünü anlatan kitap..."
Orhan Miroğlu, bir yandan meselenin çok insani bir tarafına dokunurken bir yandan da milliyetçi Türk okuru şu sorularla yüzleşmeye davet ediyor: "Ölü ele geçirilen terörist de bir insan mı ve bu ölü ele geçirilen teröristin ailesinin sözde acısı da insani bir acı mı?"
Herhalde meselenin bu girift yanı halledildikten sonra kitaba başlamakta fayda var. Ya da tüm keskin yargılarla okunup, annelerin anlatımları dinlendikten sonra karar verilecek de bir mesele bu. Yine de bu kitap politik tarafgirliklerden, politik-devletlu yargılardan bağımsız olarak da ve yalnızca çocuklarını yitirmiş biçare ve sıradan annelerin hikâyeleri olarak da okunabilir. Okurun 'ölü ele geçirilen teröristi' insan saymasına, onun ailesini insanlık ailesindenmiş gibi görmesine de gerek kalmadan yani. Bir uzak ilginçlikler manzumesi diye bakıldığında dahi hayli etkili ve insana uykusuz geceler yaşatabilen bir sözlü tarih çalışması.
* Kaynak: Radikal Gazetesi
* Yayın tarihi: 17/08/2007
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=859734&Date=25.07.2010&CategoryID=40