Gitmeden son bir kare


Hamza Aktan

1924'teki Türk-Yunan nüfus mübadelesinin hemen öncesinde, Kapadokya'da, ağırlıklı olarak Rumlardan müteşekkil 'doğunun incisi' Sinasos kasabasında (bugünkü adıyla Mustafapaşa'da) vatanlarını terk edecek olmanın hüznüyle, geride bırakacaklarını kayıt altına alma telaşesi bir arada yaşanmaktaydı. Ürgüp'ün 5 kilometre güneyindeki bu kasabadaki 3 bini aşkın Rum vatandaşın amacı, dönmemecesine ayrılacakları topraklarında bir zamanlar yaşadıklarını tarihe kayıt düşmekti. Türk muhitlerine oranla daha kentleşmiş ve zenginlik içindeki mahallelerini, kilise ve evlerini en azından fotoğraflarla kalıcılaştırmak istiyorlardı.

Mübadillerin kasabalarını fotoğraflaması fikri, Serafim Rizos ismindeki bölgedeki Rumların ileri gelenlerinden birine aitti: "Aklımdan hiç çıkmayan, ama bir türlü de açıkça söyleyemediğim sorunlardan biri köyümüzün fotoğraflarının çekilmesiydi." Fakat Serafim Rizos, zaten neredeyse yas içindeki ve varlıklarını kaybetmiş halde, ekonomik olarak zorda olan hemşerilerine bu fikri açmaktan çekiniyordu. "Öylesine dardaydık ki, böyle bir lükse ilişkin teklifim hemen reddedilecekti" diyor.

Çekinse de, bu fikri önce kasabalarının komite başkanı da olan ağabeyi Nikolaki Rizos'a açar. Komite başkanı, kasabanın fotoğraflanmasının önemini fark ederek, kardeşine fazla masrafa girmeden bu işi halletmesini önerir. Gavras, Yeni Mahalle, Kipos, Kapalis ve Lulas ismindeki mahalleler, kiliseler, kasabadaki insanlar, tarihi evler, gelenekler, elbiseler, çeşmeler, pazar ve gazinoyla kasabadaki köprülerin fotoğraflanabilmesi için gereken para en az 20 liradır. Komite bu parayı tahsis eder ve Pandazis kuzenler Anastasis'le İsaak, 1924'ün 1 Haziran'ına kadar Serafim Rizos'un işaret ettiği her şeyi fotoğraflarlar. Pandazis kuzenler ayrıca, birkaç Hıristiyan mahallesini ve kiliseyi daha, herhangi bir ücret talep etmeden çekerler.

'Doğunun İncisi'
Diğer Rumlarla birlikte Yunanistan'a göç yoluna düşen Serafim Rizos, çekilmiş fotoğrafların plakalarını yanına alarak bir Sinasos albümü hazırlanması önerisiyle İstanbul'daki Yunanistan temsilcisine emanet eder. Yunan temsilciliği Rizos'un albüm önerisini 'büyük bir coşkuyla' kabul eder. Albüm, yine Rizos'un ricasıyla halk dili olan Demotiki diliyle yazılır.

Serafim Rizos, 1924 yılında kaleme aldığı yazısında, albümü ilk görüşünü hüzün dolu sözlerle anlatıyor: "Bir gün, Nea İonia'daki Podarades'te, çalıştığım halı fabrikasına postayla ağır bir paket geldi. İçinden kadersiz köyümüzün, kayalara oyulmuş evleriyle Gurna (çukur) sakinlerinin, serhattaki Küçük Asya Rumlarının asude, bilinmeyen, uzun tarihinin yegâne hatırası 'Doğunun İncisi' albümü çıktı."
1924 yılında hazırlanan albümü, geçmiş zamanlarda bu topraklarda sadece Türklerin yaşamadığını, bir zamanların Anadolu'sunun nasıl bir görünümünün olduğunu dert edinmiş Birzamanlar Yayıncılık, Evangelia Balta'nın editörlüğünde Türkçe olarak yayımladı. Kitabın editörü Evangelia Balta, Sinasosluların yaptığı gibi, yerlerini fotoğraflamanın, tarihte mübadeleye tabi tutulan başka hiçbir yerde örneği olmayan bir davranış olduğuna vurgu yapıyor. Balta'ya göre bu özgün davranışın altında, Sinasoslu Rumların ekonomik ve sosyal gelişmişlikleri yatıyor. Ayrıca göç ettikleri Yunanistan'daki yeni ve 'konuk sevmez' komşularına geldikleri yerdeki varlıklarını anlatırken gösterecekleri bir kanıtları olacaktı artık. Evangelia Balta, "Acaba Sinasoslular bir varsıllık teşhirinde de bulunmak istemişler midir?" diye de sormadan edemiyor. Fakat en nihayetinde şu anda birçok izi silinmiş veya yıpranmış Sinasos'un varlığını ve zamanında nasıl bir gerçekliğin içinde olduğunu, bu fotoğraflardan rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Bir tabak sakatat
Birzamanlar Yayıncılık'ın bastığı 'Sinasos-Mübadeleden Önce Bir Kapadokya Kasabası' albüm-kitabında 165 fotoğraf yer alıyor. Kitap, Sinasosluların mahalle yaşantıları, okulları, şarkıları, hanları gibi temel bilgilerin yanında, mesela 'İstanbul'a kaç yaşında gidilirdi?' gibi daha spesifik soruların yanıtlarını da barındıran yine 1920'li yıllarda yazılmış anıları da içeriyor. Hemen belirtelim, kitaptan öğrendiğimize göre Sinasoslu Rumların erkekleri daha 13-14 yaşlarında ticaret hayatına atılmak için İstanbul'a gelirlermiş. Kitapta anlatılan, İstanbul'a çalışmaya gelen çocukla ilgili ritüel bir hayli ilginç: "O dönemin âdetlerine göre, İstanbul'a gitmeye hazırlanan bir çocuk, yola çıkışının arifesinde, armağan olarak bir sepet elma ya da armut veya bir tabak sakatat alarak, öğretmen Anastasios'un evine el öpmeye giderdi. Mahallenin papazı da, gidişinin arifesinde 'İstanbullu'nun evine uğrar, çocuğun annesinin huzurunda ve ikonaların önünde yolculuğa ilişkin belirlenmiş duaları okurdu. Ancak bunlar sadece zenginlerin evlerinde olurdu. Papaz, yoksul çocukların duasını Kapalos Meydanı'nda, çocuklar arabaya binerken okurdu."
Birzamanlar Yayıncılık'ın bu çalışması, mübadeleyle veya başkaca 'nazik' olmayan yollarla yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmış diğer insanların yaşantılarını, mesela diğer Rumların, Ermenilerin veya Süryanilerin de nasıl 'Sinasosları' olduğunu merak ettiriyor haliyle.

* Kaynak: Radikal Gazetesi
* Yayın tarihi: 14/07/2007

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=867408&Date=25.07.2010&CategoryID=41