
Hamza Aktan
Henüz sonlanmamış, bu nedenle ucu açık meseleler üzerinden politika üretmek kolay olsa gerek. Ucu açıklığın verdiği rahatlıkla tezlerinizi istediğiniz forma sokabilir yahut istediğiniz formdan işinize yarayacak tezi üretebilirsiniz. 90'ların başından bu yana siyasetin vazgeçilmez kriz damarlarından biri halini alan kamusal alan-özel alan tartışması belki de siyaset biliminin en ucu açık ve nihayete ermesinin de güçlük teşkil edeceği konuların başında geliyor. Özellikle türban üzerinden bu gerilimin sürekli yaşatıldığı Türkiye'de de kamusal alan tartışması her zaman kendi içinde bir kolaylığı ve sığlığı taşıdı. Savunucularının değil de karşıtlarının yoğun vurgusu nedeniyle ister istemez bir sembole dönüşen türbanın Çankaya'ya çıkıp çıkamayacağı sorununun kendisi Türkiye toplumunu neredeyse iki kutba ayıracak denli güçlü. Hiç kuşku yok ki kamusallık tartışması bu ülkenin kolay kolay halledebileceği, çatışmalar doğurmadan çözüme kavuşturabileceği bir konu olmaktan çok uzak. Fakat bu konunun Türkiye'ye has bir sıkıntı olduğunu söylemek de zor. Kamusallığın teorisiyle ilgilenen düşünürler de çok farklı bağlamlar üzerinden okuyorlar özel ve kamusal ayrımlarını.
Özel nerede başlar?
Cambridge Üniversitesi'nin felsefe bölümü öğretim üyesi Raymond Geuss, belki de birkaç basit soru sormanın bile kamusal olanla özel olan arasındaki çatışmayı gösterebileceğini kanıtlayan bir kitap hazırlamış. Geuss, özellikle liberal teorinin iki alan arasındaki keskin ayrımlarının kesinlikle geçerli olmadığını kanıtlama derdinde. Özel veya mahrem olan nerede başlar, başkalarıyla, yani toplumla olan temas ve bundan sonra devletle ilişkilenme nerede başlayıp nerede biter sorularına çok başka sorular katarak hiç de yekpare ve anlaşılabilir bir tartışma yürütülmediğini göstermeye çalışıyor. Yazar, 19. yüzyıl Avrupa liberallerinin öne sürdüğü, Türkiye'de de esasen Atatürkçü kesimlerin ısrarla savunduğu modern toplum üyesinin yalnızca 'kamusal varoluş' ile 'özel varoluş' seçenekleri arasında gidip geldiği yaklaşımını benimsemeyip itiraz mahiyetinde örnekler ve sorular geliştirerek; kamusal alanın neredeyse kutsallığı, özel alanınsa dokunulmazlığı kabullerinin ötesine geçmemiz gerektiğini söylüyor.
Bunu yapmaya çalışırken Antik Çağ'dan üç önemli örnek üzerinden gidiyor; önce ahalinin ortasında mastürbasyon yapmaktan geri durmayan, topluluğu bir araya getirmek uğruna onların rahatını kaçırmaktan çekinmeyen Sinoplu Diogenes'i (namı diğer Diyojen), sonra Jül Sezar ve nihayet kamusal hayattan çekilmeyi tercih edip inzivaya çekilen Aurelius Augustinus...
Raymond Geuss çok çeşitli ve belki de teknik felsefi açılımı da yaptıktan sonra Diyojen'in aslında bireysel olarak da yorumlanabilecek mastürbasyonunu toplumun ortasında, mesela pazaryerinde yapıyor olmasının 'kamusallığını' irdeliyor. Bir yanda tamamen kişisel hazza yönelik bir fiil, bir yandan da toplumun gözlemlediği, ve yüksek ihtimalle de hoş karşılamayacağı ahlaksızca davranış. Acaba Diyojen'in eylemi bireysel olduğu kadar kamusal mıdır? Ya da tam tersi, kamusal olduğu kadar bireysel midir? Geuss'un vardığı sonuç didaktik görünse de bize pek uzak gelmeyecektir: "Bazı şeylerin başkalarınca rencide edici olarak algılanabileceği, dolayısıyla bunu kendimize saklamamız gerektiği..." Bu durumda Diyojen mahremiyetini kamusal alana taşıyarak bir krize yol açıyor aslında.
Jül Sezar'ın 'kamusal' yetkisini kullanmak suretiyle Senato'yu lağvetmeye çalışması ise yazara şunları söyletiyor: "Belli kişilere herkesi ilgilendiren meseleler ('kamusal meseleler') ile ilgilenme sorumluluğunun yüklendiği bir siyasi düzen bir kez oluştuğunda 'ortak mesele' sayılan konuların sınırları pekâlâ genişleyebilir." Kamusal yetkiyle donatılmış Sezar'ın yaptıklarının Geuss'a göre kamu çıkarıyla herhangi bir alakası yoktur.
İnançlar masum olmayabilir
Yazar, örneklerini genişçe tartıştıktan sonra bu defa dolaylı değil, doğrudan liberalizmin kamusal-özel ayrımının üzerine gidiyor ve birçok başlık altında liberal teorinin söylediklerinin geçersizliğini öne sürüyor. Bunlar arasında belki de Türkiye'yi en çok ilgilendiren dini inanç konusuna Geuss'un getirdiği açılım önemli görünüyor. Kişinin tamamen şahsını ilgilendiren ve dolayısıyla kamuyu, yani 'biz'i ilgilendirmemesi gereken diye gördüğümüz inançlar yazara göre bu kadar da masum olmayabilir. Verdiği örnek ilginç: "Avrupa'da 18. yüzyıla kadar kâfir olmak, 'bütün bir cumhuriyete, şehre veya sair topluluğa zarar veren' asıl kamu suçlarının en mükemmel örneğiydi; dolayısıyla sapkınlıkların bastırılması herkesin çıkarınaydı."
Yani 'kamunun' inancına göre bireysel olarak 'kâfir olmak' suç teşkil edebiliyor, bu durumda inancın da her iki mânâda özeli olduğu kadar kamusallığı içinde barındırdığını görüyoruz. İnançlar bahsindeki bir diğer itirazsa çoğu dinin kendisinde bulunan görüşler nedeniyle sadece bireysel olmaktan uzak olması. Dini yaymanın, mesela cihat etmenin İslam dinindeki önemini gözönüne aldığımızda Geuss'un söylediği gibi sıradan birinin Müslümanlığı ister istemez beni de ilgilendirebilir. Tabii aynı durum jakoben bir hissiyatla laiklik heyecanını bastıramayan kişiler için de geçerli. Geuss, birilerini haklarken, bir başkasını paklamamaya özen gösteriyor.
Yazarın tezlerinin Türkiye'de kendine denklik bulabileceği sayısız tartışma alanı bulunuyor. Altı makaleden müteşekkil Kamusal Şeyler, Özel Şeyler kitabı özellikle Türkiye gibi bu meselenin yalnızca militanca tartışılabildiği, ara soru veya kaygıların kesinlikle ihtimal dışına itildiği yerlerdeki ezber kalıpları zorlayacak bir içeriğe sahip. Ancak tüm bunlar arasında belki de en fazla dini inanç ve semboller üzerinden üretilen politik gerilimlerden medet uman ve sözümona laik kimliklerini kamusallaştırmayı zorunluluk olarak görenlerin kafasını karıştıracak sorularla dolu bir kitap. Sözü yazara bırakıp çekilelim: "Kamusal/özel diye tek bir ayrım yoktur veya en azından, burada herhangi bir ciddi felsefi veya siyasi çalışma yapabilmemize zemin oluşturabilecek kadar sağlam, tek bir ayrım olduğunu düşünmek büyük yanılgıdır."
* Kaynak: Radikal Gazetesi
* Yayın tarihi: 01/06/2007
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=859491&Date=25.07.2010&CategoryID=40