İnşaattan İnmeyen Sanatçılar


Hamza Aktan

Hafriyat, bir rock grubu değil, “egosunu törpülemiş, ortak çalışmalara katılabilen” ve sıradanın ötesinde eserler üreten sanatçıların oluşturduğu bir topluluk. Ressam, heykeltıraş, grafiker, karikatürist ve fotoğrafçılar var kadroda. 10 yıllık mazileriyle sanatçıların da uzun süreli çalışmalar ve ortak işler üretebileceklerinin örneği olarak yollarına devam ediyorlar.

Kentin, özellikle İstanbul’un dokusu, günümüzün popüler imgeleri, dönemin siyaseti, geçmişin bıraktıkları, uzak diyarların yansıttıkları, yakın diyarlarınsa tuhaflıkları. Bunların tümüne dair göndermesi bol çizim, resim, enstalasyon (yerleştirme) veya karikatürler. Bugünün neredeyse tüm çelişkileri, girdaplarına dair sözünü sakınmayan, yeni perspektifler sunan eserler. Aynı dertlerden muzdarip görsel sanatlarla iştigal etmiş 10–15 kişilik bir ekip yapıyor bunları. Kendilerini “özerk ve sivil bir grup” olarak tanımlıyorlar. Yine kendi ifadeleriyle, 10 yıllık faaliyetleriyle bir “alt kültür hareketi” haline geldiler. Bunu da Türkiye’deki sanat ortamının bildik üretim merkezlerinden, yani atölyelerden dışarı çıkıp sokağa bakmalarıyla açıklıyorlar.

Ara ara isimler değişse de esas kadroda Mustafa Pancar, Hakan Gürsoytrak, Antonio Cosentino, Extramücadele, İrfan Önürmen, Neriman Polat, Ceren Oykut, İnci Furni, Nalan Yırtmaç, Murat Akagündüz, Eyüp Öz, Charlie, Tan Cemal Genç, Fulya Çetin ve Nazım Dikbaş var. Bir araya geldikleri 1996 yılından bu yana açtıkları sergilerde, katalog ve kitap çalışmalarında ortak imzaları var.

Grubun isminin hikâyesi Mustafa Pancar’ın aynı isimli eserine dayanıyor. Pancar eserinde büyük inşaat sahası olarak düşünülmüş bir alanda deniz üzerinde dolgu yapan hafriyat kamyonlarını resmediyordu. Grup bu eserin ismini önce ilk sergileri için düşünüyorlar, sonra da göndermelere açık yapısıyla grubun ismine uygun olacağını düşünüp ‘tescilli’yorlar.

Arkadaşları, grubun isminden dolayı “inşaatçılar”, “kazmacılar” diye takılsalar, kendilerine siz “rock grubu musunuz” diye sorulsa da, Hafriyat kendi hattını kendi çizen bir “minibüs”ü çağrıştırıyor. Görsel sanatlar alanında çalışan bir topluluk olarak yıllarca bir arada olmanın mümkün olabileceğini çoktandır kanıtlamış durumdalar. Grupta ‘müteahhitlik’ rolünü üstlenen kimse yok, herkes işinin amelesi.

1996’da Hafriyat 1 ve Hafriyat 2, 97’de Hafriyat 3, 99’da Süper Hafriyat, 2000’de Öz Hafriyat, 2001’de Hain Geceler, 2004’de Yalan Dünya, 2005’de Procje: İmalat Hatası, 2006’da da Lokal Cennet ismi taşıyan sergiler açtılar. Şimdiyse Hafriyat’tan 3 sanatçının eserlerinin yer aldığı “İmparatorluk Hala Çöküyor” isimli sergi Karşı Sanat’ta sürüyor. Hafriyat hakkında bir fikir edinmek için gezilesi bir sergi bu. İmparatorluk Hala Çöküyor’da 70’lerden bu yana Türkiye siyasi ve popüler kültür hayatının önemli figür ve olayları gündeme getirilmiş. Sergide Hafriyat ekibinden Extramücadele, Nazım Dikbaş ve Nalan Yırtmaç’ın, Hafriyat dışından da Onur Aynagöz’ün eserleri sergileniyor.

Hafriyat, bu serginin yanı sıra Birgün gazetesi için üç ay boyunca yaptıkları ve Forum sayfasında yayınlanan çizimlerini “Hafriyat Ameleleri” ismiyle kitaplaştırdı. Kitap, Hafriyat yayınlarının ikinci kitabı olarak Kanat yayınlarından çıktı.

Gruptaki sanatçılardan Hakan Gürsoytrak’ın anlattığına göre Hafriyat’ın başlardaki esas derdi kent resimlerine veya kent yaşamına odaklanan bir düşünceydi ama bu durum giderek “Türkiye’deki modernizmin izlerine bakmaya” dönüştü. Böylece “Türkiye modernleşmesinin” eleştirisine yöneliyorlar. Hafriyat sanatçılarının eserlerinin önemli bir bölümü bu yönlü bir eleştiriyi içinde barındırıyor. Cumhuriyet’in kuruluşundaki paradigmalar, Türkiye demokrasisinin hali pür melali, yapısı giderek değişen İstanbul’un vaziyeti, popüler hayatımızın renkleri hep Hafriyat sanatçılarının fırçalarını vurdukları konular. Bu çalışmalar arasında doğrudan politik göndermelerin göründüğü veya bunu en fazla işlediği anlaşılan isim olarak Extramücedele öne çıkıyor.

Bir mahlas olan Extramücadele “faaliyetine” 1997’de başlamış. Kendi tabiriyle bu “büyük proje” hayali siparişler üzerine çalışıyor. Yani “aynen bir grafikerin müşterisi için bir işaret tasarlaması gibi”, toplumsal baskı altındaki bütün topluluklar için işaretler, grafikler tasarlıyor. Extramücadele, “İmalat Hatası” sergisinde, yaptığını şöyle anlatıyordu: “Üniversiteye alınmayan türbanlı kız da, Kürtçe konuşması hoş karşılanmayan adam da, Avrupalılaşma hareketine karşı çıkan İslamcı da, İslamcının karşıdevrim arzusundan rahatsız olan ordu ve sol aydın da Extramücadele’nin hayali müşterileridir.”

SANATÇININ SANATÇIYA SANSÜRÜ


Extramücadele’nin son dönem sokak sergilerinden birinin hazırlayıcılarından aldığı yanıt, Türkiye’de sanatçıların hâlâ sansür veya otosansürle yaşadıklarının bir örneği. Sokak sergisi için gönderdiği bir grafiği “sıkıntılı” bulunduğu için geri çevriliyor. Oysa söz konusu çalışma, çok yalın iki görselden ibaret: Biri Mustafa Kemal’in portresi, öbürü de Osmanlıca harflerle “İnsan” yazısı. “Atatürk’ün resminin altında Arapça ‘insan’ yazılmış olmasına dahi tahammül edilemiyor. Yine de ben bunları arıza nedeni olarak göstermiyorum, olgunlukla karşılıyorum.”
Hafriyat grubu üyelerinin karşılaştığı bir başka sansür var ki, içimizdeki sansürcülerin neler yapabileceklerine dair ibretlik bir vaka olarak duruyor. Hafriyatçılardan Tan Cemal Genç, 69 sanatçının defterinden topladığı çizimleri kitaplaştırmak isteğini götürdüğü iki yayınevinden hayır yanıtı alır. Sonrasını çalışmanın mimarı Tan Cemal kitaptaki yazısından dinleyelim: “2004 yılında küçük bir yayınevi ben basarım dedi. Nitekim bastı ve basar basmaz da imha etti bastığı kitabı. Sorgusuz sualsiz. Yayınevinin berbat avukatları üç sayfayı sevmemişti. (…) Ama kısa süre sonra yine toparlandı sayfalar. Ve çeşitli yayınevlerine yolculuk yaptılar. Yine boynu bükük eve döndüler.”

İşte bu manzaraya Hafriyatçıların kalbi dayanamaz artık. Olaya el koyma gereği görürler. Hafriyat Yayınlarını kurarak altı yıldır basılmayı bekleyen “İstanbul Defterdarları” kitabını nihayet sanat külliyatımıza katarlar. Kitap Parantez’den çıktı.

Hafriyatçılara özellikle sanatçının tek olması gerektiği, bir araya gelerek sanatçılıklarının ezilebileceği yönünde uyarılar yapılıyormuş. Hakan Gürsoytrak, bu kaygıları uzun süredir boşa çıkardıklarına inanıyor:

”Bir araya gelmeyi başarabildiğimiz ve bunu on yıldır da sürdürebildiğimiz için birçok yeni ve ne yapacağını bilemeyen, kendisine yer arayan genç sanatçılara örnek oluyoruz. Yan yana gelerek dayanışabileceklerini ve ortak sergiler yapabileceklerini ve fikir oluşturabileceklerini görüyorlar. Bu yüzden de genç sanatçıları heyecanlandırıyor Hafriyat.”

Grubun on yıldır sorun yaşamadan bugüne gelmesinin sırrını da herkesin katılımına açık bir yapı kurmalarıyla açıklıyorlar. Sanatçılardan Gürsoytrak’ın bu yönlü izahı şöyle: “Birbirimizin fikirlerini alarak eserler üretiyoruz. Bu nedenle çok fazla sorun yaşamıyoruz. Hafriyat, lideri olmayan, herkesin katılımına açık bir gruptur. İsterse on sergiye katılmış olsun, isterse bir sergiye, herkesin eşit oranda söz hakkının olduğu bir topluluğuz. Burada önemli olan topluluktaki sanatçıların egolarını törpüleyebilmeleri, kırmaları değil, törpüleyebilmeleri. Ortak çalışma yapabilmenin en büyük sırrı da bu.”

Sanatsal üretimi sokağa bakarak gerçekleştiren müteahhitsiz Hafriyatçılar, 10 yıllık birikimleriyle kültür inşaatımıza farklı tuğlalar koymaya devam ediyorlar.


* Kaynak: Nokta Dergisi
* Yayın tarihi: 2007