Telaştan uzak öyküler


Hamza Aktan

Gözümüze çarpmayacak kadar sıradanı, böylelikle de başkalaşmış olanı anlatmak ilk bakışta zor görünüyor. Bizden olmadığı için, haydi hafifleterek söyleyelim, en azından bize yakın olmadığı için ona bambaşka anlamlar, bambaşka ehemmiyetler yükleriz. Böylece de aslında düşündüğümüz o insanları, hayvanları veya şeyleri daha da ötemize atmış oluruz. Kabul etmek gerek ki anlatılan şey ne kadar sıradan olanla ilgiliyse karşınızdakini ikna etmek o derece zordur ve sıra dışı çaba gerektirir.
Express ve Roll'daki çizimleriyle takip ettiğmiz çizer-yazar Tuncer Erdem Denizlerimizde Rüzgâr isimli ilk öykü kitabında, sıradan ama bu sıradanlıklarıyla da bize uzak görünen hikâyeleri kendi gerçekliklerinden hiç koparmadan aktarıyor. Yazarın bu anlatımı okurda ilkin bir boşluk duygusu uyandırabiliyor. Fakat anlatımındaki dingin hava kitap bitirilip de kapatıldığında bir iç huzuruyla bizi az önce hayatlarına girdiğimiz sıradanlıkları o gerçeklikleri içinde düşünmeye zorluyor. Önceden bahsini etmeye bile değer görmediğimiz meseleler bu defa olabildiğince gerçek halleriyle kafamızı kurcalayan konular halini alıyor bir bakıma.
Soğukkanlı ve yalın
Kitaptan örneklerle devam edelim; Zeytinburnu'ndaki muhtemelen- Çırpıcı mahallesini kendine mekân belleyen, E-5'te trafik sıkıştığında araba içindekilere çiçek, simit satarak geçimlerini sağlayan sıradan göçerler; boğulmadan kaynaklı ölümlerin yoğun olduğu muhtemelen- Şile sahilinde uyarılara aldırış etmeyen sıradan gençler ve bu gençleri uyarmaktan soluğu kesilmiş sıradan bir belediye görevlisi; adanın sakin ve temiz atmosferinde kaçamak yapan sıradan bir vatandaş; arıkuşlarının göçüne dair tezini kanıtlamak için doğal ortamda çalışma yapan sıradan bir araştırmacı...
Bunların tümü de ilk bakışta hele ki çağın aşırılıklarının peşinden giden bugünün okuruna veya izleyicisine fazlaca banal, fazlaca dingin ve heyecansız meseleler gibi görünebilir. Tuncer Erdem hemen her öyküsünde belki de bu hissi kırmak uğruna olaylara bazen olmadık neticeler bağlamayı uygun görmüş olsa da, aslında tüm bunların içindeki hayata soğukkanlı bir gözlemcilikle katılarak bize oralardan hayatlar, gerçeklikler ve sıradan varlık öykülerini sabırla aktarıyor. Bunu yaparken betimlediği sıradanlıkların çevresindeki hay huyu da soğukkanlılıkla ve yine kendi gerçekliklerinden koparmadan anlatıyor.
Erdem, kısa öykülerindeki soğukkanlı ve yalın üslubuyla bizi içinde olmadığımız hayatların içine buyur ediyor, o hayatların sıradanlıklarıyla yüzleştiriyor ama; bu sıradanlığı kıracak vakayla da tanıştırıp orta yerde bırakıyor. Özellikle bazı öykülerdeki sonuç faslı öyle ucu açık ve yine sıradanlığın çevresinde örülmüş ki okur içine sokulduğu dünyanın sıkıcılığına hapsolmuş da kendini çıkaracak bir yardımcıyı arar oluyor.
Erdem'in hikâyelerinin örgüsü hemen hemen aynı izleğe bağlı kalınarak nihayete eriyor. Şimdiye dek sıra dışı bir gelişmeyle karşılaşmayan, hayatı bir düzen içinde süregiden kahramanların bu istikrarlı halleri kimi zaman ölçülü kimi zaman da tüm varoluşu yeniden şekillendirecek derinlikte değişimlerle sekteye uğruyor. Tüm kahramanlar bu değişimi ve başkalaşımı öbür ve onlar için de yeni olan hayatları gözlemleyerek, o hayatların içine dahil olmak suretiyle yaşıyorlar. Tuncer Erdem bunları yaparken okurunu kırlarda, kent sokaklarında, özellikle denizlerde gezintilere çıkarıyor, buralarda kahramanlarıyla birlikte dolaştırıyor. Kısa öykülerine olaylara ev sahipliği yapan çevrelerin betimlemesini katabildiği ölçüde öykü kahramanlarının da portresini, kişilik yapısını sığdırmaktan geri durmuyor yazar.
Bir başka önemli husus da öykülerdeki baskın yalın dilin genç okuru kendine çekebileceği ölçüde yaşını başını almış okurun da kendini kaptırmasına kapı aralar bir nitelikte olması. Tuncer Erdem'in genel olarak üslubu ve ürettiği edebiyat için en fazla 'bana uyar' veya 'uymaz' gibi seçeneklerden bahsedilebilir. Yazarın sonuç kısımları haricinde öykülerine sinen genel dingin atmosfer, coğrafyalarla olan hemhallik okurunu kendi bulunduğu mekândan çekmeye yetiyor. Fakat yeniden yazının başlarındaki o günümüzün heyecan arayışındaki okur profilini hatırlattığımızda Erdem'in okurunun sükûnetli bir atmosfere kendini hazır kılmış olması gerektiğini söyleyebiliriz.

* Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=859375&Date=25.07.2010&CategoryID=40
* Yayın tarihi: 27/04/2007