Dünyaya Ahmedo’yu Okuyan Kız


Hamza Aktan

Kürt kızı Aynur Doğan yalnızca iki albümüyle ulaştığı başarının izinden yol almaya devam ediyor. Çocukluğundan bugüne kendinde iz bırakan hikâyelerden oluşan şarkıları müzisyenlerin tabiriyle geniş ses aralığı olan gırtlağıyla bu defa Avrupalılara, Amerikalılara okuyor. Avrupa’da konser vermedik ülke bırakmayan Aynur, Nisan’da dünyanın bir ucuna, Singapur’a da uğruyor. Onunki ayrımcılıkların gölgesinde ilerleyen bir başarı hikâyesi...

Hayli yoğun bir çalışma temposunun içinde son üç yıldır. Hollanda’daki bir festivali gönül rahatlığıyla tamamladıktan sonra ajandadaki bir başka adrese, Amerika’ya, ya da oradan İspanya’ya uçuyor, bu defa Avrupalılara, Amerikalılara okuyor klamlarını. Programına aldığı konser veya festivallerden biri Singapur’daysa diğeri Fas’ta, biri Slovenya’daysa öbürü İsviçre’de oluyor. Son üç yıldır en azından Avrupa kıtasında gidilmedik ülke, katılmadık festival bırakmamış. Fakat alışıldık profesyonellikten de uzakta hâlâ. İlk günkü gibi heyecanlı olduğuna ayrı bir vurgu yapıyor. Hani ilk günküyle bugün arasında ne fark var diye sorsanız, alacağınız yanıt, o ilk heyecana özgüven ve onun getirdiği rahatlığın eklenmiş olması oluyor.

Kıssadan hisse; “Kürt kızı” Aynur Doğan, 2004’ten bu yana çıkardığı iki albümle yoluna devam ediyor. Bir hayli merak ettiğimiz Avrupa Parlamentosu’ndaki olası konseriyle ilgili bilgiler henüz net değil, fakat olmaması için de bir neden görünmüyor. En son İspanya’nın Sevilla kentinde düzenlenen World Music Expo’da dünyanın her tarafından gelmiş insanlara Dar Hejirokê’yi, Ahmedo’yu, Keça Kurdan’ı okudu. Gözleri içi gülerek yurtdışındaki dinleyicinin en az üç kez kendilerine bis yaptırdığını anlatıyor. Ona göre özellikle batının Kürt müziğine olan ilgisi azalmak bir yana, giderek daha da artacak. Aramızda şöyle bir konuşma geçiyor:

- Batılıların size ve Kürtçe müziğe bu kadar yoğun ilgi göstermesinin nedeni ne? Oryantalist bakış olabilir mi?
- Doğrusunu söylememi istiyorsanız söyleyeyim…
- Buyrun lütfen…
- Birincisi sesimiz onları çok etkiliyor. İkincisi de Kürt müziğinin yeni yeni açılıyor olması bunda etkili. Kürtçe müziği Kürtlerin dışında ne Türkiye’deki diğer halklar ne de Avrupa-Amerika’daki insanlar biliyorlar. Ama fark etmeye başladıkları anda da ilgilenmeye başlıyorlar.

MEŞAKKATLİ BİR ÇOCUKLUK
Sıcak çatışmaların ortasında geçen bir çocukluk, anadili ve kimliğinden kaynaklı yaşanan gerilimlerin içinde yoğrulan bir gençlik ve nihayet yine anadiliyle yaptığı müzikle dünya çapında bir popülerliğe ulaştıran müzisyenlik... “Kürt kızı” Aynur Doğan’ın hikâyesi, bu ülkenin tüm sertliklerinin içinden çıkmış bir sesin kesilemediğinin resmi gibi. Yasaklanan, sansüre uğrayan veya toplatılan onca Kürtçe albüm gibi onun ilk Kürtçe albümü de toplatıldı. Ama Aynur’a olan ilgi onun albümünü tamamen toplatma niyetindekilerin heveslerini kursaklarında bırakmaya yetti. Ya yalnızca sesi bunun önüne perde çekti ya da bir müzisyen olarak siyasi duruşu ona böyle bir alan açtı. Sebebi her ne ise artık, üç yıl önce -Keçe Kurdan’ın çıkmasından bu yana yani- Kürtçe’nin Q’sini bile bilmeyen Gönül Yarası filmindeki Dünya’ların da kendilerini uzak tutamadıkları sesin sahibi oldu.

7 çocuklu -kendi ifadesiyle “tipik bir Dersimli” aileden. Annesi ev kadını, babası çiftçi. 1993’e kadar ailesinin hayatı Doğan köyünde geçiyor.

Doğduğu yer Çemişgezek’e bağlı 100 haneli Doğan (Kürtçesiyle; Dohkan) köyü. O kadar özlemle anıyor ki köyünü, okumamış, şehre gelmemiş ve müzisyen olmamış olması halinde bile sadece köyde yaşamaya devam etmesi durumunda çok mutlu bir hayat yaşayacağını söylüyor. Toprak damlı, iki katlı bir evde geçiyor çocukluğu. Evin alt katında hayvanları barınırmış. Aynur da çocuk haliyle ailesine hayvancılıkta yardımlarda bulunurmuş.

Aynur, halen İstanbul’a zorunlu göç etmiş ailesiyle yaşıyor. Ailesi 1993’te göç ediyor, bir daha da geri dönmüyor Tunceli’ye. Nüfus cüzdanındaki rakama göre 32, gerçek yaşına göre 30’undaki Aynur Doğan’ın hayatında İstanbul’a göç etmiş olmak her anlamda dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Özellikle Kürt kimliği çocukluğunun Tunceli’sinde de, gençliğinin İstanbul’unda da ayrımcılıklar yaşıyor.

İlkokulda bilmediği bir dille, Türkçe’yle tanışıyor. Türkçe’yle tanıştıktan sonra Kürtçe’nin yalnızca kendi köylerinde konuşulan bir dil olduğunu, asıl dilinse Türkçe olduğunu zannediyor. Bu fikri dayakçı öğretmenlerinin tavırlarıyla da pekişiyor. Türkçe’sine Kürtçe kelimeler, cümleler kattığı için sık sık dayak yiyor. Mümkün mertebe öğretmenlerinin tembihlerine uymaya çalışsa da ana dili mutlaka bir yerlerde başına iş açıyor: “Öğretmenlerimizin çok ciddi baskısı vardı. Anadilimizi unutmamızı istiyorlardı. Sınıfta öğrenciler tembihlenirdi: ‘Kim Kürtçe konuşursa şikâyet edin.’ Biz köyün dışına çıktığımızda veya yalnız kaldığımızda bile Kürtçe konuşmaktan çekiniyor, tedirgin oluyorduk. Çünkü çocuktuk ve korkutulmuştuk.”

Kürtçe’nin yalnızca köyü Doğan’da konuşulan bir dil olmadığını fark etmesi, ortaöğrenim için gittiği Elazığ’da mümkün oluyor. Orada da Kürtçe konuşan insanlar görüyor, kendisi gibi başkalarının da bu “dert”ten mustarip olduğunu anlıyor.

Elazığ’da okuduğu vakitlerde, köyünden pek de iç açıcı olmayan haberler alıyor. Çatışmaların olduğunu, insanların işkenceye maruz kaldığını öğreniyor burada. Elazığ’da olduğu için olaylara bizzat tanıklık edemiyor ama duydukları ve öğrendikleriyle giderek “Biz herhalde bu ülkede yabancıyız” fikrine kapılıyor. “Bizim topraklarımıza bu zulümler yapıldığı için ben psikolojik olarak çok kötü biçimde etkileniyordum. Akrabalarımın acısı bana da vuruyordu.”

“ZATEN HEP OLUMSUZ ŞEYLER“

Hem yaşadıklarından hem de duyduklarından Elazığ’da, Kürt ve Alevi olduğunu gizleme gereği görüyor. Lise 1. sınıfta okulunun veda töreninde sesi güzel olduğu için şarkı söylemesi istenir. Sahneye gider, öğretmenlerinin ve arkadaşlarının karşısına çıkar. Bildiği iki Türkçe şarkıyı söyledikten sonra birden aklına ilk gelen Kürtçe şarkıyı söylemeye başlar. Üçüncü şarkıya başladığı anda öğretmenler veda partisini düzenledikleri mekânı terk ederler. Lisedeki öğretmenlerden biri ertesi gün Aynur’u yanına çağırır, Kürtçe şarkının hesabını sorar. Söylediği şudur: “Sen ne hakla böyle bir dille şarkı söylüyorsun?” Öğretmenine yanıt olarak “Ne oldu ki, ben sadece bir şarkı söyledim, kıyamet mi koptu!” deyince tokadı yer. İkinci tokatı da karnesinde görür; başarılı bir öğrenci olduğu halde neredeyse tüm notları kırıktır.

Çocukluğuna dair çok fazla anekdot aktaramıyor veya buna pek istekli değil. “Çocukluğumla ilgili o kadar çok şey var ki, kafamda toparlayamıyorum. Zaten hep olumsuz şeyler yaşıyorsun, olumlu yaşadığın tek şey kendi toprağında yaşıyor olmak. Kendi toprağının kokusunu biliyorsun, doğasını biliyorsun, o kadar.”

Lisenin ortasına doğru köyü Doğan’a yönelik askeri baskı da artar. “Askerler tarafından ciddi biçimde köyden zorla göç ettirilme politikaları vardı.” O dönemde on kişilik aileler köylere yönelik gıda ambargosu yüzünden çok az miktarda yiyecek içecekle yetinmek durumunda bırakılıyor. “On kişilik bir aile bir kilodan fazla şeker, çay alamıyordu. Köy hayatı dediğiniz de yiyecek olarak şeker, çay, peynir-ekmektir. E bunlara da ambargo uygulandığı zaman insanlar ne yapacaklar, mecburen köylerini terk edecekler.“ Doğan köyünde 1992-93 arasında birkaç ev yakılır. Çevre köylerden birkaçı da tamamen yakılmıştır. Bu köy yakmalarında ölen köylüler de olunca insanlar artık yaşadıkları yer terk ederler.

Aynur’un çiftçi babası sık sık gidip geldiği için aşinası olduğu İstanbul’a götürmeye karar verir ailesini. Evin taşıyabildikleri eşyalarını bir tır kamyona yükleyip gönderirler, kendileri de otobüse biner, yeni bir hayatın yolculuğuna başlarlar.

16’sındaki Aynur ilk kez geldiği koca şehirde kendini hiç de iyi hissetmez. Ne yapacağını bilemez. Müzik yapmak isteği vardır ama bunu gerçekleştirebileceğine olan inancını yitirmiştir. Neler yapabileceğini düşünür, yanıt bulamaz. Özellikle ilk yıl bir hayli zorluk yaşar. Okula giderken mutsuzdur, ne okulda ne dışarıda arkadaş edinemez. Edindiği arkadaşlarla da uyum sorunları yaşar, ortak noktalar arar, bulamaz.

Kürt olması burada da maraza sebebidir. Liseye yazıldığında kendisini çok etkileyecek bir tepkiye maruz kalır. Okulun müdürü kaydını yapacağı öğrencinin kimliğinde “Tunceli” yazıldığı görünce “Buraya terör yuvası kurmaya mı geliyorsunuz!” der. “Kürt olduğum için böyle bir zorluk yaşamıştım. O tepkiden sonra bir-iki yıl kendimi buraya, bu ülkeye ait değilmişim gibi hissettim.”

DİSKOGRAFİYE GİRMEYEN TÜRKÇE ALBÜMLER
Müziğe olan ilgisini yitirmemek için hayli uğraş verir o yıllarda. Liseyi bitirdikten sonra müzik dışında hiçbir şeyle ilgilenmez. İlk olarak Arif Sağ Müzik Okulu’nda bağlama dersleri alır. Opera sanatçıları Aşkın Metiner ve Begüm Erdem’den şan dersleri alır. Bundan sonraysa doğru dürüst bir şirket, doğru dürüst bir grup arayışına girer. Bu arayışların içinde müziğe yeni başlamış herkes gibi nasıl olursa olsun bir albüm çıkarmak ister. Bunu fazla vakit geçmeden başarır da. “Ateş Yanmayınca” isimli tamamı Türkçe şarkılardan müteşekkil albümünü Piya Müzik şirketinden çıkarır. Fakat albüm pek ilgi görmez. Aynur Doğan’ın neredeyse diskografisine bile giremeyen (resmi web sitesinde diskografi bölümüne alınmamış) ikinci Türkçe albümüyse 1999’da çıkar: Seyir. Bugünden geriye baktığında iki albümü de Kürtçe albümleri gibi sahiplenemiyor. Bunun birinci nedeni anadilinde olmayışlarıysa ikinci nedeni erken dönem çalışmaları olmaları. “Ne yapmam gerektiğinin, nasıl bir müzik yaptığımın cevaplarını bile kendime verememişken çıkardım o albümleri. Bu iki albüm de başarılı olamadı. Çünkü ben başka şekillenmişim, ruhum, karakterim başka şekillenmiş. Bir de daha yeni başladığım zamanlardı. Ne yorumum oturmuş, ne müzik bilgim ve bakışım oluşmuştu. Sadece türkü söyleyen biriydim orada.” Bunları söylüyor ama “yine de o iki albümdeki de tabii ki benim, onlar da benim işlerim” deme gereği görüyor.

VE “KEÇA KURDAN”
Aynur için milat, Kalan Müzik’ten “Keçe Kurdan”ı çıkardığı 2004 yılı. İlk Kürtçe albümünün kapağına yazdığı gibi ”ay ile deniz uzaklığındaki bir yolculuğa” çıkar bu albümle. Artık “güzellikleri olan ve bütün güzellikleri buluşturan bir yol”da hisseder kendini. Özellikle Türk basını epeyce ilgi gösterir bu albüme. Neredeyse tüm gazete eklerinde boy boy “Kürt kızı” söyleşileri yayımlanır. Yurtdışında da Times, Folk Roots gibi yayınlarda kapak olur, BBC gibi televizyonlarda da boy gösterir, “Ahmedo”yu canlı yayında tüm dünyaya okur.

Böylece Keçe Kurdan albümü Kürt sanatçıların pek ulaşamadığı bir popülerliği yakalar. Gazete-dergi köşelerinden “dünyanın en güçlü kadın seslerinden”; “Kürtlerin Sezen Aksu’su”, “Lübnan’ın Feyruz’u” diye yorumlar, benzetmeler çıkar. O bu yorumlara pek takılmaz, bunu soran gazetecilere de mütevazılığı elden bırakmayarak cevaplar verir: “Bizim oralarda bütün kadınlar duygusallaştığında güzel şarkı okur.”

Bu popülerlik, haliyle mahkemelerin de ilgisini celb eder. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi Yedek Hâkimliği 2005 baharında ‘olay’a el koyar, albümün yayınlanışından 15 ay sonra, “Keçe Kurdan” şarkısını gerekçe göstererek toplatma kararı alır. Mahkemeye göre şarkı “kadınları dağlara çıkmaya teşvik etmekte ve bölücülük yapmaktaydı.” Mahkemenin kararı 81 ile bildirilir ve albüm toplatılır. Karar nihayet aradan 7 ay geçtikten sonra kaldırılır. Aynur, mahkemenin bu kararına da Kürtçe şarkı söylediği için kendisini tokatlayan lise öğretmenine verdiği tepkiyi gösterir: “Ben sadece müzik yaptım.”

Birinci albümden sonra birçok ortak çalışmaya da imza atıyor. Kemal Kahraman, Anjelika Akbar, Orient Expressions, Mikail Aslan, Grup Yorum, Lütfü Gültekin gibi isim ve topluluklarla projelerini gerçekleştirir. Aynur’un CV’sinde parlayan notlardan biri de Fatih Akın’ın belgeseli İstanbul Hatırası ile Yavuz Turgul’un Gönül Yarası filminde aldığı kısa “rol”ler. Aynur’u daha fazla insana ulaştıran, ona daha fazla tanınırlık sağlayan çalışmalar oluyor bunlar.

Aynur’un bundan sonraki hayatı tamamen profesyonel bir müzisyenlik mesaisiyle geçiyor. 2005’te çıkardığı ikinci Kürtçe albümü Nûpel de Keçe Kurdan kadar taraftar ve ilgi buldu.

Şu anda yurtdışındaki festival ve konserlerin yanı sıra üçüncü Kürtçe albümünün çalışmalarıyla meşgul. Yeni albümün tarihi henüz netleşmiş değil. Yüksek olasılıkla bu yılın Eylül ayına doğru çıkacakmış. Bu albümde de ağırlıkla Kürtçe, numunelik de olsa Türkçe şarkılar olacak. Esasen Kürtçe’nin Kurmancî lehçesinde şarkılar söyleyen Aynur üçüncü albüme Soranî ve Zazaca şarkılar da koymayı planlıyor. Ağırlıkla Hakkâri, Ağrı, Tunceli, Erivan gibi kentlerin şarkılarına ağırlık verecek.

30’undaki Kürt kızı şimdi çoğu sanatçının 50’lerinde ulaştığı popülerlik ve saygınlığa genç yaşında ulaşmanın sevincini yaşıyor. Tanrı kendisine “Dê bimeş ewdê mın!” (Yürü ya kulum) demiş bir kere. O da yapması gerekeni yapıyor.

* Kaynak: Nokta Dergisi
* Yayın tarihi: 2007