
Hamza Aktan
Büyük bir suç işledi, cezasını çekiyor… 20 yıldır Türkiye’de yaşayan ve artık bir “Türkiyeli” olan kolaj sanatçısı Michael Dickinson, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirdiği kolajı nedeniyle önce üniversitedeki işinden oldu, sonra tutuklandı, nihayet sınır dışı edildi. 20 yıldır yaşadığı Türkiye’den apar topar çıkarıldıktan sonra, artık turist vizesiyle sadece 3 aylığına gelebiliyor. Dickinson’ın şimdi ne vatandaşı olduğu İngiltere’de bir işi ne de yerlisi olduğu Türkiye’de bir güvencesi var.
Kadıköy İskelesi’nde bizi beklerken yanına bir ayakkabı boyacısı yaklaşıyor. Ayakkabı boyacısının gördüğü bu “bizden” olmadığı her halinden belli adama iki sorusu var; kafasındaki takke ve omzundaki poşunun nedeni… Boyacının karşısındaki yabancıdan aldığı yanıtlar pek ikna edici veya beklediği kadar provokatif olmuyor, sıkıldığını belli edercesine “eyvallah”ı çekip işine bakıyor. Sonradan söyleşi için oturacağımız kafede de aynı sorulara bu defa biz muhatap oluyoruz. Kendisine doğrudan soramıyorlar, bize yöneliyorlar. Urfalı garson “bizim poşumuzun elin İngiliz’inin omzunda ne işi var” diyor... “Bizim” dediği poşunun aynı zamanda Filistinlilerin de poşusu olduğunu hatırlatınca garsonun merakı az biraz düşüyor. Michael Dickinson “imaj”ıyla ilgili esas sıkıntıyı başındaki takke nedeniyle yaşıyor. “İngiltere’ye gittiğimde bana ‘haham mısın’; burada da ‘Müslüman mısın’ veya ‘Yahudi misin’ diye soruyorlar. Bazılarıysa nedense Ermeni sanıyor... Oysa ben hem estetik bulduğum hem de kafamı sıcak tuttuğu için takıyorum…”
Fakat dışarıdan pek öyle görünmüyor… Mesela bu yılın Temmuz ayında İstanbul’da Emeğin Partisi’nin (EMEP) düzenlediği savaş karşıtı mitingde takkesi nedeniyle İsrailli sanılarak saldırıya uğramıştı. (EMEP’liler daha sonra bu akla zarar davranış nedeniyle kendisinden özür dilemişlerdi…) “Sanırım bu takke nedeniyle iş de bulamayacağım” diyor.
Dickinson’la Kadıköy çarşısını turluyoruz. Bize bir bir bu semtin tarihi binalarının hikâyelerini, şimdiki hallerini anlatıyor, değişen otobüs hatlarına olan şaşkınlığını paylaşıyor, yeni açılan mağazaların semtin çehresini nasıl da bozduğundan dem vurup içleniyor… Kıssadan hisse, 20 yıldır yaşadığı –artık yaşamasının güçleştiği- İstanbul’u T.C. vatandaşı bir İstanbulludan kat be kat tanımış ve sevmiş görünüyor bize. “Ben buranın insanlarını seviyorum. Türkiyeliler çok iyi kalpli insanlar. Buranın, yemekleri, müzikleri, havası, herşeyi güzel… Sınır dışı edildiğimde İngiltere’ye gittim ama birçok açıdan rahatsız oldum, oralarda yaşayamayacağımı düşündüm... Londra’da yaşadığım yıllarda bazen sadece günde üç kere soyulduğumu bilirim. Ama İstanbul’da 20 yıldır sadece bir kez hırsızlık yaşadım. Ayrıca İngiliz gençleri çok kaba ve görgüsüzler, ama İstanbul’da daha iyi ve kibarlar. Şunu da söylemeden edemeyeceğim; kedi ve köpekler bu ülkede rahatlıkla sokaklarda yaşayabiliyorlar. Bunlar benim bu ülkeden kopmamı zorlaştırıyor.”
Dickinson, sınır dışı edilmesinin arifesindeki görüşmemizde daha bir şaşkınlık, belki de dehşet içindeydi. Bunun için yeterince nedeni vardı; yıllardır yaşadığı, artık kendisini yerlisi hissettiği bir memlekette yaptığı bir kolaj nedeniyle başına gelmedik kalmıyor, bu da yetmiyor, kapı dışarı ediliyordu. Şimdiyse yüzünde hafif bir mahzunlukla, burayı ve buranın demokrasi anlayışını artık “tanıdığını” belli eder bir rahatlıkla konuşuyor... “Geçen yıl Cumhuriyet gazetesi çizeri Musa Kart, Tayyip Erdoğan’ın karikatürünü yaptı diye mahkemeye çıkarıldı. Ben o zaman çok şaşırmıştım doğrusu. Çünkü ben İngiltere’de de çok resim yaptım. Margaret Thatcher başta olmak üzere o dönemin tüm iktidarlarını eleştiren kolajları sergiledim ama hiç bu kadar tepki görmedim. Yıllar sonra yeniden başladığım kolajlarımda ilk kez bir Türk figürü olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı resmettim, o da bu yaşadıklarıma yol açtı. Bir resim yaptım ve hapse girdim… Bana yapılanlar ve Türkiye’nin gösterdiği tepki için sadece saçma ve yanlış diyebilirim... Ben yine de bu ülkeye iyimser açıdan bakmaktan yanayım. Çünkü yavaş yavaş birçok şeyin de olumlu yönde değiştiğini görüyorum. Özgürlükçü fikirler giderek daha fazla taraftar buluyor…”
Hikâyenin Başı…
20 yıllık İstanbul hayatı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Bush'un rozet taktığı bir köpek olarak gösterdiği kolajını sergilemesiyle alt üst oldu Michael Dickinson’un. Önce “başbakanın manevi şahsiyetine hakaret”ten hakkında üç yıl hapis istemiyle dava açıldı. Vatandaşı olduğu İngiltere’nin saygın gazetelerinin ve İngiltere yönetiminin meseleye ilgi göstermesi nedeniyle hakkındaki davadan kayda değer bir netice çıkmadı ama Türkiye ne yapıp edip 56 yaşındaki Dickinson’a haddini bildirdi. Önce bu yılın 12 Eylül’ünde başlayan üç günlük hücre cezası, sonra da hiç de nezih olmayan 10 günlük bir Yabancılar Şubesi “misafirliği” yaşadı. Bu serüvenin ardından da 20 yıl sorunsuz yaşadığı, artık memleketi gibi hissettiği buradan pek de nazik olmayacak biçimde (serbest bırakıldığında sivil polislerce sürekli takibe alındığını söylüyor) 30 Eylül’de sınır dışı edildi. Bu arada, sınır dışı edilmeden önce yıllardır İstanbul’daki ikametini sağlayan hakkı da elinden alındı. Böylece artık ancak 3 aylık süresi olan turist vizesiyle gelip gidebilecek.
Dickinson, sınır dışı edildikten sonra önce üç günlüğüne arkadaşlarının yanına, İrlanda’ya, oradan da doğduğu yer olan İngiltere’nin kuzey kentlerinden Durham’a uğruyor. “Tam 40 yıl olmuş doğduğum kente gitmeyeli. Ne kadar da güzel bir yermiş aslında. Gittiğimde bunu yeniden fark ettim… Ama orada yaşamak için ne bir evim var, ne de yanında kalacağım ailem.” Dickinson’un İngiltere’de yaşayan iki akrabası var; ağabeyi Philiph ile kardeşi Cohn... Fakat, uzun yıllardır kardeşleriyle olan muhabbeti kesilmiş.
Kendisinden 5 yaş küçük kardeşi John Dickinson’ın ailesi, tüm dünyanın haberdar olduğu bir trajedinin özneleri. Özellikle Avrupa medyasının bir hayli takip ettiği Caroline Dickinson olayı ve davasını yutkunarak anlatıyor Michael Dickinson… 13 yaşındaki yeğeni Caroline Dickinson, 1996 yazında ailesiyle tatile gittiği Fransa’da tecavüze uğradıktan sonra boğularak öldürülmüştü. Caroline’in katilinin bulunması hiç de kolay olmamış, cinayetin işlendiği turistik bölgedeki tüm erkeklere DNA testi yaptırılmıştı. Katil, Francisco Arce Montes uzun uğraşlardan sonra, hatta artık tüm umutların kesildiği bir sırada İspanya’da yakalanmıştı. İki yıl önce tutuklanarak mahkemeye çıkarılan Montes şu anda hapiste. Michael Dickinson, kardeşinin ve ailesinin hayatının bu olayla tamamen ters yüz olduğunu yine yutkunarak anlatıyor…
Şimdi İşsiz Ve Parasız
Michael Dickinson şu anda herhangi bir işi ve maddi güvencesi olmayan bir turist. Ekim ayının ortasında geldiği İstanbul’dan turist vizesi sona ereceği için Ocak ayı içinde burayı terk etmek zorunda kalacak. Fakat kendisinin buradan ayrılmak gibi bir niyeti yok. Bunu aklına bile getirmek istemiyor: “Çocukluğum babamın işi nedeniyle Ortadoğu ülkelerinde geçti. Yıllarca Kuveyt’te yaşadım. Ama en iyi ve en rahat yaşayabileceğim yerin Türkiye olduğunu biliyorum. 20 yıldır burada yaşamamın nedeni de bu.” Aklında, tüm çareleri tüketmesi durumunda Atina’da İngilizce öğretmenliği yapmak da geçiyor… Bir başka umudu da 20 yıl boyunca sigortalı çalıştığı Türkiye’de emekli olmak. Fakat bunun için henüz bir girişimi yok. Avukatının yardımıyla belki bazı kapıları zorlayabileceğini düşünüyor.
Viking Falı Bakıyor
Geçimini sağlamak için özel İngilizce dersleri vermeye de niyetlenmiş son günlerde ama, sonuç parlak değil. Öğrenci aradığını duyuracak kanalları yok. En son iki hafta önce ders verdiği bir öğrencisi de vazgeçince şimdilik bir başka meşgale edinmiş kendisine. O da ‘Run Fal’ dediği yeni tanıştığımız bir fal.
Fala, Viking harfleriyle süslenmiş taşlarla, 1 YTL karşılığında bakıyor. Şimdiye dek yalnızca Kadıköy ve Sultanahmet’te şansını denemiş. Birer saatle kaldığı caddelerde epey ilgi görmüş ama bundan ekmek kazanabileceğine ihtimal vermiyor. “Belki derginizde haberim yayınlandığında televizyon kanalları beni ve falımı keşfeder, böylece sosyetenin kapısını aralarım” diyor gülerek.
Muadillerine göre hayli gerçekçi ve dengeli gözüken fal, anladığımız kadarıyla şöyle; küçük bir torbaya doldurulmuş Viking alfabesinden harflerle resmedilmiş taşlardan birini seçiyorsunuz. Her bir taşın insanın maddi ve manevi hallerine denk gelen anlamları ve buradan türeyen ‘öğütleri’ var. Dickinson’un ısrarıyla biz de deniyoruz şansımızı, önce o anda hayatımızdaki en olumsuz meseleyi düşünüyor, sonra gözler kapalı vaziyette bir taş seçiyoruz. Faldan nasibimize çıkanı aktaralım:
Hamza Aktan; torbadan çıkardığı harf: X. (Viking alfabesinde Gyfu harfi oluyormuş).
Anlamı: “Çalışkanlığın simgesidir. Çalışma hayatında takım ruhundan söz eder. Cömertlik ve tolerans göstergesidir. Aşkta uyumlu bir beraberliği yansıtır.”
Öğütleri: “Engeller karşısında duraksama. Elin kolun bağlı kalmasın. Başkalarını da düşün, onları da gözet. İletişim kurabilmen için bir armağan, tatlı bir söz yeter.”
Rahatsızlık Veren Kolajlara Devam…
Michael Dickinson her ne kadar hayatının haylice olumsuz etkilenmesine yol açsa da muhalif içerikli kolajlarına devam ediyor. Kolajlarının özneleri daha çok Amerikan yönetimi ve ittifakçıları, bir kısmı da Türkiye ile ilgili. Son olarak Başbakan Erdoğan ve Papa 16. Benedickt’i aynı kolajda buluşturmuş. Kolajda Erdoğan’ı İncil’in üstüne yemin ederken, Papa’yı da Erdoğan’ı kutsarken görüyoruz.
Dickinson için asıl haber değeri taşıyan şey, kendi mağduriyeti değil, Londra’da gerçekleştirilecek 2012’deki olimpiyatlarda yapacağı eylem. “Bunu mutlaka yazmanızı istiyorum, böylece insanların eylemden haberi olacak” diyor. Amacı paranın geçerli olmadığı bir dünya kurmak. “Bankaların ve paranın olmadığı bir dünya için hepimizin düşünmesi gerekiyor. İrlanda ve İngiltere’ye gittiğimde insanlara bunu anlattım. Çoğu olumlu karşıladı, bazıları da ‘bu bir ütopya’ deyip geçiyorlar… Yine de dünyaya dair bir şey yapacaksam, en sonunda bu eylem olacak…”
Altı yıl sonra gerçekleştirmeyi düşündüğü bu hayalini anlatırken gözleri parlıyor… Anlattıklarına inanmadığımızı fark edince de “yoksa sen paranın hükümdar olmasından mı yanasın” diye soruyor…
***
Michael Dickinson’un Türkiye’ye yerleşme hikâyesi 1986’ya uzanıyor. Gençliğinde politik aktivitelerin içinde yer alıyor. İngiliz polisinin tavrı ve artık hissetmeye başladığı yorgunluk nedeniyle memleketinden ve mümkünse politikadan uzaklaşmak istiyor. O ara Türkiye’de İngilizce eğitmeni arandığına dair ilanlar görünce soluğu burada alıyor. 1986’da geldiği Türkiye’de bu yılın başına dek eğitmenlik yapıyor. Politikaya yeniden merak salması ve politik kolajlar yapmaya başlamasıysa Amerika’daki 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra oluyor. Yeni muhafazakar Amerikan yönetiminin söylemleri kendisini yeniden politikayla ilgilenmeye götürüyor.
* Kaynak: Nokta Dergisi
* Yayın Tarihi: 2007.