
Hamza Aktan
Kötü bir şaka gibi… Bomboş koridorlar, toz tutmuş masalar, kara tahtalarında birkaç yıl öncesinden kalma tebeşir izleri, koca binalarda bir başlarına ders gören çocuklar... ‘Okul’ demeye bin şahit isteyen ‘okullar’. Rum azınlığa ait okullarda öğrenci sayısı tekli rakamlara kadar indi. Koridorlarında in cin top oynayan okullarda büyük bir yalnızlıkla derin bir hüzün hüküm sürüyor. Durumdan ne doğru dürüst oyun bile oynayamayan öğrenciler memnun ne de kendini ‘işe yaramaz’ hisseden öğretmenler. 200 kapasiteli binalarda üç çocuğun okuduğu, öğretmeni veya müdürü olmayan okullar kısa zamanda çözüm bulunmazsa birer hatıraya dönüşecek.
Kiminde üç, kiminde sekiz veya on öğrenci var. Okulun eğitimci kadrosu da ya üç ya dört kişiden oluşuyor. Artık depo olarak kullanılan sınıflar, bomboş kalmış bahçeler ve koridorlar ile arkadaşsız kalmış çocuklar. Dışarıdan haşmetli görünen ve en az yüzyıllık mazileri olan koca binalarda sıkıntı veren bir sessizlik. Bildik okul görüntülerinden, cıvıl cıvıl çocuk gürültüsünden eser yok. Bu sessizliğin gösterdiğiyse şu; Türkiye’deki Rum okulları giderek boşalıyor, kavim bir kültürel doku kayboluyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi azınlık okullarının giderek erimesine çözüm olabilecek bir formülü kanunlaştırmak üzereyken milliyetçi kesimlerden gelen tepki ve CHP’nin tavrı bir ümidi daha noktaladı. Özel Öğretim Kurumları Kanunu tasarısına eklenen önerge kabul edilseydi başka ülkelerden gelen ailelerin çocukları da azınlık okullarında okuyabilecek, böylece öğrenci sayısı artık tekli rakamlara düşmüş okulların yaşaması için bir ‘ara çözüm’ bulunmuş olacaktı.
Artık kaderlerine terk edilmiş İstanbul’daki 17 Rum okulunun 7’sinde şu anda tek bir öğrenci bile yok. Okullar kapanmış durumda, yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı’nın içerde tuttuğu birer müdür yardımcısı boş binalarda ‘mesai’ yapıyor. Diğer 10 okulda da öğrenci mevcudu giderek düşüyor.
40 yıl öncesine dek 100 bini aşkın Rum’un yaşadığı İstanbul’da bugün yalnızca beş bine yakın (30 Haziran-2 Temmuz arasında İstanbul’da ilk kez yapılan Rum Konferansı’nda bu sayı 4 bin 721 olarak ifade edilmişti) Rum kaldı. İstanbul’da yaşamaya devam eden gayrimüslim yurttaşların çocukları da yalnızlık içinde eğitim görüyor: 1960’lı yıllarda 10 bine yakın Rum öğrenci varken bu rakam şu anda 230’a kadar düşmüş durumda.
200 kapasiteli okulda üç çocuk
Özel Kadıköy Rum İlköğretim Okulu’nda her sabah yoklama yapıldığında ‘burada’ yanıtı veren yalnızca üç çocuk var. Dört öğretmeni, bir sekreteri ve bir hademesiyle okuldaki kadro öğrenci sayısından fazla. Okulun gerçek kapasitesi ise 200 öğrenciyi alabilecek durumda. Geçen yıl beş öğrencisi varmış, ikisi mezun olunca mevcut üçe düşmüş. Çocuklardan biri beşinci, ikisi dördüncü sınıfta okuyor. Yani, seneye okul mevcudu ikiye düşmüş olacak ve eğer yeni öğrenci kaydı olmazsa, iki yıl sonra bu okul da öğrencisiz kalacak. Yorgo Prodromidis (11 yaşında, 5. sınıfa gidiyor), Erifili Çamlılar (10 yaşında, 4. sınıfta) ile Kosta Prodromidis’in (10 yaşında 4. sınıfta) oyun seçenekleri çok kısıtlı. Mesela çift kale maç, mendil kapmaca, uzuneşek, dokuztaş, istop, yakan top gibi, her ilkokul çocuğunun vazgeçilmez oyunlarını oynayabilecek arkadaşları yok. Üç çocuk da ‘sıkıldığınız oluyor mu’ sorusuna, uzatarak ‘çooook’ yanıtını veriyor. Ya saklambaç, ya ‘yerden yüksek’ (istop oyununa yakın bir oyun) ya da ‘kestane savaşı’ (okul bahçesindeki atkestanesinin yere düşen tanelerini birbirlerine atmaya dayalı, kendi icat ettikleri bir oyun) dedikleri oyunları oynayabiliyorlar.
Yorgo’nun, dördüncü sınıfta okuyan Eri ile Kosta’ya göre sıkıntısı daha derin. Boş dersleri olduğunda, Eri ile Kosta sınıftaysa, yalnız başına oturuyor, resim çiziyormuş: “Sıkılmamak için ya öğretmenimden bir kâğıt istiyorum, resim çiziyorum ya kendi kendime silahçılık oynuyorum ya da pencereye çıkıp sokaktan geçen insanlara bakıyorum.” Geçen yıl daha eğlenceliymiş. Okulda beş çocuk olduğu için pencerenin üstüne çıkıp sokaktan geçen bir kel adama “kel” diye bağırıp hemen kaçarlarmış. Şimdi sayıları azaldığı için bunu yapmaya cesaret edemiyorlarmış.
Yorgo, gülerek bir başka eğlenceleri olduğunu söylüyor: “Bazen Hakan öğretmen bizi bilgisayar oyununa götürür. Tabii çok ısrar ediyoruz, ‘yalakalık’ yapıyoruz.”
Pedagojiye aykırı durum
Çocukların derslerinin iyi olduğunu öğreniyoruz, fakat öğretmenler başka öğrenci olmadığı için bir kıyaslama da yapamıyorlar. Bu da öğrenciyi olası yönlendirmelerden uzak tutuyor.
Okulun müdürü Hristo Peştemalcıoğlu, en büyük sorunları olan öğrenci yokluğundan sonra yeni Rumca ders kitaplarının olmamasından yakınıyor. Defalarca başvurmalarına rağmen bir yanıt alamamışlar. Aynı sorunun diğer Rum okullarında da yaşandığını öğreniyoruz.
Peştemalcıoğlu, “en büyük temennimiz tabii ki kalabalık bir okulun olması. Elimizden geleni yapmamıza rağmen bir çocuğun sınıfta tek başına olması her şeyden önce pedagojiye aykırı” diyor. Peştemalcıoğlu 15 yıldır öğretmenlik yapıyor. Öğretmenliğe ilk başladığı yıl Kadıköy Rum İlköğretim Okulu’nda 32 öğrenci varmış. İlkokulu okuduğu ve şu anda öğrencisi olmadığı için kapalı durumda olan Bakırköy Rum İlköğretim Okulu’nda da 60 öğrenci varmış.
“Civcivlerini yanına toplayan tavuk gibi”
Yüzyılı aşkın bir mazisi olan Fener’deki Özel Maraşlı Rum İlköğretim Okulu, şu aralar eğitimin dokuz çocukla yapıldığı bir okul. Binası 1900 yılında tamamlanıp 1901’de de eğitime başlanan okuldaki dokuz çocuk da Hatay’dan İstanbul’a göç etmiş Arap Ortodoks ailelerin çocukları. Ana dilleri Arapça olan çocukların en büyük sıkıntısı dille ilgili. Hem Türkçeyi hem de Rumcayı sonradan öğrenmek durumundalar. Çocuklar Rumca alfabeyi rahatlıkla okuyor ama okuduklarını anlamıyorlar. Okulda dersler birleştirilmiş sınıflarda yapılıyor. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar ile dört ve beşinci sınıflar aynı dersliklerde okuyor. Okul binasının tek sorunu tavanının akması. İki katlı binada 6 derslik bulunuyor.
Okulun müdürlüğünü yapan Stella Kostandinidis tam 44 yıldır burada çalışıyor. 64 yaşında olmasına rağmen Rum öğretmen bulunamadığından emekliliğini uzatmak zorunda kalmış. 2008’de yaş haddinden emekli oluyor nihayet. “Burası bir zamanlar çok hareketli bir okuldu. Bayramlarımız, eğlencelerimiz, tiyatrolarımız, gezilerimiz olurdu. Şimdiyse mevcudumuz çok az olduğu için sosyal etkinlik neredeyse yok” diyor. Stella Hanımın okulda çalışmaya başladığı zamanlar her sınıfta en az 15, tüm okulda en az 100 öğrenci bulunurmuş. Şimdiyse bu sayı tüm okul için 15’i geçmiyor. Stella Hanım, soğuk havalarda çocukları yan yana toplayıp ders işlediklerini söylerken bir benzetme de yapıyor: “üşümesinler diye civcivlerini yanına toplayan bir tavuk gibiyim.”
Aile gibi ama…
Okulun müdür yardımcısı Ayşe Pehlivan 28 yıllık bir öğretmen. Okuldaki durumunu şöyle anlatıyor: “Ben çok rahatım burada, bir aile havasındayız. Kalabalık bir okuldan böyle az öğrencili okula geçince biraz da sakin bir ortamda çalışıyoruz. Eskiden bizim Türk okullarında her gün bağırmaktan sesim kısılırdı, şimdi öyle bir sorun yok. Böyle bir ortamda çalışıyor olmaktan çok mutluyum. Buraya girdikten sonra da çok şey öğrendim.”
Çocuklar, neden bu kadar az kişiyle okudukları sorusunun gerçek yanıtını bilmiyorlar. 10 yaşındaki Olga Köşker, öğrenci azlığının Fener’deki çocuk sayısının az olmasıyla ilgili olduğunu sanıyor: “Ya da burada okumak isteyenlerin yaşı tutmuyor. Biz hep dokuz kişiyiz, hiç değişmez.”
Maraşlı İlköğretim Okulu’ndaki çocuklar Kadıköy’deki akranlarına göre daha mutlu ve heyecanlılar. En azından oyun oynayacak kadar arkadaşları var. Laf aramızda, Nokta ekibiyle yaptıkları çift kale maçı beş farkla kazandılar…
Langa’da 18 yıllık bekleyiş
Yenikapı’daki Özel Langa Rum İlköğretim Okulu’nun 10 yıldır müdürü yok. Sebebi bildik: Rum öğretmen yok. 1850’de açılan okulda 12 öğrenci var. Buradaki öğrenciler de Hatay’ın Altınözü ilçesinden gelmiş Arap-Ortodoks ailelerin çocuklarından oluşuyor. Çocuklardan yalnızca biri Rum. Birinci sınıfta iki, ikinci sınıfta beş, üçüncü sınıfta bir, dördüncü sınıfta iki, beşinci sınıfta da iki öğrenci var.
Okulun 46 yıllık emektarı Despina Karakaş öğretmen yokluğu nedeniyle hayli geç, 68 yaşındayken emekli olabilmiş. Şimdi de vaktini artık yuvası gibi olan okulda geçiriyor, çocuklarla ilgileniyor. Despina Karakaş’a göre, okulun en büyük sorunu, Türk öğretmen azlığı nedeniyle kontenjan öğretmenlere kalmış olması.
Okulun sekreteri Agni Nikolaidis’in hikâyesi ise hayli ilginç. 1988’de Yunanistan’da bitirdiği sosyoloji lisansından sonra geldiği Türkiye’de öğretmenlik yapabilmek için gerekli izni yıllardır alamıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın istediği tüm belge ve koşulları yerine getirmesine ve YÖK’ten denklik belgesi almasına rağmen tam 18 yıldır “sizin verebileceğiniz dersleri kontenjan öğretmenleri yapabilir” denilerek geri çevriliyor. Agni Nikolaidis hâlâ Milli Eğitim Müdürlüğü’nden gelecek bir ‘olur’u bekliyor.
Okulda derslerin nasıl olduğunu bu yıl mezun olacak beşinci sınıf öğrencisi Ceylan Yılmazoğlu anlatıyor: “Burası çok iyi bir okul. Dersleri çok iyi öğretiyorlar. Ben seneye mezun olacağım ama buraya çok alıştım ve ayrılacağım için üzülüyorum.”
İkinci sınıf öğrencisi sekiz yaşındaki Despina Yılmazoğlu da az çocuk olmasına nazire yaparcasına “Okulumuz çok güzel ama biraz büyük” diyor.
Müdürü var, öğrencisi yok
Özel Bakırköy Rum İlköğretim Okulu öğrencisi olmadığı için kapanmak zorunda kalmış 7 okuldan biri. Diğer okullarda olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı burada da bir Türk kökenli öğretmeni müdür yardımcısı olarak tutuyor. Okulda müdür yardımcısıyla bir hademe yalnız başlarına mesai yapıyor.
2003’ten beri öğrencisi yok okulun. Öğretmen yokluğu nedeniyle öğrenciler başka okullara dağıtılmış. Sekiz derslik ve bir yemekhanesi bulunan okul 142 öğrenci kapasiteli. Öğrencisiz okulun müdür yardımcısı Hüsamettin Yavuz 26 yıllık bir öğretmen. Buraya 1999’da atanmış. Yavuz’un anlattıkları, durumun vahametini kavramaya yeter: “Burada üç yıldır binayı korumaya çalışıyor, Milli Eğitim Müdürlüğü ile olan yazışmalara bakıyorum. Binanın bir an önce eğitime açık tutulması umuduyla hazır tutulmasına çalışıyorum. Bence Bakırköy’de bir okul yaşatılabilir, öğrenci de bulunur. Öğretmen bulunsa öğrenci de rahatlıkla bulunur. Boş okulda olmak benim de hoşuma gitmiyor. Kendimi sanki bu okul gibi bir işe yaramayan, kendi başına duran biri gibi görüyorum. Bir nevi işlerimiz azalıyor ama insan öğrenci görmek istiyor. Doğrusu burada tek başıma sıkılıyorum. İnsan sarayda bile tek başına yaşayamaz. Güzel bir ilçede, bu kadar güzel bir okulun çürümeye bırakılması, kaderine terk edilmesi çok üzücü. Bir eğitimci olarak burada çocuk sesleri içinde güzel günler geçirmem gerekirken maalesef buruk günler geçiriyorum. Ben okula girdiğimde çocuk göremediğim zaman sudan çıkmış balığa dönüyorum. Siz de gazetecisiniz, gazetenizin adı var ama gazeteniz çıkmıyor, mutlu olur musunuz? Binamız kimse olmadığı için bakımsız kalıyor. Temizlenmiyor. Şimdiye kadar da 4-5 kere hırsız girdi okula. Televizyonu, faks makinesini alıp gidiyorlar.”
Özel Kadıköy Rum İlköğretim Okulu Öğretmenleri Anlatıyor
Parmak kaldıracak öğrenci olmayınca…
Hakan Karabakır: Hayat Bilgisi öğretmeni, Müdür Yardımcısı.
Kalabalık okul haliyle daha cıvıl cıvıl oluyor. Burada öğrenci olmadığı için bir okul havası yok. Çocuklarla daha fazla samimi olma imkânı bulsak da öğrenciler arasında rekabet olmaması kötü. Bazen ben de sıkılıyorum. Mesela kalabalık bir sınıfta birçok çocuk el kaldırır, birçoğu bir şeyler söyler, derken zaman akar gider. Ama burada parmak kaldıracak öğrenci bile olmadığı için zaman sanki daha yavaş geçiyor.
***
Ebru Erbil: Türkçe ve Sosyal Bilgiler öğretmeni.
Kalabalık bir okuldan geldim. İlk başta çok yadırgadım ve alışmakta zorlandığım. Ama çabuk kaynaştık ve güzel bir iletişim kurduk. Çocuklar da çok gayretli. Ben memnunum. Azınlık okullarında az sayıda öğrenci olduğunu duymuştum ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum.
Aslında 20-25 öğrencinin olduğu sınıflar bir öğretmen için idealdir. Ama biz hep 30-35 kişilik sınıflara ders veriyor ve çok zorlanıyorduk. Çünkü orada çocukların bireysel özelliklerini göremiyorduk. Bu okulda ise çocukların seviyelerini tespit etmekte zorlanıyoruz. Çünkü kıyas yapacak başka öğrenci yok. Birebir özel ders verir gibi çalışıyoruz. Bu ilginin süresi uzun olunca çocuk da bunalıyor, sıkılıyor. Çünkü kaçacak hiçbir yeri olmuyor. Odaklandığı tek şey kendisi ve ben oluyoruz.
***
Christina Grigoropuvlov: Yunanistan vatandaşı iki yıllık “kontenjan öğretmeni.”
Atina’daki okullarla kıyaslayınca buradaki durum sürpriz oldu benim için. Çok üzgünüm. Tarih boyunca Rumların yaşadığı bir yerde çok az kişinin kalmış olması üzüyor bizi. Yunanistan’dayken öğrenci sayısının az olduğunu duymuştum ama bu kadarını beklemiyordum. Eğitimde grup çalışması önemlidir ama burada bunu yapamıyoruz.
NE YAPILABİLİR?
Rum okullarında yalnızca Rum asıllı olup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan öğrenciler okuyabiliyor. Bu nedenle Rum vatandaş sayısı artmadığı sürece öğrenci sayısının da artmasına imkân yok. Rum asıllı olup yabancı uyruklu olan öğrencilerin Rum okullarına kaydına müsaade edilirse öğrenci sayısı artabilir. Fakat bu ihtimal de son çıkarılan Özel Öğretim Kurumları kanunu taslağında olmasına rağmen CHP’nin muhalefeti nedeniyle ortadan kalktı. Kanun ilk haliyle çıksaydı azınlık okullarına kaydını yaptıramayan yabancı uyruklu yoksul öğrencilere de bir yol açılmış olacaktı.
* Kaynak: Nokta Dergisi
* Yayın Tarihi: 21/10/2006