
Hamza Aktan
Kürt sorununa yönelik çözüm ümitlerinin ortaya çıktığı anda bu ümitlen ortadan kaldıran olaylar geliştiriliyor. Geçen hajta 12 Eylül'de Diyarbakır'da yaşanan ve bir katliama yol açan patlama da bu olaylardan biriydi. Ortamın gerilmesini isteyenler çocukları hedef almıştı. Patlamanın hemen öncesinde Demokratik Toplum Partisi ve 150'yi aşkın Türk ve Kürt entelektüeli PKK'ye koşulsuz ateşkes çağrısı yaptı. Ateşkes çağrısının imzacılarından Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet İnsel son dönem yaşanan gerilimler ve tıkanmalardan çıkmanın yollarını anlattı.
» Tam da Demokratik Toplum Partisi ve aralarında sizin de olduğunuz aydınların PKK'ye ateşkes çağrısı yapmasının ertesinde Diyarbakır'da bir katliam yaşandı, 10 insan öldürüldü. Bu olay bize şunu mu gösteriyor; acaba bir ateşkes için PKK'nin yanısıra başka güçlerin de mi ikna edilmesi gerekiyor?
Bu sorduğunuz soruya Diyarbakır'daki katliamla bağlantılı cevap vermek durumunda değilim. Çünkü katliam olmasaydı da böyle bir soruya vereceğim yanıt 'evet' olacaktı. Türkiye'de biliyoruz ki PKK'yla çatışma halinde olan veya öyle olduğunu iddia eden güçler arasında PKK olgusunu tama-miyle ve mutlak biçimde yok etme dışında hiçbir şekilde çözüm tahayyül etmeyen bir kesim var. Bu kesim için tek taraflı bir ateşkes çözüm değil. Şöyle bir değerlendirme yapmamız lazım; PKK "tamam saldırılara son verdim" dediği zaman "ben Türkiye toprakları içinde dağda silahlı üniteler bulundurmaya son verdim" demiyor. Türkiye'deki resmi tavır ise "herhangi bir yerde silahlı bir gücün bulunması gayrı meşrudur ve biz bunu yok ederiz" biçiminde. Dolayısıyla ateşkes dediğimiz olgu sorunu çözmüyor. Ateşkes, yalnızca eğer mümkünse, eğer sorunu barışçı yoldan çözme amacı varsa, o sorunu çözebilecek veya adımlar atacak bir soluk alma zamanı tanıyor. Yoksa zaten çatışmaların yaşandığı sırada bu konuda ilerleyemiyoruz.
» Bugünlerde çok daha sık telafuz edildiği için soruyorum; Türkiye'nin yakın veya orta vadede PKK ile müzakereye oturma olasılığı görüyor musunuz?
Yakın vadede böyle bir olasılık görmüyorum. Türkiye'deki ortam öyle bir güç dengesine tekabül etmiyor. Bu ancak uzun vadede olabilir. Başka ülkelerde bunun benzer örnekleri oldu. Ama mesela Güney Afrika'da böyle bir iç savaş türü ve yakın tarihte ödenmiş çok ağır bir bedel üzerinden çözüme ulaşılmadı. Böyle bir şeyin olduğu ülkelerde de sürecin aktörleri ortadan kalktıktan sonra çözüm çıkabildi. Sadece İrlanda ve Ispanya'daki Bask bölgesi bundan farklı. Fakat oralar da Türkiye'deki Kürt sorununa benzemeyen yönleri çok fazla olan örnekler. Benzemeyen yanlar benzeyen yanlardan çok daha fazla. Dolayısıyla böyle kısa vadede böyle bir beklentinin çok gerçekçi olduğu kanaatinde değilim. Uzun vadede bunların hepsi mümkün ama...
» Burada kritik bir nokta var; bir ön kabul olarak devletin "terör örgütü" diye gördüğü bir yapıyla müzakere etmesi düşünülemez. Peki bu durumda PKK nasıl tanımlanacak... Sizin tanımınız ne mesela?
PKK şu anda terör yöntemlerini de kullanmaktan çekinmeyen silahlı mücadele merkezinde oluşmuş bir örgüt. Bu işlerde genellikle tersi olur; PKK gibi örgüderi siyasi platformda temsil eden veya onlarla dirsek temasında olan ve ağırlığın o siyasi örgütte olduğu, dolayısıyla da diyalogun o siyasi örgüde oluşabileceği bir ortam olur. PKK ise hiçbir zaman buna izin vermedi. Ama aynı zamanda bu tür bir yasal zeminde PKK'yla dirsek teması olabilecek ve ideolojik olarak ona hakim olabilecek bir oluşumun Türkiye'de oluşmasına devlet makamları da izin vermediler.
PKK kendine yakın Kürt kimlikli hareketleri mudak biçimde kendi merkezine tabiyet üzerinden inşa etti. Bu da PKK'nin çok otoriter bir yapıya dayandığını gösteriyor. Bazı teşebbüsleri de devlet DEP milletvekillerinin vekilliklerinin paldır küldür geri alınmasıyla engelledi. Bakın İsrail'i eleştiriyoruz ama İsrail'de İsrailli Arap milletvekilleri hala milletvekili olarak bütün söz özgürlüğüne sahipler ve İsrail devletini de, İsrail ordusunu da eleştiriyorlar. İsrail'in faşizan bir devlet olduğunu bile millet meclisinde söylüyorlar. Türkiye'de bu yok ama. Dolayısıyla burada böyle bir kanal var, siz bu kanalı açmadığınız zaman PKK da bunun açılmasını istemedi. Fakat bu örgütü sosyolojik olarak reddetmek mümkün değil. Sosyolojik olarak artık PKK'nin simgesel veya siyasi etki alanında olan ciddi bir Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı var. Bu devam da edecek. Bunun da ne olduğu değil; ne yöne evrilirse demokratik çözümün önünü açan bir hareket olacağını tanımlamak önemli.
» Kürt sorununda meselenin daha da ileriye gitmemesi, çatışma ortamının kalkması ve uzun vadeli projeler gerçekleştirilebilmesi için görünen iki aktör; devlet ve PKK'nin yapmaları gerekenler nelerdir?
Bu konuda herkesin kafasında geçen düşünceler sanki toplumun genelini kapsayacak çözümler gibi sunuluyor. Oysa esas olan, konuyla ilgili kişilerin karşılıklı müzakere etmesidir. O müzakere süreci içinde de çözümün geliştirilmesi gerekir. Önceden "ben bunları öneriyorum, çözüm budur, ya kabul edin ya etmeyin" gibi bir yaklaşım zaten çözümün yolunu kapatmak olur.
AKP ARTIK GÜNDEMİ BELİRLEYEMİYOR
» AKP nasıl bir görünüm arz ediyor sizce? Özellikle Kürt meselesinde giderek daha statükocu bir yöne savruluyor gibi...
AKP'nin muhafazakâr reformculuk diye tabir ettiğimiz yanında tıkanma yaşadığını bir yıldan beridir görüyoruz zaten. Bu nedenle AKP sadece Kürt meselesinde tökezliyor demek yanlış. Çünkü bu onun diğer konularda tökezlemi-yormuş havası uyandırır.
» AKP'nin tökezlemediği bir alan var mı?
AKP'nin tökezlemediği yegane şey sıkı para ve bütçe politikası. Neoliberal bütçe düzelmesi politikası konusunda insanları tökezletiyor ama kendisi hiç tökezlemiyor. Politikayı ısrarla devam ettiriyor ama bunun dışında kararlılıkla sürdürdüğü bir şey yok. Reformlar konusunda ilk dönemki hamleleri bitmiş durumda. Kürt sorunu konusunda da tıkanmış durumda. Şu anda kendini seçim sathı maaline kilitlediği ve seçimde de kendisini en fazla zorlayacak CHP, DYP ve MHP tarafından kendisini en fazla zorlayacak olan milliyetçilik olduğu için AKP de daha çok milliyetçilik kanadında yarışıyor. Milliyetçilik kanadında yarışırken Kürt sorununa duyarlı yaklaşması da mümkün değil.
» Avrupa Birliği konusunda da bir iki yıl önce gösterilen kararlılığı göremiyoruz...
AKP'nin AB hedefi eskisi gibi kalmadı tabii. Ama bunda sadece taşı AKP'ye atmak yanlış olur. AB'nin Türkiye'ye yaklaşımı da yolcuyu yokuşa sürmek biçiminde olduğu için burada karşılıklı bir heves kaybı var. Şunu da söylemekte yarar var; şu anda muhalefette olan hangi parti AKP'yi AB konusunda zorluyor ki... Dolayısıyla AKP'nin AB konusunda yavaşlaması yalnızca onun sorumluluğundaki bir olgu değil. Diğer partiler AKP'yi bu konuda sıkıştırmadıkları gibi adım attığında da "vatanı sattığı" gibi ifadelerle suçluyorlar. Ama gündemi artık AKP'nin belirlemediğini, ona hakim olamadığını söyleyebiliriz.
ÖCALAN KISA VADEDE MUHATAP ALINAMAZ
» Avni özgürel, Öcalan'ın muhatap alınması gerektiğini söylerken bu önerisine milliyetçiler bile sessiz kalırken solcuların olumsuz tepkiler verdiklerini belirtmişti. Bu öneriye nasıl bakıyorsunuz?
Siz Öcalan'ın muhatap alınmadığını mı zannediyorsunuz?
» Gayrı resmi biçimde muhatap alınıyor olabilir, bilinmez...
Şu anda Öcalan'ın bazı kaynak dan, özellikle de geçmişte avukatlığını yapmış kişilerden edindiği) bilgiler bir karine olarak kullanılabilir ama Öcalan'ın yakalandık sonraki bazı pratikleri de asıl devlet güçleriyle bir diyalog içinde olduğu izlenimi yarattı. Bunu yıllardan beri söyleyen PKK muhalifi gruplar var. Dolayısıyla şu anda bir muhatap alınmıyor lafı ancak şu anlama gelir; bir kişinin hem muhatap olup hem muhatap alınması mümkün değildir. Böyle bir şey gayrı ciddi olur. Öcalan hapiste olduğu sürece muhatap alınması gayrı resmi olur. Öcalan'ın muhatap alınması hapisten çıkmasını söylemek anlamına geliyorsa; Türkiye'de bu mükündür, yakın planda değildir belki ama orta vadede mümkündür. Kısa vadede Öcalan'ın resmen muhattap alınması mümkün değil.
HÜRRİYET'İN HABERİ TAM BİR PSİKOLOJİK HAREKAT
» Asker ailelerinin isyanı belki önceden de oluyordu ama ilk kez büyük medya bunu gördü ve tüm Türkiye'nin gündemine oturdu. Bu durum Türk toplumunu ve siyasetin aktörlerini dumura uğrattı mı?
Hayır, tersine, gördünüz Hürriyet'in haberini. Şu anda Hatip Dicle'nin ve PKK'nin yayın organlarının da gayretiyle Hürriyet'in de yayınının ertesinde herhalde artık Türkiye'de önümüzde inşallah başka asker cenazesi olmaz ama asker cenazesinde bunu aklına getirse bile kesinlikle böyle bir tepkinin dile getirilemeyeceği bir ortama girdik. Bunu da sağlayanlar, eksik olmasın Hatip Dicle'dir.
» Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın katkısı yok mu?
Elbette var. Hürriyet'te Fatih Çekirge'nin Büyükanıt'a dayandırarak verdiği haber bir de-zenformasyon ve karşı ideolojik atak girişimi.
» Fakat anlaşılan asker aileleri ordu için bir tehlike arz ediyor...
Tabii ki, bundan rahatsızlık duydukları çok açık ve böyle bir karşı harekete geçtiler. Hürriyet gazetesinin geçen haftaki iki günlük yayını tam bir psikolojik harekat girişimi.
» Peki Büyükanıt'ın bu cevvalliğiyle Hilmi Özkök'ten ayrıldığı söylenebilir mi?
Valla ben artık Türkiye'de en azından bizim gibi insanların genelkurmay başkanlarının iyi veya kötü olmaları üzerinden siyaset değerlendirmesi yapmaktan vazgeçmelerinin daha iyi olacağı kanaati taşıyorum.
» Asker aileleri Türkiye'de bir şeylerin değişmesi için önemli bir dinamik sayılabilir mi?
Bu küçük bir dinamiktir, asli bir şey değildir. Türkiye toplumunda militer gelenek hakim, dolayısıyla buradan çok büyük gelişmeler beklemek bence gerçekçi değil. Bakın, oğlum vatan için feda olsun diye açıkça konuşan kimse bile oğlunun ölümünden memnun değildir. Dolayısıyla burada ölüm üzerinden siyaset yapmaktan vazgeçmek gerekir. Eğer Türkiye'de barış girişimleri asker ailelerinin feryadıyla olacaksa ben o barış girişimlerinin sağlıklı olacağı kanaatinde değilim. Acıların üzerinden yapılacak siyaset iyi yöne de, tam tersi yöne de gidebilir çünkü.
» Evet ama Türkiye toplumu o kadar kapanmış durumda ki asker ailelerinden medet umulur hale gelindi...
Öyle ama siyaseti bunun üzerine inşa etmek çok tehlikeli. Duygu kabarmasının çok yüksek olduğu yerlerde işin nereye varacağını bilemezsiniz. Bu tür durumlarda artık dingin durmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Kaynak: Birgün Gazetesi
Yayın Tarihi: 16/09/2006
http://www.birgun.net/sunday_index.php?news_code=1158419405&year=2006&month=09&day=16