Dibe vuran dalga


Hamza Aktan

Geçen yıl bugünlerde memleketin 'Batı yakası'nda topyekûn bir milliyetçi kabarışa tanıklık ediyorduk. Bu öyle bir kabarıştı ki, en sonunda profesyonel milliyetçisinden devletlu şahsiyetlere kadar pek çok kişi kantarın topuzunun kaçtığının, kendilerinin de tahayyül edemeyecekleri bir tehlikeli mecraya sürüklenildiğinin ayırdına varıyorlardı. Trabzon, Sakarya, İzmir, Samsun, Kocaeli ve Mersin gibi kentlerde yaşanan linç olayları giderek gazetelerin üçüncü sayfalarına taşındı. Öyle ki birkaç gün önceki 'Siyaset Meydanı'na katılan ülkücü gençler bile mealen 'Milli duygularımız dışarıdan öyle tahrik edildi ki yıllara yayılacak bir heyecanı bir anda tüketir hâle geldik' deyiveriyorlardı.
Gazeteci Berat Günçıkan, son bir-iki yıldır yaşadığımız, maruz kaldığımız bu milliyetçi histerinin hem hâlihazırdaki sağlamasını yapmak, hem de meselenin kaynağına inmek üzere Murat Belge'nin kapısını çalmış. 'CV'sine 6-7 Eylül, 2 Temmuz gibi korkunç 'deneyim'leri ataçlayan bir toplumun yeni faciaların işaretini çaktığı bir zamanda meselenin köklerine inmek, en azından hafızada diri tutmak hayati önem taşıyor. Berat Günçıkan bunun için 'linç kültürü'nün kökü olarak gördüğü milliyetçiliğin bu topraklardaki doğuşuna, emeklemesine ve nihayet köpürmesine varan süreci Belge'ye sormuş.
Günçıkan'ın geniş tuttuğu çerçeve içinde Murat Belge, okura, doksan yıl öncesinin 'kıyım'ını organize edenlerin anlam/ideoloji dünyasını, bu kişilerin beslendiği kaynakların doğuşunu, yayılışını ifadenin yalın hâliyle 'ders anlatır gibi' aktarıyor kitapta. (Belge'den 'lisans düzeyinde' tarihi bir ders daha almak isteyenler Bilgi Üniversitesi Yayınları'nın geçen yıl çıkardığı Osmanlı'da Kurumlar ve Kültür' e bakabilir).
Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik, sekiz ana bölüm üzerine kurulmuş. Kitap güncel linç sorununun etrafında dönse de demokratik ülke/toplum yaratma uğraşındayken kendilerini ulus devlet cenderesi içinde bulan Avrupa devletlerinin ve varlığını sağlama almak için Osmanlıcılık, ümmetçilik ve nihayet Türkçülük parantezlerine sıkışan bu toprakların tarihlerine uzuyor.
Belge, Avrupa'da ırkçılık, Türkiye'de linç hareketi olarak karşımıza çıkan hadiseyi temelde ulus devlete ve onun krizine bağlıyor. "Ulus-devlet miadını doldurdu diyebiliriz, ama bu değişik toplumlarda değişik krizler yaratıyor. (...) Bütün bu yaşananları Türkiye de dahil- ulus-devlet formunun aşılmaya ve aşınmaya yüz tuttuğu bir dönemde, o ulusçu tepkinin kendi koşullarında bir son savunma savaşı vermesi gibi bir etkene bağlayabiliriz."
Burada araya girerek bir noktaya dikkat çekiyor Berat Günçıkan. "Milliyetçilik ulus-devletin temeli, ancak ulus-devlet yıkılırken de direncini yine milliyetçilikten alıyor." Belge, bir örnekle yanıt veriyor: II. Mahmud topluma fes giydirmeye kalktığında kıyamet koptu. Yüzyıl önce kendisi fes giymeyince yine kıyamet koptu.
Bu 'ulus devlet' şerhi, Belge'ye göre günümüzdeki 'kontr yapılanma'lara da ışık tutuyor ve popüler deyimle 'derin devlet'in mimarı olarak yeniden İttihatçıları önümüze çıkarıyor. Belge, JİTEM gibi yapılanmaları veya bu yapılanmalara duyulan 'ihtiyacı' da "İttihatçılığa dönüş" olarak niteliyor. Bir tür bastırılanın geri dönüşü hâli...
Yok birbirimizden farkımız
Bugünlerde linç olarak peydahlanan durumu tartışan kitap ister istemez 1915 olaylarına (Belge'nin ifadesiyle "Ermeni kıyımı"na) ve bunun müsebbiplerine geniş yer ayırıyor. Kitap bu yönüyle İttihat Terakkiciler hakkında, Ermeni meselesinin oluş, şekilleniş süreci hakkında da önemli bir çerçeve-özet sunar nitelikte. Berat Günçıkan'ın dikkatlice ve özenle sorduğu sorularla Murat Belge, şimdiye dek manipüle edilerek bize aktarılmış dönemi ve dönemin aktörlerini tüm çıplaklıklarıyla anlatıyor. Devrin Türki milliyetçiliğinin mimarlığını üstlenen İkisi Kürt (Abdullah Cevdet, İshak Sukuti), biri Çerkez (Mehmet Reşit Bey) biri Arnavut (İbrahim Temo) ve nihayet biri Türk'ten (Hüseyinzade Ali Bey) mütevellit İttihat ve Terakki'yi ayakta tutan ya da onu ayaklandıran çimentoyu deşiyor kitap.
Belge, İttihat ve Terakki'yi tartışırken hem bu yapının içindeki 'sol' unsurlara hem de genel olarak Türkiye'deki sol harekete dair de sert eleştiriler getiriyor. Jön Türklere dair söyledikleri hâyli ironik: "Benim bildiğim, dünyada 'devleti nasıl kurtaracağız' diye oturup tartışan tek devrimciler bunlardır. Başka hiçbir yerde devrimciler 'devleti nasıl kurtaracağız' diye bir dert edinmemişlerdir, hep 'nasıl yıkacağız'ın yolunu aramışlardır."
Belge'nin 'Mustafa Kemal'in mirası' Cumhuriyet Halk Partisi'ne dair görüşleri de net... Okuyoruz:
"- CHP sizce solcu bir parti mi?
Hayır ve hiçbir zaman da olmadı.
- Ya sosyal demokrat bir parti?
Hayır, onunla da alakası yok.
- Merkez sağ parti mi diyeceğiz öyleyse, nereye yerleştireceğiz?
CHP milliyetçi bir parti; ulus devletini kuran üçüncü dünya ülkelerinde, ebelik görevini yerine getiren milletin babası bir parti olur. Bizimki tamamen bir devlet partisidir..."
Önce eğiticinin eğitilmesi...
Kitaptaki 'Ulusal Kimliğin ve Kültürün İnşası' bölümündeki izahat ise, bize bugünün manzarasını biraz daha net görebilmemize yardımcı oluyor. Bir ulus-devlet olarak kurulmaya çalışılmış Türkiye'nin homojen kimlik inşasının şu anki linççi yönelimlerin ateşleyicisi olduğunu okuyoruz. "Ne ekersen, onu biçersin" hesabı bir bakıma. Başta zenofobiyle ve en çok da içi boş bir narsisizmle doldurulmuş, dolduruşa getirilmiş bu toplum, Belge'ye göre "kendi havasızlığında, kendi saldığı kokuların narkotik etkileriyle uyuşmuş" vaziyette.
Burada da karamsarlığını dile getirmek için Soren Kierkegaard'a başvuruyor Belge; "Çocuklara bakınca iyimser oluyorum, ümitleniyorum, çünkü onları eğitimle yetiştirmek mümkün, ama bir de eğitilmiş ve yetişmiş olanlara bakıyorum, aman Allah'ım..."
Toplumsal histeri anlarında umudu yitirmemekten yana olanlar insancıllığı öne çıkaran laflar etmeyi pek severler. Veya 'merkez'e yakın duranlar, içinde yaşadıkları demoralize olmuş toplumu ayakta tutmak için harcıâlem kelamlar ederler. Murat Belge ise, olumlu veya olumsuz manada hamasete kaçacak tek cümle kurmuyor. Dünün nasıl şekillenip bugünün nasıl kurulduğunu küresel bağlamından da koparmadan soğukkanlı biçimde anlatıyor. Ve nihayet vardığı yer hiç de umut verici değil: "... bu bir bakıma dibe vurma hikâyesidir..."
Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik kitabı Türkiye'deki milliyetçiliğin/ırkçılığın çok farklı yerlerine uzanan yanıyla "15 yıla yayılmış bir sıcak çatışma döneminde dahi olmayan linççi hareket nasıl oluyor da görece huzurun ve 'barış'ın sağlandığı bir anda ortaya çıkıp fütursuzca yayılabiliyor?" gibi haklı bir şaşkınlık içindeki bizi 'acı ama gerçek' fotoğrafla tanıştırıyor.

* Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=858155&Date=25.07.2010&CategoryID=40
* Yayın tarihi:07/04/2006