
Hamza Aktan
Şu anda Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları bölümünde ders veren Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, malumunuz, köşe yazmaya uzun bir ara verdi. Her ne kadar kimi süreli yayınlarda yazılarına denk gelsek de, bunun köşe yazısı periyoduna kendini alıştırmış okuyucuya yeterli geldiği söylenemez. (Kahraman'ın köşe yazarı olarak eksikliğinin basında sayıca pek az olan polemikçi değil tartışmacı köşe yazarlarından birinin eksikliği anlamına geldiğini söylemek sanıyorum malumu ilan etmek olur.)
Kahraman'ın yarattığı külliyata baktığımızda son beş yılda aralıksız her yıl kitap yayımladığını görüyoruz. (Cam Odada Oturmak; Sanatsal Gerçeklikler, Olgular ve Öteleri; Postmodernite ve Modernite Arasında Türkiye; Kitle Kültürü Kitlelerin Afyonu; Kültür Tarihi Affetmez; Türk Şiiri, Modernizm, Şiir; Cinsellik, Görsellik, Pornografi). Memlekette, üzerinde pek durulmayan bir konuyu; cinsellik ve pornografiyi tartıştığı kitaptan sonra bu defa vuku bulduğu o meşum günden beri küresel ölçekte gündemden düşmeyen, düşeceğe de benzemeyen bir konuyu tartışıyor: 11 Eylül.
Kahraman, kitabının ismini yaşadığımız gerçekliğin yalınlığını vurgulamak ister gibi düz bir cümle olarak kurmuş; ABD Bu 11 Eylül'ü Çok Sevdi. Önemli ölçüde Radikal yazılarından oluşan kitap, başından bugüne Türkiye'ye olan etkilerini de yanına katarak son döneme dek 11 Eylül olayı/olgusunun yarattığı değişimlerin izini sürüyor. Irak savaşının öncesi, savaşta Türkiye'nin tutumu, ABD-Avrupa çatışması, Fransalmanya ittifakı (Kahraman'ın ifade tercihiyle Fralmanya) ve Irak savaşının ardından yaşanan siyasal/askeri gelişmeler kitabın ana başlıklarını oluşturuyor.
Yeni soğuk savaş aktörü
Polemikçilikten uzak köşe yazılarını, üzerinden zaman geçtikten sonra okumanın faydası bir dönemi, ilgiyle takip ettiğiniz yazarın bakış açısıyla hatırlamak ve analiz etmek oluyor. Dönemin sıcaklığı içinden yazılmış metinlerle, bugünden geçmişe bakılarak yazılanlar arasında epey fark olduğunu görüyorsunuz böylece. Bugün yazılanlar daha çok yaşananları anlatmaya, aktarmaya odaklanmış görece 'soğuk' metinler oluyor. Geçmişin o şartlarında yazılanlarda ise hem o günü yorumlar hem de dönemin siyasal şartlarına dair tavır almaya davet eder bir sıcak karakteristik hâkim.
Kahraman'ın yazıları, hâliyle ikinci kısma dahil. Bir yanda 11 Eylül'ün yarattığı kaotik ortamı yorumlamaya çalışırken bir yandan da her halükârda barışçı bir tavır takınmayı 'a priori durum' kabul ederek bu karmaşada Türkiye'nin siyaseten ne yapması gerektiğine dair yön çizmeye çalışıyor. (Kahraman, 11 Eylül'ün bir anlamda yolunu açtığı Afganistan-Irak işgalleriyle ilgili en başından uluslararası hukuku yok sayan, onu diskalifiye eden ABD'yi hep eleştiren bir yerde durdu zaten.
20. yüzyıl için 1. ve 2. Dünya Savaşları, Berlin Duvarı'nın yapılışı/yıkılışı gibi olaylar ne ifade ediyorsa, 21. yüzyılın ilk senesinde gerçekleşen 11 Eylül saldırısının da aynı mânâya geldiğini/geleceğini söylemek mümkün. Olayın vahameti ve tüm dünya üzerinde yarattığı şok bizi şimdiden böylesi cümleler kurmaya yöneltiyor ister istemez. Bu durumda henüz yeni başlamış bir çağı biçimlendirecek önemli unsurlardan olacak 11 Eylül'ün 'okumasını' nasıl yaptığımızın ehemmiyeti artıyor. Burada Kahraman'ın ilgi çekici tespitlerini özetlemek faydalı olacak.
Yazara göre, kulelere yapılan saldırı Thatcher-Reagan ikilisiyle sembolleşen ve miladı neoliberal iktisat devrinin 'üst söylemi' olan küreselleşmeye karşı gösterilmiş tepkilerin şiddete dönüşmüş biçimiyle doruk noktası. Kahraman, olayı aynı zamanda "dinsel sembolizme ve retoriğe dayalı ideolojik içerik kazanan İslam'ın da" doruk noktası olarak kabul ediyor. 11 Eylül'ün kanalını açtığı bir diğer olgu da yeni bir 'soğuk savaş' algısını mümkün kılmış olması. Kahraman'a göre ABD için şu anda Sovyetler rolünü oynayan güç 'radikal İslam' kimliği altında kendini ifade eden merkez veya merkezler. 11 Eylül'ün belki bundan da önemli kalıntısı, yapısal anlamda dünyadaki temel siyaset eğrisini sağa kaydırmış olması.
Legalize edilmiş terör
11 Eylül'ün belki tüm etkilerinin yanında 'dil'e dair yarattığı farkındalıkla uzun bir süre sonra 'olumlular' hanesinden hatırlanır olacak. Çünkü olayın öncesinde 'marjinal' birkaç kesim dışında devletlerin de aslında 'terör' uygulayabileceğini yüksek sesle dile getiren yoktu. Ne zamandır ki, kurulması, kurumlaşması yarım yüzyıl sürmüş ortak hukuki kazanımlar aleni biçimde ayaklar altına alındı, yavaş yavaş insanların ilgisi de illegal yapılanmalardan legal yapılanmalara kaydı.
ABD başta olmak üzere ondan cesaret alan devletler söz birliği etmişcesine büyük mücadelelerle elde edilmiş demokratik hakları bir bir tırpanlamaya başladı. Böylece küresel ölçekli bir "devletin terör bahanesiyle kazanılmış cepheleri yıkması" gerçeğiyle karşı karşıya kalındı. Kahraman'ın bu konudaki yaklaşımı en radikal biçimde yurttaş haklarını savunmak yönünde. Fakat bu konuda genel olarak çizdiği resmin umut verici olduğunu söylemek güç: "Herkes derin bir tedirginlik içinde. Hal böyle olunca devletin görünmez şiddeti arttıkça artıyor, yoğunlaştıkça yoğunlaşıyor. 'Büyük birader' teröre dönüşerek devlet terörünü oluşturuyor."
ABD'nin küresel boyuttaki müdahaleci siyaseti arttığı oranda ona karşı zaten var olan anti Amerikancılık da tarihte belki hiç olmadığı bir raddeye ulaştı. Kahraman'ın kitaptaki önemli bir vurgusu da 'ABD-Amerika' ayrımına dikkati çekmek. Çılgın bir neocon iktidarla hiç de homojen olmayan yurttaşları bir tutmamak aslında hem mantığın bir koşulu, hem de indirgemeciliğin götürdüğü tuzağa düşmemek mânâsı taşıyor. Fakat bu vurguyu yaparken hâkim siyasetin o yurttaşların geniş kısmında onay buluyor olmasını da açımlamak gerekiyor. Kahraman, bunu 11 Eylül sonrası korku ve şiddet ekseninde yürütülen kapsamlı endoktrinasyona bağlıyor.
Küresel ölçekli devletle hukuksuzluğu eleştiren Kahraman, iğneyi Türkiye muktedirlerine batırmaktan da geri durmuyor. Başta 1 Mart tezkeresine dair muhalefet şerhi olmak üzere hayati kimi dış politika kararlarındaki yurttaşı yok sayıcı tutumun eğretiliğine odaklanıyor. Yazarın bahsettiği, aldığı kararları toplumsal düzlemde teyit etme kaygısı gütmeyen, hikmetinden sual olunmaz bir devlet aklının egemenliği.
Ana akımın ötesi
ABD Bu 11 Eylül'ü Çok Sevdi, şüphesiz ki olayın hemen ertesinden başlayarak dalga dalga genişleyen 11 Eylül külliyatındaki yerini alacak. İleride, yüzyılın ilk büyük patlamasının kamu hassasiyeti dikkate alınarak nasıl yorumlandığını veya ana akımın dışındaki yorumun ne olduğunun görülmesi için de başvurulacak bir derleme niteliği taşıyacak. Tabii bu durumda gönül isterdi ki, dünya halklarının savaş karşıtı tutumlarını yok sayarak neo-conlar değirmenine su taşıyan bizim mahalle mediyokratlarının yorumlarını içeren bir çalışmayı da alıp karşılaştırma yapmak.
* Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=857897&Date=25.07.2010&CategoryID=40
* Yayın tarihi: 03/02/2006