
Hamza Aktan
Televizyon, TRT'nin kepenklerini açtığı 1968'den beri, otuz yedi yıldır hayatımızın baş köşesinde. Bu otuz yedi yılın yirmi iki yılı tek kanal hakimiyetinde geçti. Sonrası malum, o dallanıp budaklanan özel TV yayıncılığıyla. Televizyon akademik alandaki ilgi dışında genel olarak 90'lı yıllara kadar toplumsal bir mesele olarak algılanmıyordu. TRT yayıncılığı tatsız tuzsuzdu belki ama insanların yakınmaları ve tezat biçimde ekrana hapsolmalarıysa bu denli ayyuka çıkmamıştı.
Rekabete dayalı özel TV yayıncılığında kanallar daha fazla öne çıkmak için yirmi iki yıllık izleyici ezberini derinden sarstı, yeni alışkanlık ve ilgiler üretti. Aynı süreç televizyon metinlerini üretenler için de işledi muhakkak. Böylece geride bıraktığımız on beş yıl ondan önceki yayıncılık deneyimini olabildiğince unutturdu. Lakin on beş yıllık süreç izleme deneyimimizi değiştirdiği oranda TV'ye olan inancımızı/ güvenimizi de sarstı. Yani aslında TV, kendi ürettiği deformasyonun sonucunda belki hiç olmadığı kadar büyük bir krizin de içine girdi.
Dr. Sevilay Çelenk, bu krizin izinden giderek ilk televizyon yayınından günümüze dek nasıl bir 'mega metin' kurulduğunu, bu metnin nasıl ortaya çıkıp nasıl alımlandığını inceleyen detaylı bir çalışma hazırladı. Ütopya Yayınları'nın Medya-İletişim dizisinden çıkan Televizyon Temsil Kültür kitabında Çelenk, TV yayın akışına dair 20. yüzyılın başından bu yana akademik alandaki tahlillerin-tartışmaların geniş bir özetini veriyor, sonrasındaysa Türkiye'deki özel ve 'kamu' televizyonculuk deneyimini irdeliyor.
Özel TV-Özal TV
Sevilay Çelenk, TV yayıncılığıyla Türkiye'deki siyasa arasında doğrudan bir bağlantı kuruyor kitapta. Yani, TRT nasıl ki Cumhuriyet'in modernleşme projesinin tamamlayıcısı olarak düşünülmüşse özel TV yayıncılığı da Özal devri/sonrası liberal dünyaya eklemlenmenin bir aracı olarak önümüze çıkıyor. TRT'nin ideolojik (kurucu-biçim verici) yayınıyla özel TV'lerin 'sulu' yayını arasında bir karşılaştırma yapan Çelenk, aradaki mesafe ve farkı 'bastırılanın geri dönüşü' teziyle izah ediyor. Yani aslında hem günümüz izleyici profilini hem de özel yayıncılık pratiğini kavramak için TRT yayınının bıraktıklarına bakmayı öneriyor Çelenk: "TRT'nin program içerikleri, modernist eğilimleri, ciddiyeti, kuralcılığı, toplumun ihtiyaçlarına dair varsayımları gibi boyutlarıyla özel TV yayıncılığının başladığı ilk yıllardan itibaren çok farklı bir TV yayıncılığı tarzı tarafından 'köklü' bir meydan okumayla karşılaştı."
'Telekültür' anlamında 'bastırılanın geri dönüşü' gerçeği siyaseten yerine gelmiyor ne yazık ki. Çelenk, TRT'yi aile içi meseleleri suskunluk perdesiyle örten tipik 'Türk ailesi'ne benzetiyor, bu yanıyla birçok önemli toplumsal meseledeki yok sayıcı tutumun özel TV yayıncılığında da sürdürüldüğünün üzerinden atlamıyor. Çelenk'in kitabı TRT yayıncılığının genel bir okumasını yapmasıyla da önemli perspektifler sunuyor.
Rakipsiz TRT yayınının belki en hoş tarafı bizi sadece izleyici olarak kabul etmesiydi. Bu nedenle ne kadar tepeden inmeci bir ideolojiyle örülü de olsa nazarımızda bir samimiyeti de yok değildi. TV yayıncılığındaki en temel kırılmanın da buradan, yani izleyici tanımındaki değişimden türediğini söylemek mümkün. TRT'nin bizi yalnızca 'izleyici' olarak kabul etmesi şüphesiz ekonomik kayıtsızlığının sonucuydu. Doğal olarak serbest piyasa içindeki (ve tek gelir kaynağı reklam olacak) özel TV'ler için bu algı biraz lüks kaçacaktı. Böylece kırılma, bizim 'müşteri izleyici' olarak algılanmamız ve yayıncılık dümeninin pazarlama endeksli dönmesiyle başladı. Sevilay Çelenk bu değişim sonrası önümüze sunulan 'mal'ın üretim süreçlerini de detaylarıyla birlikte aktarıyor.
Özel TV yayınına yönelik çok sert itirazlara rağmen çok geniş bir izlenme oranına sahip olması ilk başta tezat görünüyor. Sevilay Çelenk'in bu tezata getirdiği yanıtı TV yayınının ve buna olan ilginin toplumsal yaşamdaki yoksunlukları ikame etmeye yönelik olduğu yönünde:"Bu ikameciliğin en göze çarpan biçimi, ünlülerin yaşantısını takip etmek aracılığıyla 'vekaleten yaşamak' yönünde bir arzuyu kışkırtmak biçimindedir. Vekaleten yaşananlar kimi zaman cinsellik ve erotizm kimi zaman renkli bir gece hayatı veya refah duygusu oluyor."
Çelenk, Televizyon Temsil Kültür'de, artık ortak kabul haline gelen televizyon yayıncılığındaki niteliksizliğin ne olduğunu ya da televizyon içerik üretimi ve sunumunda hangi dinamiklerin açığa vurulduklarını ortaya çıkarmanın uğraşını veriyor. Bu yönüyle Çelenk'in çalışması için kapsamı ve derinliğiyle- televizyona olması gerekenden fazla önem atfedip kendini ona kitleyen biz 'müşteri izleyici'ye de, televizyon-yayıncılık hakkında çalışma yapacak öğrenci ve akademisyenlere de çok şey vaat eden bir kitap olduğunu söylemek mümkün.
Çelenk'in bu kitapta akademik üretim sürecine dair yaptığı ilginç vurgusuna da yer verelim. Çelenk kitabının önsözünde kendinden hareketle akademisyenlerin bu tür çalışmaları hazırlarkenki zorluklarını gündeme getiriyor. İyisi mi kendisinden dinlemek: "Türkiyeli akademisyenlerin akademik hayatta ne kadar keskin bir yalnızlığa terkedilmiş olduklarını bu çalışma sayesinde/sırasında bir kez daha anladım. (...) Yalnızlığı diğer pek çok arkadaşım gibi önce ekonomik anlamda bir yalnız bırakılma olarak deneyimledim. Çalışmamı sürdürürken o en delirtici biçimde yoğun olduğum dönemde, asgari bir yardım ve rahatlık sağlayacak pek çok olanağı bile lüks saydıran koşullar nedeniyle yalnızdım. Pek çok arkadaşımın da çalışmalarını aynı koşullar altında sürdürdüklerini biliyorum. Sadece bu bile akademik bir dayanışma yoksunluğunu, buradaki yalnızlığı yeterince açıklıyor. Yalnızların toplamından verimli bir birliktelik üretilemiyor."
* Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=857607&Date=26.07.2010&CategoryID=40
* Yayın tarihi: 11/11/2005