Murat Belge ile ‘Ermeni Konferansı’ üzerine


Hamza Aktan

-Konferansın erteleneceği yönünde bir kaygınız var mıydı önceden? Ayrıca ertelendiğinde ne hissettiniz, nasıl karşıladınız?

Birçok şey konuşuyoruz, ister istemez ben de aynı cevapları vermek durumunda kalıyorum. Altmış yılı geçmiş bir Türk vatandaşı olunca insan böyle şeyler beklemeyi öğrenir. Belki Avrupalı olsaydım bir şok yaşayabilirdim. Bizim hayatımız zaten böyle geçtiği için çok fazla yadırgamıyoruz. Buna şaşırmaktan çok, nasıl oluyor da Türkiye hep aynı yerde durmayı, değişmemeyi bu kadar iyi başarıyor? İnsan buna şaşırıyor daha çok. Avrupa mavrupa diyoruz, birkaç demokrasi adımı atıldı diyoruz ama sonra hayda paldır küldür tekrar başladığımız noktaya veya onun da gerisine dönüyoruz. Ve orada çok rahat ediyoruz. Demokraside nefes alamayan bir kültür oluşmuş memlekette. Şehirlerarası otobüslerde bir yerlere giderken birisi pencere açtığında herkes "cereyan yapıyor" deyip şikayetçi olurdu. Herkesin el ve ayak birliğiyle ürettiği kokular ve otobüsteki sıcak hava ve boğucu atmosferde biri pencereye açmaya kalktığında "cereyan"lar başlıyor. Ve devamlı da bu noktadayız.

-Erteleme ve yoğun tartışmalar konferansın amacının ne olduğunu biraz gölgeledi. Konferansla ne amaçlıyordunuz?

Öteden beri Ermeni kıyımı konusunda Türkiye'de resmi tez dışında bir laf söylemeye imkan tanınmamak üzere devlet elinden geleni yapmış durumda. Şimdiye kadar da bu konuyu doğru dürüst anlatmaya çalışanların sesi çok fazla çıkmamıştır. Tuhaf bir şekilde Türk solu da bu konuda laf etmemeyi tercih etmiştir. Mesela Nazım Hikmet'in bir sürü konuda konuşmuşken bu konuda bir şey söylememesi ilginçtir. Dikkat çekicidir. Ama artık Türkiye'de doğru düzgün tarihçiler, yani devlet tarihçiliği veya faşist tarihçiliği, Türk-İslam sentezi tarihçiliği yapmayan tarihçiler var. Bunlar açısından da Ermeni kıyımı sır değil. İşte Türkiye'de bunu da söyleyen insanların bulunduğunu bilmek dış dünyada Türkiye'nin itibarını yükseltecek bir şeydir. Bu pisliği örterek bir şey olacaklarını sananlar var. Onların sandıklarının tersine bunun açıkça konuşulmasıyla Türkiye itibar kazanır. Konferansın genel amacı bunlardı. Ayrıca şöyle de bir durum var; konferans aynı zamanda birkaç şeye dikkat çekebilir. Ermenilerin bu konuya yaklaşımı 1915'te Nisan'da başlayan, şu kadar insanın ölümüyle sonuçlanan bu olayı adeta bütün çevresinden soyutlayarak sunmak gibi yaklaşımları var. İşte "bu canavarlık" gibi. Olan olay sevimli bir olay değil, mazeret falan da bulunamaz. Ama bu olayı bağlamı içinde de bakmak gerekir. Bir milletin canavarlığının sonucu olarak ortaya çıkmıştır bu. Dünyada bunun benzeri olay olmuştur. Türkiye'de bunun bir evveliyatı, hazırlığı vardır vs. "Bu bir soykırım mıdır değil midir" gibi daraltıcı bir hukuk çerçevesinde değil, tarihçi ve sosyal bilimci gibi bakmak, hatta bunun içine edebiyatı katarak mümkün olduğu kadar değişik veçheleriyle görmeye çalışmak.

-Konferans hazırlıkları boyunca aranızda hiç resmi tezin savunucularını çağıralım tartışması oldu mu?

Evet, ama çok fazla tartışmadık çünkü buna gerek görmedik. Böyle bir toplantı için engel teşkil edeceğini düşündük. Çünkü onlar yıllardır söylüyorlar söyleyeceklerini. Gizlisi saklısı yok. Ve onlar söylüyor, biz de söyleyebildiğimiz kadar söylüyoruz. Dolayısıyla toplumda bu işin tartışması devam ediyor. Bu tartışmayı illa aynı odaya girip aynı masaya oturup da yapmak diye bir kural yok. Çünkü zaten bu şekilde olduğunda oradan kavga dışında bir şey çıkmaz. Şimdi bana televizyondan görüş soruyorlar. Orada Ümit Özdağ var. "Ermeni soykırımı oldu diyorlarsa bu tek taraflı bir ayindir, vatana ihanettir" diyor. E şimdi aynı masaya oturursak, o "sen vatan hainisin" diyecek, biz de tartışacağız..! Bu saatten sonra ben kalkıp da "soykırım oldu mu olmadı mı" tartışmasına giremem. Bu absürd bir şey. Bütün dünya biliyor. Sadece Türk kaynaklarına da bakarak bunun olduğunu ve ne kadar da korkunç bir şey olduğunu görmek mümkün. Hala "oldu mu olmadı mı" diyen biri benim muhatabım değil. Bu da işin bir başka tarafı. Çünkü burada belli bir niyet-kasıt var. Burada tartışma olması mümkün değil.

-Hükümetten, Adalet Bakanı'ndan bu kadar sert bir refleks bekliyor muydunuz?

Hayır beklemiyordum. Ama birinci sorunuza yanıtta dediğim gibi, böyle şeyler olunca çok da şaşırmıyorum. Çünkü Türkiye böyle insanlarla dolu. Ama o çevreden değil de, daha çok "devlet" diyebileceğimiz çevrelerden beklerdim. Yine de sanırım hükümetin içinde en fazla devletlu olan da Adalet Bakanı olan zattır.

-Hep söyleniyor, Türkiye "bu tartışmalar hazır değil" diye. Böylesi bir konferansa hazır mıydı?

Bu sonuca bakılırsa daha hazır değilmiş denebilir kolaylıkla. Peki nasıl hazır olacak ve hazır olduğunu nasıl bileceğiz? Bunu yaparsın ve olur. Dolayısıyla bu çok anlamlı bir tartışma değil. Ayrıca bence Türkiye şu anda hazır. Çünkü şu an yapılan bir kaba kuvvet. Kaba kuvvetin olmadığı bir demokratik ortamda Türkiye bu tartışma hazır. Türkiye hazır ama bu kaba kuvveti kullananlar hazır değil. İkisini karıştırmamak lazım.

-Boğaziçi Üniversitesi'ne konferansı ertelemesine dair bir eleştiriniz var mı? Yoksa çok mu aciz bırakıldılar sizce?

Tahmin ediyorum ki çaresiz kaldılar ve ürktüler. Üzerlerine ağır bir baskı geldi. Bu baskının bir kısmının pek öyle açıklanamayacağını da tahmin ediyorum. Örtünün altında bir çok iş olduğunu tahmin ediyorum. Bazı şeyler duyuyoruz. Mesela savcı bütün bildirimleri bana gönderecek, ben bakacağım demiş. Şimdi bunun kadar açık bir tehdit olabilir mi? Devletin bir müdahale etme tarzı işte. Duyduğumuz kadarıyla yine İstanbul Valisi "güvenlikten ben sorumlu olmam" diyor.

-Rektöre mi söylenmiş bu?

Evet rektörlüğe. Ayrıca Adalet Bakanı olan adamın konuşması korkunç bir konuşmaydı ve bunu bütün televizyonlar saat başı tekrar ediyorlar. Bu Türkiye Trabzon'lar yaşamış bir ülke. Elbette o rektör endişeleniyor ve Vali de "ben güvenlikten sorumlu olmam" diyor. Bütün bunlar bir araya gelince nasıl bir manzara çıkıyor?

-Size veya konferansın hazırlayıcılarına yönelik fiili bir saldırı veya tehdit var mı, oldu mu?

Ben yıllardır günlük gazeteler de dahil olmak üzere yazı yazmış bir adamım. Bütün bu yıllarda da muhalif olmuşumdur. Dolayısıyla Türkiye'nin milli politika olarak belirlediği birçok şeye karşı çıktım ve yazdım. Ama şu dönemdeki gibi hiçbir zaman tepki gelmedi. Ben olumlu veya olumsuz çok az okur tepkisi alan bir insanım. Çalıştığım gazetelerde herhalde en az bana mektup gelir. Ama Ermeni meselesinde hayatımda almadığım kadar telefon, mail, mektuplar geliyor. Bunların bir kısmı son derece saldırgan, bazıları da "varlığınız için teşekkür ederim" diyen mektuplar. Fakat çoğunluk saldırgan olanlarda. Saldırgan olanlarda da dikkati çeken, "sen şöyle diyorsun ama bu doğru değildir ve şunun için doğru değildir" gibi bir şey yok. Yani herhangi bir mantığa veya bilgiye dayanan bir şey yok. Sadece "sen alçaksın, o.çocugusun" "senin ananı Ermeni" içerikli mektup veya mail yazıyorlar. Bunun dışında ne bilgi var ne de mantık. Sadece büyük bir kin ve nefret var.

-Genel olarak Türkiye'de akademinin Ermeni meselesine yönelik ilgisinde bir değişim var mı? Veya genel hava nasıl?

Akademi diye bir şeyden Türkiye'de bahsetmek zor. Şundan ötürü; YÖK sonrası uygulamalarla üniversitelerin niteliği çok düştü. Bütününe baktığımızda bizim görüşümüzde olan insanlar çok azınlıkta kalıyor. Bizim görüşümüzde olan insanlar da akademik olup da dünya standartlarında işleri kabul edilen insanlar. Böyle çok belirgin bir nicelik ve nitelik farkı var.

-Hükümetin tavrı diyaloğa yönelik bir gelişmenin olmayacağını gösteriyor. Siz ne bekliyorsunuz bundan sonrası için?

Hükümetin AB'den tarih alındığından beri tavrında bir tuhaflık var. Daha yeni müzakereci belirleyebildiler. Ama bir ayak sürüme durumu dışarıdan da söylendiği gibi- buradan da gözlemlenebiliyor. Ne oluyor; iktidara oturulunca o koltuğun şeklini mi alıyorlar. Bu Türkiye'de çok görülen bir şey. Muhtemelen de olan bu. Bugün konferansla uğraşıyoruz ama bir taraftan da Eğitim-Sen kapatılıyor. Galiba Türkiye tekrar içine kapanma ve demokratikleşme "belası"ndan kendini kurtarmak için Avrupa'yı da karşısına alıp pencereleri kapattırma peşinde. Hükümetin de elinden başka bir şey gelmediği için o da bu yolun yolcusu olmak durumunda.

-AKP hükümetine dair bir hayal kırıklığı yaşıyor musunuz?

Ben AKP'nin hükümet olabilme hakkını savundum hep. Ve yaptıkları icraatlardan olumlu bulduklarımı yazdım. Şunu söylüyordum; bu 12 Eylül mevzuatıyla iktidar olmayı ancak belirli şeylere uymakla mümkün hale getirdiniz. Hangi parti olursa olsun iktidar olabilmek için girilmesi gereken bir kalıp var. Kendilerini muhafazakar demokrat diye tanımlıyorlar. Ben zaman zaman bunu da yazdım. Ben muhafazakarım diyen bir adamdan bekleyebileceğimizin bir haddi var. Onun devrimci olmasını bekleyemezsin. E Türkiye'de de demokrat olmak devrim. İşte o devrimi de bunlar yapamıyorlar.

-Ermeni meselesinde "Tarihi tarihçilere bırakalım" sözü de en moda olanı. İlber Ortaylı da sizin için "Hukuksal problemleri herhalde İngiliz filoloğu Murat Belge tartışacak" demişti. Bu konuda konuşabilmenin kıstası nedir?

İnsanın okuması yazması olunca tarihçi falan olması gerekmiyor. Talat Paşa'nın -bu işlerden en fazla sorumlu olan ve onu reddetmeye çalışan adamın- anılarını okuyorsunuz. Onun kendisini savunmak için koyduğu Rus yarbayının yazdıklarını okuyorsunuz. O satırlarda bu işin nasıl olduğunun kanıtlarını buluyorsunuz. Halil Menteşe'nin, Talat'la nasıl haberleştiği, Talat'ın Almanya'dayken Almanlarla bu meseleyi nasıl konuştuğu, "bu Ermeniler'e yapacağımızı anlat" falan dediklerini görüyorsunuz. Eski Türkçeniz varsa Takvim-i Vakayi gazetesinde bütün olanların kanıt ve belgeleri yayınlanmış. Bütün yabancı adamların yazdıkları, buradaki elçilerin raporları, kendi aralarındaki yazışmaları, buradaki Alman dışişlerinin ölenler hakkında verilen Mavi Kitap'la hani yalandır malandır dedikleri kitap- ilgili "verilen rakamlar oldukça gerçekçi, buna karşı çıkmayın, sonra mahcup oluruz" dediği mektupları okuyorsunuz. Bütün bunları okuduktan sonra illa bir de sıfat olarak yanınıza "tarihçi" diye yazılması mı lazım? Bu insanlar bunları okuyup bildikten sonra da "ben böyle okudum" diye söyler. Bunun bir başka türlüsü olacak ve onun adı da demokrasi olacak Bu nasıl olacak, bunu bana açıklasınlar!

-Bundan sonra ne yapacaksınız?

Konferansı gerçekleştirmenin yollarını arayacağız. Ve gerçekleştireceğiz.

-Türkiye'de sol veya resmi tezin dışına çıkabilmiş aydınlar neden özellikle son yirmi yıldır soykırımı dillendiriyorlar? Öncesinde neden bahsetmemişler? Ne oldu da soykırımı konuşur olduk?

Bunu kimse çok fazla dile getirmedi. Bunun değişik nedenleri var. Kimisi için çok acıklı ve ayıp bir olay, ne kadar az söylense o kadar iyi. Bir de tabii, 1917'de Ermeniler kendilerini Sovyetler'in içinde buldular. Öteki adamlar da, Ermenistan'ın dışında kalıp bir şekilde Avrupa ve Amerika'ya giden Ermeniler, bir hayat gailesine düşüyorlar. Yani bu tartışılan, gündeme getirilen bir sorun değil Ermeniler tarafından. Veyahut Ermenistan'daki Ermenilerin ne dediğini batı bilmez. Çünkü onlar ayrı bir dünyanın parçası olmuşlar. Bir de ta başından beri bir anti komünizm var. Duvarın öbür tarafındaki Ermenilerin derdi, duvarın bu tarafındaki insanları uzun boylu ilgilendirmiyor. Dolayısıyla Cumhuriyet'in erken döneminde iktidar bundan bahsetme ihtiyacını duymuyor. Çünkü onu duyuran bir baskı yok. Ama mesela Atatürk'ün los Angeles Times'tan gelen adama İzmir Suikasti'nden bahsederken "bunlar yüz binlerce Ermeni vatandaşımızı öldüren İttihat ve Terakki'nin silahşörleridir" gibi bir laf etmiştir. Ama Atatürk kalkıp iki günde bir bu lafı etmiyor. Çünkü bir devlet başkanı olarak bu lafı kimse sık sık söylemekten hoşlanmaz. Ancak bir mecburiyet olursa mümkün olabilir. E bu mecburiyet de dediğim nedenlerle ortaya çıkmıyor. Nazım Hikmet'e gelince Muhtemelen bu, onu da çok utandıran bir olay. Öbür tarafta da zaten bunu örtmek isteyen milliyetçiler var. Dolayısıyla soğuk savaş boyunca da koşullar böyle devam etti. Ancak diasporaya yerleşen insanların üçüncü kuşaktan olanları bunun için uğraşmaya başlayınca dünya kamuoyunda gündeme gelmeye başlıyor. O zamandan bu yana da Türkiye bunu hatırlamayan ve bilmeyen kuşaklar yetiştirdi. Bir kere o kuşaklara "çocuklar biz size söylemeyi unuttuk. Böyle bir olay olmuştu" demek onlar açısından abes. İkincisi de bu olaylar başladığı zaman gene soğuk savaş devam ettiği için ve bizim müttefikimiz batı olduğu için batının çok fazla üzerimize gelmeyeceğini tahmin ediyorduk. Dolayısıyla da "soykırım olmadı" demek en çıkar yol gibi görünüyor. Ama soğuk savaş da bitince "evet böyle bir olay olmuştu" diye batılılar demeye başlıyor. Burada batı da ikiyüzlü davranıyor. Hep diyorum; ikiyüzlülük kimsenin tekelinde değil. Şimdi bu saatten sonra bu gerçeklikle yüzleşmek söz konusu. Bu da, toplumu en fazla travmatize eden konu. Çünkü bunun altında büyük bir vicdan azabı yatıyor. Bunu bilmeden yetişen kuşaklarda dahi bu tuhaf şekilde var. Bu laf söylendiği zaman kıyamet kopuyor. Şimdi arşivi açalım gelsinler diyor. Ama bu lafın ne kadar samimiyetle söylendiği bu konferansın engellenmesinden de belli. Ama arşivi açmaktan daha önemlisi tapuyu açmaktır. O zaman Ermenilere ait mallara ne olduğu, üzerinde kimin oturduğu daha belli olacaktır.

Kaynak: Birgün Gazetesi
http://www.birgun.net/sunday_index.php?news_code=1117333630&year=2005&month=05&day=29
Yayın Tarihi: 29 Mayıs 2005