Bir gün belki hayatta...


İrfan Aktan - Hamza Aktan

Doğmak sorun değil, yaşamak zor geliyor.
Düş Sokağı Sakinleri

Türk basın tarihinde İstibdat döneminin başlarında Meclisi Mebusan bir basın yasa tasarısı üzerinde çalışmaktadır. Mecliste hararetli tartışmalar vardır, zira üzerinde çalışılan tasarı basına karşı önemli yaptırımlar öngörmektedir. Bazı mebuslar tasarıya karşıdırlar. Henüz pek fazla mevkutenin olmadığı bu devirde tasarı karşıtı mebuslardan Vasilaki Bey "Gazeteler ne kadar çok olursa o kadar fayda vardır" diye görüşünü savunur... (H. Topuz, II. Mahmut'tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, s.52, Remzi K.) Vasilaki Bey'in bu sözlerinin üzerinden yüzyıldan fazla zaman geçti.

Türkiye özelinde konuşulduğunda her ne kadar basına yönelik yaptırımlar aynı gerilikte sürüyorsa da, basının çeşitliliği ve niceliksel fazlalığı anlamında epey ilerlenmiş durumda. Fakat o devirden farklı bir gerçekliği daha var günümüzün, o da gazetelerin sayıca çokluğu artık fayda vermekten çok ötede. Tarihte hiç olmadığı kadar fazla yayının ve bir o kadar da haberin dolaşımda olduğu günümüzde artık "gazete veya haber bolluğu 'esas haberi' gizleyen" bir olumsuzluğu barındırıyor. Gerçi Türk basın tarihinde karşılaşılan sansürlerin, muktedirlerin gazete ve radyolar üzerindeki baskılarının zinhar azalmadığı gerçeğini her zaman için aklımızın bir köşesinde bulundurmak gerektiği gibi, muktedirler için 'iki buçuk gazetenin' kimi zaman fazla bile olduğunu da akılda tutmak iyi olur...

(Tabii devir değişmiş, demokrasi lafları tekrar tedavüle konmuş olduğu için, ülkemizde gazetelerin daha özgür bir ortamda çıktığı, çok sayıda mevkutenin yayınlandığı düşünülebilir. Ve aslında yüzyıl öncesine göre kısmen de öyledir. Şu anda 36 gazetenin yayın yaptığı, bunun çok üstünde derginin çıktığı bir ülke, örneğin Abdülhamit devrinde, hayal bile edilemezdi. Parantez içinde parantez açalım ve vurgulayalım: Her ne kadar Abdülhamit dönemindeki gibi sırf padişahın burnu büyük olduğu için "büyük burun" anlamına gelen sözler nedeniyle gazetelerin kapatıldığı "absürdlükler devri" tarih olduysa da günümüzde hâlâ birçok yayına "gözünün üstünde kaşın var" deyip cezalar verilebiliyor. Bunun son örneği Özgür Radyo: "İnsanları eyleme teşvik etmekten bir ay kapatma cezası"... Madem Abdülhamit dönemi ile bir mini kıyaslamaya giriştik, şunu da hatırlatalım: İstibdat döneminde özellikle bazı bölge veya siyasal akım isimlerinin telaffuzu ceza verilmesi için yeterli olabiliyordu. O dönemde her gazete(ci)nin kullanmaması gereken kelimeler listesi vardı. Bundan pek de farklı olmayan bir uygulama şu anda da yaşanmakta, bazı kişi veya siyasal akım ve hareketlere dair ifadelere sansür uygulanmaktadır.)

Eskimiş "yeniler"

Peki, yalnızca ulusal çapta 36 gazetenin ve bir o kadar da derginin çıktığı bir ülkede yeni bir gazetenin "yenisi" ne olabilir? Bu kadar gazete-derginin dolduramadığı hangi boşluğu doldurabilir yeni bir gazete? Aynı zamanda kocaman tekel(ler)in egemenliğindeki bir yayın alanında yeni olanın yaşama şansı veya "tutma" ihtimali ne kadar olabilir? Veya, yeni-alternatif bir gazeteye ihtiyacımız var mı?

En azından bu yazının ilgi alanı ölçüsünde yaygın-egemen medyanın "yeni"sinin ne kadar yeniyi barındırdığına dair soruşturmaya pek gerek yok gibi. Çünkü her ne kadar gazete olarak "yeni" birşeyler çıkıyorsa da gazetecilik anlayışı ve uygulaması anlamında diğer yayınların mentalitesinin ötesine geçebilecek bir prespektiften uzakta duruluyor. Bunu anlamak için son iki yıldır çıkmaya başlayan Vatan, Dünden Bugüne Tercüman ile Halka ve Olaylara Tercüman gibi "yeni" gazetelerin yayın çizgilerine bakılabilir. Vatan'ın Sabah ve Hürriyet'i aratmayan liberal-sağ çizgisi, Dünden Bugüne Tercüman'ın Yeni Şafak'ı aratan muhafazakarlığı, Halka ve Olaylara Tercüman gazetesinin ise Ortadoğu'yu aratmayan sağ-milliyetçi-muhafazakar çizgisi, esasında öncekilerinin devamları veya onların türevleri olmanın ötesinde bir mana ve ehemmiyet taşımıyor.

(Ve tabii bir not: Adı geçen gazetelerin sahiplik yapısı ile yayın politikalarının 'paralelliği'ni gözönünde bulundurmak yararlı olacaktır. Kimin yayın politikası, ne gibi ekonomik ve siyasi getiriler için, nasıl çizilmiş? Herhalde bu sorunun en yalın cevabı Arundhati Roy'un şu cümleleri: "Tekelci medya sadece neo-liberal projeyi savunmuyor. Tekelci medya neo-liberal projenin ta kendisi. Medyanın tavrı, bakış açısı ahlaki bir tercih değil, ekonomiye içkin yapısal bir durum". Bir tür 'modern' mafyacılığın hakim olduğu sermaye kontrollü medya dünyasının atmosferine dair bkz: Mustafa Sönmez'in, 'Filler ve Çimenler', Ayşe İnal'ın; 'Haberi Okumak', Serge Halimi'nin 'Düzenin Yeni Bekçileri', İgnacio Ramonet'in 'Medyanın Zorbalığı', Varlık Özmenek'in 'Medya Terörizm', Ragıp Duran'ın 'Apoletli Medya' adlı eserleri. Dolaylı bir kaynak olarak da John Keane'in 'Medya ve Demokrasi', Jean Baudrillard'ın 'Tam Ekran' ve tabii ki Pierre Bourdieu'nün 'Televizyon Üzerine' kitabına bakılabilir...)

Yeni bir gazetenin karşılayacağı ihtiyacı veya sağlayacağı faydayı arıyorsak "alternatif" olma iddiası taşıyan az sayıdaki gazetenin biriktirdiği deneyime göz atmak gerekiyor.

Alternatif gazetelerin mâkûs talihi

Bu topraklar, her ne kadar sansürcü-baskıcı bir devlet geleneğine ev sahipliği ediyorsa da, aynı zamanda bunu kırmaya çalışan, bu uğurda iktidarları sorgulayan gazetelerin de ev sahipliğini yapmıştır. Fakat bu sorgulayıcı-alternatif gazetelerin yazgısı ne yazık ki hemen hemen aynı olmuştur. Şöyle ki:

Söz konusu "alternatif" gazeteler hitap ettiklerini iddia ettikleri "halkın" ilgisine nail olamadıkları gibi yaygın-egemen medyaya karşı önemli bir boşluğu da ne yazık ki dolduramadı, dolduramıyor. Ya da nitel anlamda kısmi bir alternatifliği sağladılarsa da bunu niceliksel bir boyuta taşıyamadılar, taşıyamıyorlar. Bunun temel nedenlerinin başında serbest piyasa koşulları geiyor. Her şeyden önce bu gazeteler herhangi bir bilboarda ilan verebilecek kadar bile bir finansman sahibi değil. İkinci önemli neden olarak da devletin şimdiye kadar bu medyaya karşı takındığı anti-demokratik tutum gösterilebilir. Dağıtımcılarının bile gözaltına alındığı bu gazeteler, insanların gözünde okuması sakıncalı yayınlar olarak olumsuz bir imaja sahip oluyorlar. (Misal-1: Özgür Gündem Gazetesinin Adana dağıtımcısı, daha bir hafta öncesine kadar, polis tarafından kendisine işkence edildiğini söylemiş ve dava açmıştı. Misal- 2: Türkiye'de hâlâ muhalif kimi gazeteler, bayilerde 'el altından' satılıyor.) Bir başka neden de söz konusu gazetelerin çeşitli politik nedenlerle belli fraksiyonlara veya politik kesimlere hitap eden yayın çizgileri. Sol tandanslı bu gazeteler kimi zaman "solun bile" ihtiyacını karşılamaktan uzağa düşüyor, gazetecilikle propagandayı karıştırıyor ve 'tek taraflı' tutumlarından ötürü farklı/geniş bir okur kitlesine hitap etmiyor, edemiyor.

Alternatif olma iddiası taşıyan az sayıdaki gazete bu ve benzeri nedenlerle homojen ve sınırlı bir okur kitlesine seslenmek durumunda kalıyor. Dörtbuçuk milyonu aşkın gazete okuru "pastasından" ne yazık ki minicik bir pay -en fazla 20-25 bin okur- alabiliyor bu gazeteler. Ve içine girdikleri bu döngüden kurtulamadıkları için çoğunlukla kendilerini finanse edemediklerinden -kimi zaman da devletin doğrudan müdahalesi sonucunda- kapanmak zorunda kalıyorlar. Yani, alternatif olma iddiasındaki gazeteler bir şekilde doğuyor, doğabiliyor, fakat yaşamaları zor oluyor. Yaşayabilenleri de bir noktadan sonra alternatif tutumlarını yitiriyorlar.

Serbest piyasa koşulları ve devletin baskıcı yönelimlerini bir kenara bırakırsak, bu gazetelere yöneltilebilecek temel eleştiri heterojen bir okur kitlesini hedeflemiyor olmaları değil bir tek. Sorun aynı zamanda, "haberdar" olmak istenilenlerin, çoğu zaman alternatiflik, muhaliflik adına, haber olarak görülmeyişi, temel gazetecilik ilkelerinin ikinci plana atılışı ve tabii gazetelerin daha çok bir örgüt, parti yayın organı olarak kendini lanse etmesi... Bu nedenle birçok sağ-mahafazakar yayının reklam yapamadığı halde bu gazetelerden daha fazla insanın ilgisini çekmesinin ardındaki nedenleri düşünmek zorundayız.

Yeninin yenisi ne olmalı?

Mülkiyet yapısı bakımından çoklu bir yapıya bağlı, farklı kişi ve kesimlerin söz sahibi olabileceği bir "alternatif" yayını mümkün kılmak, onun sürdürülebilirliği önündeki en önemli engellerden birinin de kalkmış olacağına delalet olacaktır.

Yeni-alternatif bir gazetenin yapması/dikkate alması gerekenler hem yaygın-egemen medyanın önemsemediği ve yanlış yaptığı, hem de alternatif ancak yaygın olamayan medyanın yapamadıkları olmalıdır. Veya Slavoj Zizek'in, PostExpress'te tefrika edilen Lenin ile ilgili makalesinde kullandığı cümleyi beklentisi içinde olduğumuz gazeteye uyarlarsak; alternatif gazeteleri tekrarlamak, onların yaptıklarını yapmak değil, yapamadıklarını yapmak, kaçırdıkları fırsatları gerçekleştirmek veya bunun uğraşını vermektir. Bu perspektifle hareket edildiğinde şu anki gazetelerde olmayan, ancak bir gazetenin "olmazsa olmazları" olarak şunları sıralayabiliriz (bizim sıralayacağımız maddelere elbette ki daha birçok önemli husus eklenebilir. Sıraladıklarımız "öncelikler" olarak da okunabilir):

* Bu topraklarda ayrımcılığa-baskıya uğrayan halklara-etnik yapılara-sınıflara ve cinsiyetlere pozitif ayrımcılık. Gerekirse bu halklara veya kimliklere özel sayfalar hazırlamak. Onların gündemlerinden uzaklaşmamak, yaygın medyanın kadrajına almadığı bu kimlikleri "görünür" kılmak.

* Sürekli bir medya eleştirisi ve özeleştiri. Sorumlu bir yayıncılığın temel gereklerinden biri, hitap ettiğiniz kesime karşı sorumluluklarınızı yerine getirip getirmediğinizdir. Bu medya eleştirisi, yaygın medyada temel gerçekleri görmezden gelen ombudsmanlardan farklı bir eleştirelliği gözetmeli. Fakat aynı zamanda popülist bir özeleştiri diline de kendini kaptırmamalı. Yani ne kendi hakkını ne de okurun hakkını yemeli.

* Şu an yaygın medyada "yorum" adına en fazla on-onbeş kişinin -birbirinin benzeri- görüşlerine yer veriliyor. Yeni-alternatif bir gazetenin etnisite, cinsiyet, sosyal-siyasal statü gözetmeden 'herkese' açık olması önem taşıyor.

* Okurun pasif bir tüketici olduğu şeklindeki egemen anlayışın ötesinde, etkin bir katılımının sağlanmasına çaba göstermek. Okurun enformasyon sürecine katılımını sağlamaya çalışan yayınlar yok denecek kadar azdır. Bu konuda internet sitelerindeki model devralınabilir. Kimi haber sitelerinde haber veya yazılara karşı okurun tepkisini aktarabildiği kanallar vardır. Böylelikle okur, haberlere ilişkin eleştirilerini paylaşabileceği/yayabileceği gibi, gazete için önerilerini de yansıtabilir.

* "Halk" adına konuşup da basit popülist bir söylemden öte, düzeyli ve ikna edici, ama aynı zamanda her türlü iktidara mesafeli bir dil. Unutmayalım ki, Uzan'ın sahibi olduğu Star gazetesi de "Halkın gazetesi" sloganını kullanıyor(du).

* Egemen medyanın yansıttığı elit magazininden öte yaşamın ve "sıradan" insanların magazini ve onun dili inşa edilmeli. Veya "başka türlü bir magazini" inşa etmeye çalışmak.

* Dünyanın Türkiye'den, Türkiye'nin de İstanbul-Ankara veya bir başka bölgeden, politikanın da TBMM'den ve/ya bir başka "merkezden" ibaret olmadığının farkındalığıyla hareket etmek.

* Dünyanın ve ülkenin temel-kronikleşmiş problemlerine dair çözümleyici teorik bilgiler vermek. Bu problemlere dair alternatif çözüm projelerine aracılık etmek.

* Sıcak, "önemli", "hard" gündemlerin yanında gündelik yaşamı ihmal etmemek, "iyi" haberin de "kötü" haberi kovabildiği bir anlayışı geliştirmek. Bununla ilintili olarak özellikle Anadolu Ajansı'nın geliştirdiği resmi ve tekdüze haber dilinin ötesinde bir haber kurgusu oluşturmak. Haberin "resmi" kurulmuş dilini "sivilleştirmek."

* Kendini reklam pazarına, gazeteciliğin temel ilkelerini unutacak kadar kaptırmayan, sağlam ama katı da olmayan bir yayın politikası izlemek.

* Yukarıda sözünü ettiğimiz, alternatif olma iddiasında olan, ne var ki bunu çeşitli sebeplerden dolayı hakkıyla yerine getiremeyen gazetelerin büyük bir handikapı da, çalışanlara karşı tutumudur. İletişim sürecinin ilk ve belki de en önemli ayağı olarak görülmesi/kabul edilmesi gereken muhabirliğe karşı takınılan küçümseyici tutum bizim "sorun" olarak gördüğümüz hususların başında geliyor. Günümüzde muhabirlere çok basit ve önemsiz bir işi yerine getiren iradesiz birer aktarıcı olmaktan öte bir rol/misyon ve/ya imkan biçilmemekte. Bu algılayış zeminine kendisine "alternatif" diyen gazeteler de kaymıştır. Halbuki muhabirlerin ve yerine getirdikleri işin böyle bir anlayışa kurban edilmesi bizce iletişim sürecinin dejenerasyonunun en başat ayaklarından birini oluşturuyor. Ve aynı zamanda unutmayalım ki, karnı aç bir muhabirin haber yapma, ya da bir haberi etraflıca araştırdıktan sonra editöre teslim etme hevesinin olmasını düşünmek ham hayal olduğu gibi, yakışıksız bir tutumdur da. 'Gönüllülük esasının', alternatif, sol gazeteleri ne hale soktuğunu, aynı zamanda çalışanların motivasyonunu ne derece etkilediğini unutmamak gerek.

"Alternatif" bir yayında çalışan her muhabirin muzdarip olduğu dertlerden biri de, yaygın medya mensupları ve muhabirleri karşısında hissettikleri ezikliktir. (Bu konuda 'iyi' örnekler için bkz: Doğan Tılıç: 'Utanıyorum Ama Gazeteciyim', İletişim Yayınları.) Bu ezikliğin nedenleri çok açık: muhalif bir gazetede çalıştığı için, polis tarafından her an baskıya maruz kalma korkusu, yaptığı işi meşru hissetmemek gibi devlet kaynaklı sorunların yanında çalıştığı kuruluştan da kaynaklı problemler. Örneğin, doğru dürüst maaş alamadığı için, çok kötü ve eski bir fotoğraf makinası taşıma, yırtık ayakkabı, yakası dağınık-ütüsü bozuk montla vs, habere gitmek zorunda kalması gibi "teknik detaylar"... Bu "detaylar" da muhabirin haber yapma sürecini fazlasıyla etkileyen hususlar...

İşte şu anki medya atmosferine bakıldığında, aslında başta sorduğumuz, 'yeni bir gazeteye gerek var mı', 'nasıl bir yeni gazeteye gerek var' sorularının yanıtına, dolaylı da olsa ulaşmış oluyoruz. "Olmazsa olmazlar" veya "öncelikler" olarak sıraladıklarımızın şu anki medya ortamında karşılığının olmamasının yarattığı devasa bir eksiklik yaşanmaktadır. Bu nedenle günümüz medya dünyasında yeni-alternatif bir gazeteye belki de hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Ve bu gazete "bir gün belki hayatta, bir teselli aradığımızda" bakacağımız ilk "resim" olmalı. Olabilmeli.

* Kaynak: http://www.haysiyet.com/04/okur_04/irf_haktan_04_03_06.html
* Yayın tarihi: 06/03/2004