Kozmetik endüstrisinin metroseksüel ihtiyacı


Hamza Aktan

Başlı başına bir pazar haline gelen kozmetik sanayii, son zamanlarda gözünü erkeklere de dikmiş durumda. Kozmetik marketlerin her tarafı kapladığı bir dönemde kadınların bu alana olan yönelimi belli ki artık ekonomik açıdan yeterli gelmiyor, erkeklerin de "bakımlı" olması gerekiyor. Hemen bir parantez açalım; "bakımlı" olmak egemen fikriyatta makyaj yapmış olmakla eşdeğer görülüyor. Bundan olsa gerek artık David Beckham tipi erkek modelinin "makbul" olduğunu yazıyor gazeteler. Aynı gazetelerden Beckham'ın makyaj masraflarının Türkiye'deki asgari ücretin kat kat üzerinde olduğunu öğreniyoruz.

Bir fikir jimnastiği yapalım: Metroseksüel erkek modelinin kabul görmesiyle birlikte kozmetik endüstrisi yeni bir tüketici kitlesi kazanmış olacak, böylece herhangi bir cins kotası-ayrımı olmadan herkese kozmetik ürünler satılabilecek. Bunu sağlamak da tabii ki medyanın "aracılığıyla" mümkün olabilecek. Medya, "bakımlı" erkek imajını öne çıkaracak, makyajlı erkek tipinin "in", makyajsızların "out" olduğunu "deklare" edecek; çoktandır medyanın etki alanındaki insanlar da "bakımlı" olmaya yönlendirilecek.

Metroseksüelliğin ne menem bir şey olduğunu bir de "marka ve moda psikolojisi uzmanı" Michael R. Solomon'dan dinleyelim: "Metroseksüel denilen bu yeni pazarlama trendinde, erkek yine heteroseksüel. Fakat, kadının etkisinde kalan ve ona göre şekillenen erkek, kendine daha çok bakıyor, kozmetik ürünler kullanıyor, modayı takip ediyor, unisex giysileri tercih ediyor. Yani kadın, erkeğin alışveriş bilincini değiştirdi. Bu akım, medyanın da etkisiyle kartopu gibi büyüyor. Bir hastalık gibi bulaşıcı etkisi var. Uzun süreli trend olacak gibi görünüyor"(17 Aralık 2003/Akşam).

Gazete/TV'ler, gıcır gıcır bir kavram -ve "malzeme"- olarak metroseksüelliği günlerdir işliyor, bu kavram çevresinde haberler yapıyor, kimin metroseksüel olup olmadığına dair değerlendirmeler yayınlıyor (son olarak Cıvan Haco bu "kategoriye" dahil edildi).

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri -veya geleceğin gazetecileri- de medyanın bu gündemine ayak uydurup -veya takılıp- "Erkeklerde kişisel bakım araştırması" yapmış. Fakültenin Akademik Medya ve Kamuoyu Araştırmaları Grubu, İstanbul'un 25 ilçesinde 663 erkek üzerinde gerçekleştirmiş çalışmasını. Araştırmanın sonucu ise şu: Metroseksüellik kabul görüyor ve yayılıyor (22 Ocak 2004/Radikal). İletişimcilerin yaptığı araştırma da -yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi- deneklerin makyaj yapmakta herhangi bir sakınca görmediğini, "bakımlı" erkekleri daha karizmatik gördüklerini aktarıyor. Böylece biz "bakımsız" erkeklerin "karizmatik" olabilmesinin ancak ve ancak "bakımlı" olmakla mümkün olduğu mesajını alıyoruz. Madem öyle, haydi kozmetik marketlere, solaryumlara, saç boyaları tüketmeye, cilt bakımı yaptırmaya...

Okul arkadaşlarının Ali Kırca'yı, Reha Muhtar'ı "yılın gazetecisi" seçtiklerini görüp dumura uğramış biri olarak İ.Ü. İletişim Fakültesi öğrencilerinin bu kadar "medyatik" bir araştırmaya girişmesine o kadar da şaşırmadım doğrusu. Belki genel bir kanıksamışlık halinden kaynaklı kimsenin şaşırdığına da rastlamadım. Fakat bana kalırsa önümüzde duran tablo şaşırtıcı ve kaygı verici.

Okuduğumuzu anladık mı, cevap verelim:

Ama biz yine de İ.Ü. İletişim Fakültesi Akademik Medya ve Kamuoyu Araştırmaları Grubu'nun çalışmasını -naçizane- irdelemeye çalışalım.
* Erkeklerin kişisel bakımı bir iletişim fakültesinin ilgi alanına ne kadar girer?
* Bu mesele daha çok sosyolojinin veya kozmetik sanayinin veya modanın gündemini teşkil etmez mi?
* Erkeklerin kişisel bakımında bir artış olması bir "haber" olabilir ama iletişim fakülteleri ne zamandır yaygın medyaya haber yapıyor? Ya da şöyle soralım; İletişim fakültesi metroseksüellikle ilgili bir araştırma yapacaksa, bu meselenin medyada nasıl işlendiğini değerlendirmesi konumuna daha iyi uymaz mı?
* Kendi öğrencilerine medya etiği/sorumluluğu dersleri veren ve tam da bu öğrettiklerinden epeyce uzaklaşmış olan yaygın-egemen medyaya eleştirel bakması beklenecek bir kurumun, gazetelerin en fazla magazin sayfaları için haber değeri taşıyacak bir araştırma yapması üzerinde fazlaca durulması gereken bir konu değil mi?
* Henüz iletişim fakültesi öğrencisi iken bu ve benzeri meseleleri problem edip üzerinde çalışma yapanlardan sorgulayıcı/kamusal/sorumlu bir gazetecilik pratiği beklemek ne kadar gerçekçi?
* İletişim Fakültelerinde yukarıdakine benzer örneklere rağmen yaygın medyanın temsilcileri nasıl oluyor da yeni kuşak gazetecilerin kendilerine benzemediğini söyleyip tedirgin olurlar?

Gündem müsveddeleri

Medya ortamındaki yayın/program/haber/kavram akışında çok bütünlüklü, sistematik bir işleyişle karşı karşıyayız. Yaygın medya, ortaya çıkardığı ürünlerin herkes tarafından hazmını sağlamak için elinden geleni yapıyor. Ülkedeki tartışma mevzuları, analizler, bu tartışmalar etrafında tavır almalar vs. tümüyle olmasa bile çok önemli oranda yaygın medyanın ya ürettiği ya da dikkat çektiği meseleler üzerinden yürütülüyor. Yani egemen medyanın egemenliği sokağa, akademiye, siyasete çoktan sirayet etmiş durumda.Bunun en bariz örneğini Popstar adlı programda (bir medya mahsülü olan program haftalardır gazetelerin manşetlerinden/ sür manşetlerinden inmiyor) gördük. Bu ülkenin gazetecisinden sosyoloğuna, edebiyatçısından siyasetçisine kadar program hakkında konuşmayan kalmadı. Tartışma ortamının heterojenliği belki bu yönüyle "zenginlik" sayılabilir, ancak bu "zenginliğin" -her ne kadar bir klişeye dönmüş de olsa- tam bir "yapay gündem" etrafında sürdüğünü görmek durumundayız. Veya İsmet Berkan'ın deyişiyle gündem müsveddeleri ile -ben bunu bir itiraf olarak okuyorum- bir enformasyon yağmurunda sırılsıklam ıslanıyoruz-ıslatılıyoruz. Bu medyada görünmek, manşet olmak için -belki çok indirgeyici olacak ama- müsvedde olmak tek şart gibi.

Yeni kuşak gazetecilere ve onların eğiticilerine düşen, bu medyada nasıl görünür olabiliriz kaygısından hareketle müsvedde gündemler yaratmak, onların peşinden sürüklenmek değil, medyanın bu gerçekliği karşısında akademiden ve gazetecilikten beklenen eleştirel-sorgulayıcı tavırdan ödün vermemek olmalı.

* Kaynak: http://www.haysiyet.com/04/okur_04/haktan_04_01_30.html
* Yayın tarihi: 30/01/2004